Nazım Hikmet ve ‘devrik
tümce’
Prof Dr. Ömer Demircan
TDD 73 06.11.04
I
Başlangıçta“devrik”
dizim, Türkçenin yapısal özellilerinden doğan ezgisel
bir işlem olsa gerek. “Orhun Yazıtları”nda (-732-)
bile önemli sayıda devrik söz geçer. “Dizimsel-alan-dışına-öge-konumlama”
olarak yeniden tanımlamak zorunda kaldığım bu işlem,
gerek sözlü iletişimde, gerekse şiir dilinde özenle işlenir.
Osmanlıca düzyazıda ise, her
tümce yüklemle biter. Okullarda anlatım eği-timi de o
yüklemson dizime dayanır nedense. Dil Devrimi sürecinde
(1928) sıra söz-lü anlatım özelliklerinin yazılı anlatıma
aktarılmasına gelip dayanınca, bir tartışma-dır başlar.
Tutucular, “devirmek” eylemine bağlanan “devrik” sözcüğü ile
olumsuz bir ad koşarlar bu işleme: “devrik tümce”.
Devrimden yana olanlar bu tümce biçi-mini kolayca benimser
ama, 1950’den sonra okulda anlatım eğitiminden dışlanır bu
tür söz dizimi.
İster beğenin ister
beğenmeyin, bir yandan (mı, da, bile,... gibi) odaklayıcı-lar
%40-45 ile, öte yandan devrik dizim %25-30 ile odağın
ortalanması Türkçe me-tin üretiminin belkemiğini
oluşturur. Oysa, bu işlemden habersiz bitirir üniversiteyi
Türk Dili ve Edebiyatı öğrencileri bile.
Türkolojide değişmeyen o
tutumu, “devrik tümceye nasıl bakıldığını, bu tümcenin düz
anlatımdan nasıl dışlandığını Eyüboğlu (1956:76) şöyle
açıklamakta-dır.
“Bize Türkçe derslerinde garip bir alıştırma
yaptırırlardı; şair dilini nesir di-line çevirme.
Bütün yaptığımız da fiilleri cümlelerin sonuna getirmek
olurdu. ... Me-ğer tam tersi doğruymuş bu aldığımız dersin”.
Yüklem ardına üç ayrı tür konumla-ma yapılıyor.
(1) i. devrik: Bir de Horon hikâyemi
anlatayım size.
ii. onarım: Seni
yapıyoruz denetçi onun yerine.
iii. açıklama: Onlara
allahaısmarladık diyeceğim günü bekliyorlardı
sade-
ce
“güle güle” demekle yetinip ayrılacakları günü.
(gün)
Ayrımları bilseniz de yazılı anlatımda devrik işlem
uygulamak çok zor. Bil-gi akışının, dolayısıyla
tümcelerarası ilişkilerin devrik işleme göre değişmesi
gereki-yor. Doğrusu, “devrik tümceye yükselmek gerek”
sözünü boşuna söylememiş Ataç. Nâzım, yazın dili üzerine
görüşlerini, Bursa hapisanesinden olsa gerek, Vâlâ
Nureddin'e (1965:468, 1986:-188) şöyle açıklıyor.
(2)
|
"Şiirin ayrı dili,
nesrin ayrı dili vardır diye bir şey kabul etmiyorum.
