başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Atatürk'ün Yaktığı Işık Söndürülüyor

Lütfi Kaleli

Evet, Atatürk'ün yaktığı ışık söndürülüyor. Nice bedeller ödenerek kazanılan aydınlanma devrimleri birer birer budanıyor; aydınlık Türkiye karartılıyor...

Türkiye'nin bağımsızlaşması, bireyin, özellikle kadının özgürleşmesi ve toplumun uygarlaşması için başlatılan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nda her biri birer Hacı Bektaş Veli'nin paylaşımcı Kadıncık Anası ve de Ahi Evren'in örgütçü Bacıyanı olup Nene Hatun gibi canını dişine takarak; Kastamonulu Hafıze Hanım gibi yün fanila, çorap örüp sofra açarak; Aydınlı Çete Ayşe gibi belde silah efeleşerek; Kastamonu Duruçay köylüsü Halime Çavuş gibi silah kuşanıp erkekleşerek; kimileri de yurdun dört bir yanında omzunda mermi, sırtında şelek, kucağında bebek, eteğinde ekmek, ya da "Tüfeği kaptım mı ordayım / Orda yurt döğüşmekte / Toprağımın bütünlüğü kımıldarken / Orda bayraklar kanla dalgalanır" dizeleriyle o kutsal savaşın heyecanını aktaran ' Türkçenin ses bayrağı', şiir dünyamızın doksanlık çınarı Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın "Mustafa Kemal'in Kağnısı" adlı şiirindeki Elifcik gibi, ölen öküzünün yerine kendisini kağnıya koşup cepheye cephane taşıyarak savaştılar; can vererek, bedeller ödeyerek Aydınlanma Devrimi'ni gerçekleştirdiler...

Ve de Türkiye'yi mazlum ülkelere örnek bir ülke yaptılar...

Peki, şimdi ne mi oldu?

Bütün bu ödenmiş bedellere karşın, 1950'de açıktan açığa başlatılan ihanet politikası, geçen 55 yıllık süreçte katmerleşerek günümüze gelindiğinde Türkiye'nin aydınlık yüzü karartılır oldu...

2004 Ağustos'unda Yalova-Termal'e gittik. Girişte anayol üstüne gerilmiş bez üzerinde kocaman bir "Ata'nın Yurduna Hoş Geldiniz" yazısıyla karşılaştık. Sevindik. Bezin altından geçerken gururlandık... Ama merkeze girdik, şaşırdık. Aman Tanrım! Burası gerçekten ATA'nın yurdu mu, yoksa Usame bin Ladin'in yurdu Suudi Arabistan mı? dedik, hayıflandık, apışıp kaldık...

1990'larda "İslam için bu dünyaya ölmeye geldik!" diyen kara sakallı, başları sarıklı, saçları uzun ve ellerindeki sopalarla terör estiren İslamcı Aczmendilerin o çirkin giysilerini modaya taşıyanlar; sonra tesettürü podyumlarda sergileyip tesettür sektörünü yarattılar; ürettikleri "Haşema" denilen tepeden tırnağa kapalı giysilerle kadınları sarmalayıp denize sokmayı da başardılar...

Böylece sanayi kesiminde geliştiler; ticari alanda yaygınlaştılar, medyada var oldular; bilisiz toplumun dini duygularını sömürüp siyasette de güç kazanarak iktidara geldiler, devlet birimlerinde yoğunlaştılar; yasa yapan ve uygulayan yöneticiler oldular...

AKP'liler, iktidara geldikleri günden bu yana geçen 20 ayda 20 bini aşkın yandaşlarını üst düzey memur yaptıkları yetmediği için, devlette 25 yıl hizmet süresini tamamlamış olan memurlara eğer hemen emekliye ayrılırlar ise, kıdem tazminatlarını ve tüm yasal haklarını peşin ödeyeceklerini, şayet sonra emekli olurlarsa bu haklarını taksite bağlayacaklarını söyleyerek, emekliliği özendirip Cumhuriyetçi kuşağın yerine, şeriata koşullandırılmış gençleri alarak devlette uzun erimli tam bir kadrolaşmayı hedeflediler.

