Arkadaş Yazarlar
Yazar Arkadaşlar (4)
Ahmet Miskioğlu
'Türk Dili Dergisi" dergisinin çıkmaya başlayış
serüveninde kuşkusuz Naim
Tirali'den
çok
önce, Fazıl Hüsnü Dağlarca vardı. Dergiyi
Dağlarca ile, günlerce,
aylarca konuştuk durduk. Verdiğim savaşımı içtenlikle
destekledi Dağlarca. Zaman zaman
da uyarmaktan geri durmadı;
diyordu ki:
"Kesinlikle benden bir yardım beklemeyeceksin!"
Bu sözünü hep yineliyordu.
Ama, tinsel yardımını hiç esirgemedi. Ben, babamdan
kalan evi satacağımı söylediğim zaman, "Öyleyse
çıkarabileceksin bu dergiyi." dedi.
İlk girişimlerimde İstanbul
Valiliği'nden ve Emniyet Müdürlüğü'nden izin
alamayınca hepimiz
buruklaşmış, üzülmüştük. Dağlarca, bu kez de:
"Çıkaramıyacaksın!"
demeye başlamıştı.
Serüven sürerken:
"Bir
tek sayı çıkarabilirsen bile tarihe geçersin!" diyerek
yüreklendirmeye de
çalışıyordu. Yürekten destekliyordu.
Hep Vagon kahvesinde
buluşuyorduk. Tartışıyorduk.
Prof. Dr. Bedia
Akarsu'yada, Türkçe ile ilgili dergi çıkaracağımızı ilk
kendisi haber verdi,
konuşmak için Vagon'a gelmesini rica etti.
Doğrusu, büyük bir coşku
içindeydik.
Bu
arada ben, Ömer Asım Aksoy'un da onayını aldım.
Kendisiyle, birçok kez
telefonla konuştuk. Gökçeyazın dergisini çıkardığım
sıralarda da bana ödül verdiğini anımsadı.
Konuşmalarımızın Birinde: "Türk Dili Dergisi'nin parasal
sorunlarını nasıl
çözümleyeceksiniz?" diye de sordu. Aynı zamanda Sami
Karaören'le, Oktay
Akbal'la, Berke Vardar'la
konuştum. Daha
birçok dilseverle... Hepsi onayladı.
Kesin
karar verildikten sonra, yazınsal, dilsel coşkumuz daha
da yoğunlaşıyordu. Çevremizdeki arkadaşların
bakışlarında da "güleryüzlülük"
çoğalmıştı sanki. Toplumun -Türk Dil Kurumu
kapatıldıktan sonra- bir dergi
çıkarılmasını istediğini yoğun olarak duyumsuyordum.
Geri dönüş olamazdı artık.
Dağlarca ile Vagon kahvesinde buluşuyorduk ama, zaman
zaman da, Vagon'un
arkadaşlar kalabalığından uzaklaşarak Bostancı'ya
gidiyorduk.
Bostancı'nın bugün park olarak düzenlenmiş geniş alanı o
yılarda "deniz" idi.
Deniz, oraya değin uzanıyordu. Deniz kıyısında da, bugün
hepsi yok olmuş, ya da
değişime uğramış kafeler vardı. Biz, özellikle yol
üzerindeki kafede oturmayı
yeğlerdik.
Konumuz, dildi, dergiydi, Dağlarca'nın şiirleriydi, 12
Eylülcülerin gelişmelere
vurdukları ağır yumruktu. Nasıl kurtulacaktık
karabasandan? Kesinlikle dergiyi
çıkarmalıydık.
Milliyet Sanat dergisindeki köşesinde resim
değerlendirmeleri yazan, benim
görsel sanatlar eleştirmeni saydığım Ahmet Koksal
da hep oralarda bulunurdu sanki.
Sık
sık yanımıza gelirdi. Üçümüz birlikte söyleşirdik. Ahmet
Koksal, bir gün Dağlarca'ya:
"Siz, demişti, çıkardığınız
'Türkçe' dergisinde benim bir yazımı 'başyazı'
yapmıştınız!"
Ahmet Koksal da Türkçeye
özen gösteren bir arkadaştı.