Bundan dolayı şiirde yapılan denemeleri, hikâye
dilinde, roman dilinde de yapabiliriz. Bü-tün iş
dilin tazeliğindedir. Taze gıcır gıcır bir dil
kullanacağız. Bunun için de bir yandan taze, canlı
sözler, bir yandan da taze, canlı cümle
kuruluşları bulacağız. Kısaca söylemek lâzım
gelirse, sözlerle, cümle kuruluşlarıyla
münasebetimiz pasif değil, aktif bir münasebet
olacak. Yalnız konuştuğumuz dili
yazmayacağız, konuşmamızı esas olarak alacağız
fakat bu temelin üstüne biz yeniden bir dil
yaratacağız. Nasıl, sanat eseri
tabiatın, cemiyetteki hadiselerin, insanın sadece
bir kopyası değilse, dil de öyle, sadece bir kopya
olmayacak. Ağzımıza geleni yazma-yacağız. Yazılması
gerekeni yazacağız. Gerektiği gibi yani anlattığımız
hadiseye en uygun şekilde yazacağız. ... bence esas
mesele üslubumuzdaki yaratcılığımızdır." |
“Yalnız
konuştuğumuz dili yazmayacağız, konuşmamızı esas olarak
a-lacağız
fakat bu temelin üstüne biz yeniden bir dil yaratacağız”
görüşünü Na-zım, daha 1929 yılından başlayarak uygulamış
görünüyor:
Bu gözle aşağıdaki iki parçayı inceleyin. Devrik olan
ögelerin örnek metinlerde altları çizilmiştir.
(3)
|
1. Siyatik ve Milli
Tasarruf
“Siyatik” diyorlar
bir hastalık var, iki gözüm...
Romatizmanın azmanı!.. Hani, insa-nın bacağına,
koluna, buduna bir arız olamayagörsün, bu
“Siyatik”!.. Alimallah, ne kolunu
kıpırdatabilirsin, ne bacağını!..Bir ağrısı var bu “Siyatik”
dedikleri illetin! Hani, arzuhal verip mebus
olamamaktan beter!... Ve lâkin, şairin biri: “Bazen
felâ-ketin de olurmuş hayırlısı,” diye bir
lâf etmiş derler. Eğer, hakikat böyle bir lâf et-mişse,
mühim lâf etmiş doğrusu!....
(Nazım Hik-met,
6.4.1931, Yazılar 2, Adam 2001 s.50)
2. Sürat Asrı ve
Tebrik Telgrafı
....Şu geçen
Kurban Bayramı, teyzeme bir tebrik telgrafı çekeyim,
dedim. Gittim postaneye. Baktım gişelerin önü
mahşerden nümune. Bana sıra gelsin diye bir ya-rım
saat bekledim, efendim. Nihayet gişeye
yanaştım... Bir memur aldı elimden tel-grafı.
Tetkik etti tetebbu etti. Devretti yanındaki
arkadaşına... O zat da betekrar, tetkik etti,
tetebbu etti bizim telgrafı. Devreyledi
üçüncü memura. Üçüncü memur bey de başladı
tetkikata. ....
(Nazım Hikmet, 5.5.1931,
Yazılar 2, Adam 2001 s.66) |
Nazım, Türk şiir geleneğinde
1920’den başlayarak bir devrim yaratmıştır. Kemikleşmiş bir
Osmanlıca tümce yapısı yoktur onun düzyazılarında. Şiir
dilinde uyguladığı “dizimsel-alan-dışına konumlama”
işlemlerini düzyazıya kolaylıkla aktarır. Devrimden önce
(-1928) yazdığı öykülerde bir tek devrik dizimle
karşılaş-tım: “bu da izale edilebilirdi. Elde serum
olduktan sonra...”. Öyleyse (2) içinde söylediği
sözleri (3) içinde örneklenen metinlere yansımıştır. Nazım,
devrik tüm-ceden yana duyarlılığını Kemal Tahir'e de
açıklıyor
1943 başlarında (1968:158).
(4)
|
"Bizde "Merhaba,
dedi Kemal şapkasını çıkarıp" diye cümleyi
düzdün mü bu (hele serbest vezin şurasında) mısra
oluyor. "Kemal şapkasını çıkarıp merhaba, dedi"
dersen bu nesir satırı oluyor. Kepazeliğin farkında
mısın? Mısra ile satır bir de cümle kuruluşu
bakımından ayrılıyor. Başka dilde böy-le bir rezalet
yoktur". |
"Şiirin ayrı dili,
nesrin ayrı dili vardır diye bir şey kabul etmiyorum”
sözünü orada,
bir başka biçimde açıklıyor Nazım. Onun 1929’da başlayan
öncülüğü, devrik işlemi ancak üç ayrı bağlama bölerek
anlaşılabilir.