Atatürk'ten miras kalan Aydınlanma Devrimi'nin yasalarına aykırı hareket edenlere hapis cezası öngören maddenin Türk Ceza Yasası'ndan çıkartılmasını; kaçak Kuran kursları ile kamusal alana taşıyarak toplumun gerilmesine neden olan türbanın serbest bırakılmasını ve hatta türbanı yasaklayan faile 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası verilmesini öngören yasa taslağı da hazırladılar. Bununla da kalmadılar, Kültür Bakanlığı'nın izniyle hazırlayıp dağıttıkları çizgi filmle, körpecik beyinlere kalaşnikof silahlar ve bombalar eşliğinde "cihat propagandası" şırınga ederek gençleri "anarşist" yapmayı bile yeğlediler:

İslami yayıncılık yapan Atak Organizasyon'un satışa sunduğu "Çocukça Dergisi"nin promosyon olarak verdiği çizgi filmlerden "cihat" mesajı çıktı. "Şehitler Cennete Gider" adlı setin tanıtımı, "Uğrunda canınızı vereceğiniz bazı değerler vardır" ifadesiyle yapılıyor. Çizgi filmler; kalaşnikof, tank, top, bomba, türbanlı küçük kız çocuklarının görüntüleri eşliğinde, Şehit Mutahhari, Şehit Himmet, Şehit Beheşti, Şehit Çemran adındaki kişilerin hayatı ve Allah yolundaki ölümleri anlatılıyor... Okul çıkışlarında çocukları eğiten sakallı militan karakterler, "İslam şehitlerinin bir eline silah, diğer eline kitap (Kuran) aldığını" söylüyorlar... Beş VCD'lik setin fiyatı 12 milyon lira ve Çocuk Dergisi'nin son iki sayısı olarak veriliyor... (Milliyet, 10 Eylül 2004)

Bakırköy Belediyesi'nin desteğinde "Modern Eğitim Dershaneleri" (MED) tarafından basılan "Çocukça Allah'a Mektuplar" ve "Çocukça Hayatın Kıyısında" adlı kitaplar, öğrencilere dağıtılıyor. Kitapları hazırlayan, Fazilet Partisi milletvekili iken, Merve Kavakçı'yı türbanıyla TBMM'ye sokan ve savunan Nazlı Ilıcak'm Tercüman gazetesinde çalışan bir gazetecidir. MED ise, Türkiye'de bir şeriatçı Kürt devleti kurmayı amaçlayarak ayaklanan ve 1925'te yakalanıp idam edilen Şeyh Sait'in ardılı olan ve şu an kaçak olarak hala Amerika'da yaşayan Fethullah Gülen'in himayesi altında çalışan bir özel eğitim kurumudur. Kitaplarda; "Allahım! Sen tüm Müslümanları sırat köprüsünden geçirip cennete götürmeyi nasip eyle ve bütün ailelere huzur ver... Herkes öldükten sonra ne olacak? Bu konuda bilgim yok. Ama sana inandığım için rahatım... Ben Allah'ı görmek için ölmek istedim. Bir gün kanser oldum, doktora gittim; doktor dedi ki: 'sen bir hafta sonra öleceksin!' Ben çok sevindim, çünkü ilk işim Allah'ı görmek olacaktı..." gibi yakarışlar yer almaktadır. (Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet, 16 Eylül 2004)

Dogmatik bir düşünce kalıbım minik kafalara sokmak isteyen bu kitaplar, aklın ve bilimin ışığında gelişmeyi değil, çağdışı kaderci bir gericiliği aşılamaktadır...

AKP iktidarı, bu arada hazırladığı yasa taslağına düşünce ve ifade ö/gürlüğünü kısıtlayan maddenin yanma "zinanın cezalandırılmasını" da koyarak kamuoyunu bu madde ile tartıştırıp meşgul ettirmeyi, diğer önemli konuları ise tartışmaktan uzak tutmayı başardı. 14 Eylül 2004 günü yapılan TBMM oturumunda ise "zinanın cezalandırılmasını" taslaktan çıkarıvererek hedefine ulaştı... Böylece Aydınlanma Devrimi'nin karartılması yolundaki ilerleyişine kurnazca ve kararlılıkla devam eder oldu...

Her zaman her yerde yinelediğim gibi bir kez de buradan sesleniyorum:

Ulu önder Atatürk'ün bizlere bıraktığı aydınlık Türkiye'nin daha fazla karartılmasına izin vermek istemeyen aydınlarımız, yazarlarımız, sanatçılarımız; işçi, memur, emekli, esnaf, çiftçi, öğrenci, öğretmen, savcı, yargıç, avukat, doktor, mimar, mühendis tüm toplum katmanlarımız "ben" bencilliğini kırıp, "biz" demesini bilerek bir çatı altında  birleşip sandıktan çıkarak  bu karanlık gidişe dur demelidirler...


 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2005