1.Gerek halk şiirinde
gerekse divan şiirinde uygulanan dizeleme işleminde
devrik dizim.
2. Devrik tümceli konuşma
sözlerinin değiştirilmeden düzyazıya katılması.
3.
Yazılı anlatım türlerinde, (1,2) dışında kalan yüklem ardı
konumlamalar.
Birinci işleme karşı çıkmaları
olanaksızdı tutucuların. İkinci işleme ise, ko-nuşma
sözlerinin yer aldığı bütün düzyazılarda rastlanır. Nitekim
incelediğim 1930-1940 arası roman ve öykülerde, az da olsa,
ikinci türden devrik tümceler vardı. Ya-zılı metne girse
bile, yazılı anlatıma geçmiş bir tümce türü sayılmaz o tür
tümceler. Nazımdan alınan (3)’teki parçalara bakılırsa,
orada üçüncü tür kullanıma da yer ve-rilmektedir. Bu tür
uygulamaların karşısına geçen tutucular, üçüncü tür devrik
tümce kulanan yazarlara acımasızca saldırmışlardır.
II
Devrik tümcenin 1) yazı
diline katılmasında 2) metinsel evriminde, 3) ya-zarlar
arasında yaygınlaştırılmasında kuşkusuz en büyük pay Ataç’a
ayrılır. Bu ba-şarıda Sabahattin Eyüboğlu’nun da en az Ataç
kadar emeği vardır. Ancak ne Ataç, ne de Eyüboğlu üçüncü
türden devrik tümce kullanmamaktadırlar 1930’lu yıllardaki
yazılarında.
Onların devrik tümceye
geçişi de iki aşamalı olmuştur: İlk önce 1938 yılın-da Ataç,
uzun tümce kurmayı bırakıp konuşma dilinin kısa, yüklemson
tümceleriyle yazmaya başlar. Yazılarında giderek artan
sayıda devrik tümce kullanmaya ancak 1940’tan sonra, belki
de Tercüme Bürosundaki çalışmaların etkisiyle, yönelir.
Kısa-cası bu dönüşümde, yani birinci aşamada Nazım, Ataç’tan
en az on yıl öndedir. Şair olduğu için Nazım’ın bunu
düzyazıya aktarması, o metinsel ezgiyi yakalaması kolay
olmuştur. Engellendiği ve hapiste yattığı için ikinci ve
üçüncü evreye katkısı belir-sizdir. Şair olmayan Ataç’ın “devrik
tümceye yükselmek gerek” sözü bu evrimde kendi
yaşadığı güçlüğü de anlatmaktadır. Çünkü devrik tümce apayrı
bir metin örgü-sü gerektirmektedir. Yüklemson bir metinde
kimi tüm-celeri devrik kılarak o işi ba-şardığınızı
sanarsanız, kendinizi aldatmış olursunuz.
Yeniden
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk (Müd. Huk.)
dergisinde Nazım üzerine yazdığım altıncı yazı bu. Hazır
konuya girmişken, onun “devrik” an-latıma katkısını da
belirlemeden geçemezdim. Bu belirlemede kullandığım ölçüler
şunlardı:
1.
Konuşma dilindeki gibi kısa tümcelerle yazmak.
2.
Şiir dilindeki dizimsel alan-dışı konumlama türlerini
düzyazıya aktarmak.
3.
Halk dilinde oluşmuş ayrımlardan da yararlanmak.
4.
Duygusal değişimlerin dizime yansıması kadar, olağan
durumları yansıtan sözler-
de de devrik tümceye anlamlar yüklemek.
Aşağıda
Nazım’ın düzyazılarında devrik tümce kullanımını bir yandan
Dil Devrimi ile Ataç’ın “devrik tümce”ye geçişi (1938-), öte
yandan Nazım’ın yaşamın-daki dönemlere göre ayırarak bir
çizelgede verelim.
(7)
|
Nazım Hikmet’in
düzyazı metinleri |
Konuşma
sözlerinde |
Konuşma-dışı
düzyazıda |
|
|
Tektük |
Az |
çok |
Tektük |
Az |
Çok |
|
*0. Şiirlerinde |
|
|
+ |
|
|
+ |
|
1. Yazılar |
|
|
|
|
|
|
|
1920-1929 |
+ |
|
|
0 |
|
|
|
1929- |
|
+ |
|
|
+ |
|
|
-1931- |
|
|
+ |
|
|
+ |
|
1932-1934 Sultanahmet |
|
|
|
|
|
|
|
1934- |
|
+ |
|
|
+ |
|
|
1935 |
|
+ |
|
|
+ |
|
|
1936- |
|
+ |
|
|
+ |
|
|
-1937 |
0 |
|
|
0 |
|
|
|
1938-1951
Çankırı-Bursa |
|
|
|
|
|
|
|
1951-1962 |
|
|
|
|
|
|
|
2. Konuşmalar |
+ |
|
|
+ |
|
|
|
3. Öyküler |
|
|
|
|
|
|
|
1929-1930 |
+ |
|
|
|
|
|
|
1931- |
|
|
+ |
|
+ |
|
|
1935 |
|
+ |
|
|
+ |
|
|
1936 |
+ |
|
|
|
+ |
|
|
4. Masallar
1932- |
|
+ |
|
|
|
± |
|
3. Roman
1962 |
|
|
± |
|
|
± |
|
4. Oyunlar |
|
|
|
|
|
|
|
1929-1938 |
|
+ |
|
|
|
+ |
|
1938-1950 |
|
|
+ |
|
|
+ |
|
1951-1963 |
|
|
+ |
|
|
+ |
Yorum:
Günlük yazılarda. 1929-1932 arasında coşkulu politik
yazılar ya-zan Nazım, 1933-1934 yıllarını hapiste geçirir.
Çıktıktan sonra politikaya yeniden bulaşmamasına karşın 1938
yılında yeniden hapse atılır. 1935-1937 yıllarındaki ya-zılarında
devrik tümce kullanımına da yansımış gibidir bu ön-sıkıntı.
O metinlerde devrik tümcelere tek tük yer vermiştir. Burada
ad değiştirerek yazdığı için, biçem değişikliğine de gitmek
kaygısıyla günlük yazılarında devrik tümceyi bırakmış
ola-bilir. Oysa izin verilseydi, (2) içinde dile getirdiği
coşku ile herkesten önde kimbilir ne değerli erken katkı-lar
sağlardı düzyazıda devrik anlatımın evrimine. Ama
şiirle-rinde bu dizimin bütün inceliklerine yer verdiği
kuşkusuz. O açıdan şiirleri de ayrıca incelenmelidir. Devrik
dizimde Nazım’ın da, ama yarıda kesilmiş bir öncülüğü bu-lunduğunu
vurgulamak istedim. Yalnız, polis baskısından dolayı
yazılarında (Orhan Selim, Ben, Adsız Ya-zıcı,...
gibi) değişik adlar kullanması biçemine de yansımış,
sözgelimi 1936, 1937 yazılarında devrik tümce kullanımı
neredeyse sıfırlanmıştır. 1937 yazılarında hiç devrik tümce
yoktur. Devrik tümce bakımından en zengin ya-zılar 1931
yılında ya-zılmıştır. Ancak 1936’da yayınlanan “Şeyh
Bedreddin Destanı” şiirde anlatımının daha da
evrildiğini göstermektedir. Öyleyse düzyazılarındaki an-latım
değişiklği ne-den? Bana göre kullandığı takma adlara dilini
de uydurma kay-gısından. Nitekim Macaristanda kendisiyle
yapılan bir röpotajda “1935 civarında illegal koşullarda
çalıştım” diyor (Develioğlu, 2004:165).
Sözgelimi 1936-37 yılı
yazılarında tek konu var: İstanbulda yaşam ve belediyenin
sorumluluğu.
Öykülerde,
Onun 1931 öykülerini
okuyanlar bunu açıkça görebilirler. Na-zım 1929’dan
başlayarak devrik işlemleri yazılarında öykülerinde
masallarında o-yunlarında özenle kullanmıştır. Bu bakımdan
öteki yazarlardan en az on yıl öndedir. Daha sonraki
öykülerinde bu işlem giderek azalır.
Masallarda.
Kitabın ilk yetmiş sayfasına kadar olan masallarda başta
dev-rik tümce hiç yokken, 70-119. sayfalar arasında çoğalır.
Onları belki de 1931’de yazmıştır. Tarih verilen çeviri
masallarda devrik tümce artışı Mart 1931’den sonra artar.
Ondan sonra gene devrik işlem kullanımı azalır.
Romanında.
Son yıllarında yazdığı tek roman “Yaşamak Güzel Şey Be
Kardeşim” içinde kendi yaşamını anlatıyor. Başka
romanları da olabilir mi?
Oyunlarında.
1930 ile 1940 arası
oyunlarında devrik ögeler çoğunlukla ek-lenti türü sözcükler
ile hitap sözcükleri. Sayıları çok değil. Ya böyle,
Pedro. Yine görüşürüz, doktor. Bana bak,
babalık. Sen misin, Şaban “Ağa. Kim o? Ah
Küçük Bey. Sarıl bana. Bırakın beni.
Otur oturduğun yerde. Gidi ölümlü Dünya. Ben
de gideyim bari, Ayşe Hanımcığım. İnsaf yahu.
Teşekkür ederim, efendim. Dünya bu. Git
işine, kardeşim. Çek arabanı. Çattık belaya.
Vay anasını. Dinle beni. Aldırma ona.
Yaşasın aşçıbaşı. Göreyim seni aşçıbaşı. Ne
mutlu ona. Başlarım şimdi Asım -Hocaya. Beni
hemen tanıdın demek. Anladım be oğlum.”
1940 ile 1950 arasındaki
oyunlardan “Yolcu”da devrik türü giderek
artıyor. “Ferhad ile Şirin” içinde anlatım çok
özenli, şiir gibi. Devrik tümceler de öylesine
yerleştirilmiş. Türkçe coşkusunu Ferhad’a söyletir (s.96) :
“Sen... konuştuğun dil gibi, Türkçe gibi güzelsin,
Şirin...”.“Allah kahretsin seni. Kim bu
kadın? Yok canım. Dudakları çatlamış oğlanın. Göreyim seni.
Haydi, Ferhad Usta. Sen çağırdın onu odana. Düşündün demek.
Aaa, sen misin Dadı? Düşünmedim daha. Sen yalan söy-lemezsin,
abla. Kaldır başını, Ferhad. Behzat Ustayı getirdim,
Babanı... Ver onları bana. Dur bakayım. Haklısın, Baba. Tut
ellerimi. Otur şuraya. Ne oldu sana? Ağla-ma Şirinim.
Bekleyeceğim seni Ferhad... oğlu askere gitmiş anneler gibi,
sabırla, şikâyetsiz. ...”
Bu devrik işlem evrimi, o
sıralarda yazdığı “Sabahat” ile “Enayi”
oyununa da yansır. Sözün özü, Ataç ile Eyüboğlu’nun devrik
dizime katkısını 1940-1950 ara-sı hapiste olan Nazım Hikmet
de paylaşır. Kullanım oldukça sık ve çeşitlidir. “Saba-hat”tan
örnekler: “Kaldık orta yerde. Evet, beyim. Otursana
kızım. Senin adın neydi bakayım? Dışarda en çok oynanan
oyunu “Enayi”den örnekler: Dinle beni. Canım
Kardeşim. Kim bu adam? Bunamış oğlan. Ver onu buraya.
Dokunma bana. Yürü kızım. Gönül bu. Güle güle kardeş. Çekil
başımdan. Yıkıl karşımdan. Zeynep(tir) bu sana.
1950’den
sonra yazdığı oyunlarda da devrik tümceler sık geçer. Bu
dönem-de Rusça yazılıp da başkalarınca Türkçeye çevrilmiş
olan oyunlar bu bakımdan in-celenmemiştir. Düzyazıları
Türkiyede yayınlanamıyacağı için o konudaki katkısı sınırlı
kalmış görünüyor. İncelediğim şairlerde devrik-açıklama
(1.3.) türüne rastlanmıyor. Bunu bir eksiklik olarak görmek
doğru olur mu dersiniz?
Kaynakça
Ataç,
Nurullah (1956): Dil Devrimi: “Gösteri yürüyüşü”,
Ulus, 29.X, 1956. Dizdaroğlu, 1962:286-289.
Demircan, Ömer
(2002): "Nâzım Hikmet ve Dil Devrimi", Müd. Huk.
Haziran 2002, s.55-60. (2004) “Devrik tümce neyin nesi”,
Türk Dili Dergisi, Kasım-Aralık 2004, s.10-15. Develioğlu,
Sunahan (2004) Nazım’ın “Macar Toprağı”, İletişim y.
Dizdaroğlu, Hikmet (1962): Ataç TDK y. No:201.
Eyüboğlu, Sabahattin (1973): Mavi ve Kara, Çan y.
(1974): Sanat Üzerine Denemeler, Cem y. (1974): “Dil
Üstüne”, Eyüboğlu ,1973, s.105-108. (1956) “Yazı
Dilimiz Üstüne”,
Eyüboğlu, 1974, s. 74-78. (1957) “Yine Devrik Cümle”,
Eyüboğlu, 1974, s. 79-83. Nazım Hikmet ,Yazılar
1,2,3,4, Adam y. 1987.(1920) Hikayeler, Masallar Hikâyeler
1-4. Adam y. 1991:7-13.
(1968)
Kemal Tahir'e Mapusaneden Mektuplar, Adam y. 1992.
(1929) Yazılar :
1,2,3,4,5 Adam y. 1987.
(1932-)
Oyunlar : (1932-) 1,2,3,4,5, Adam y. 1987. (1963)
Roman:Yaşamak
Güzel Şey be
Kardeşim, Adam y.
1987. (1928-)
Konuşmalar, Adam y. 1992. *Vâ-Nû (1965) Bu Dünyadan
Nâzım Geçti, Remzi y.
Ben, şiirde 1920’den sonra devrimci yolu açmış olan
Nazım Hikmet’in düzyazılarına (Yazı-lar 1)
baktım. Bu konuda ona da bir pay ayırmak doğru olur.
Nazım, bilinçli olarak özleştirmeden yana-dır. Dili
geliştirme amacıyla devrik dizime düzyazılarında da
başvurmaktadır. O yazılarında giderek kim-liği
değişen devrik ögeler kullanmaktadır: 1929
(s.21) ...yazı yazmaya başlamadan çok evvel mevcut
şey-lerdi galiba. 1930 (s.34)
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’na hayranım ve susuyorum
işte. (s.37) Ömer’i... se-ven bir
insan vardır, babasının
hizmetçilerinden fakir bir köylü... (s.39)
...çok kuvvetli bir şiir üstadından mahrumdur
bugün. 1931: (s.46) Musiki ile
taayyüş (yaşama) edelim dostlar! Çal
onları, ye doya doya türlü
güveçten de. (s.47) ...ne de Fransa’da
doğurmadı annem beni. (s.49) Necmi
Rıza’nın afişleri de mükemmel şeylerdi doğrusu.
...içirebilecek gibi geliyor bana. Şarkının
ahengine uysaydı biraz. (5 kez).
Ancak Kemal Tahir de sonradan kendi yazılarında
kuruluş bakımından devrik tümceye karşı çıkar: "önce
düz dizip sonradan kimi ögeleri yüklem ardına
atıyorlar" biçiminde yorumda bulunur.