Derginin çıkarılmasına izin aldıktan sonra, çıkışımız
kesinleşince, daha yoğun
bir
çalışmaya başladık. Derginin çıkışım önceden duyurmak
gerekiyordu. Dille ilgili aydınlara mektuplar göndermeli
onlara duyurmalıydık. Mektup metnini Fazıl Hüsnü
Dağlarca ile birlikte hazırladık. Bu mektubu aşağıya
alıyorum:
TÜRK
DİLİ DERGİSİ
P.
K. 118 Kadıköy-İstanbul
Tel:
0216 337 04 49
Değerli Dilsever,
Gazi
Mustafa Kemal Atatürk'ün dil ülküsünü
yaşatmak, Türk Dil Kurumu'nun ana ilkesi "Türkçe
karşılığı
bulunan yabancı sözcükleri kullanmamak"; Türk dili
araştırmalarını
bütün alanlarda sürdürmek üzere bir dergi
çıkarmayı
gerçekleştirmekteyiz.
Şimdilik iki ayda bir yayımlanacak Türk Dili
Dergisi'nin elli yıllık
gideri bankaya konmuştur. Yine de
başarımız, yakın
ilginize bağlıdır.
Yazılarınızı, mayıs sonuna dek ulaştırmanızı dileriz.
Fazıl Hüsnü
Dağlarca Ahmet Miskioğlu
(imza)
(imza)
Açıklama:
Dergimize
sürekli yazacaklardan birkaçı: Fazıl Hüsnü
Dağlarca, Prof. Dr.
Bedia Akarsu, Oktay Akbal, Prof. Dr. Mermi
Uygur, Sami Karaören,
Prof. Dr. Tahsin Yücel, Prof. Dr. Aksit Göktürk, Prof.
Dr. Berke Vardar
Hemen hazırlıklara başladık
Başyazıyı Dağlarca'nın yazmasını istedim. O ise, "Ben
ozanım, ben şiir yazarım."
diyerek başyazıyı yazma önerime karşı çıktı. "O zaman,
size soru sorayım, yanıt verin, bunu yazıya geçirip
yayımlayalım." dedim. Bu kez onayladı. Derginin önsözü
böylece
oluştu. Önsöz'ün son bir iki tümcesi şöyleydi:
«Atatürk'ün bütün devrimlerinin en önemlisi Türk Dil
Devrimi'dir. Türk Dil
Kurumu'nu kapatmaktan da
öte tam karşıtı olanların ellerine bırakan güç,
suçludur. Yarın tarih önünde sorgulanacaktır,
göreceksiniz. Evet, üzüntüm büyüktür, büyük
boyutlar
taşımaktadır. Çünkü bu üzüntü, Gazi Mustafa Kemal
Atatürk'ün üzüntüsüdür.»
Derginin ilk sayısı 1987'nin Temmuz ayında hakemli bir
dergi olarak çıktı ve
hep
hakemli dergi olarak kaldı. İlk sayıda şu yazarlar
vardı: Fazıl Hüsnü Dağlarca, Prof.
Dr.
Berke Vardar, Prof. Dr. Bedia Akarsu,
Prof. Dr. Nermi Uygur, Emin Özdemir, Ord.
Prof. Dr. Velidedeoğlu, İlhan Selçuk, Ali Sirmen,
Ercan Özgür, Mahir Ünlü, Naim
Tirali, Behzat Ay, Arslan Kaynardağ, Arat Ovalı...
Bir
de soruşturma vardı. Türk Dil Kurumu «Gasp» edilmişti
ya, biz, bu «gasp»ı da çağrıştırmak için bu sözcüğü
sormuştuk. Şöyle demiştik: «Gasp - Gasıp - Gasbetmek»
sözcüklerinin
Türkçesi nedir? Türkçe karşılığı var mıdır? Türkçe
karşılık önerebilir
misiniz? Bu sözcük, nasıl tanımlanabilir?»
Şu
yazarların yanıtları yayımlandı: Ömer Asım Aksoy,
Berke Vardar, Cemil
Yener, Vedat Günyol, Naim Tirali, Bedia Akarsu, Arslan
Kaynardağ, Eray Canberk.
Sabahattin Kudret Aksal, Necati Cumalı, Sait Maden, Sami
N. Özerdim, Emin Özdemir,
Fazıl Hüsnü Dağlarca...
Çok
ilginç, çok güzel yanıtlardı bunlar; dolaylı olarak Türk
Dil kurumunu
kapatan, «gaspeden» hayınların, bir açıdan eleştirisi
yapılmış oluyordu.
Ömer Asım Aksoy'un yanıtı
şöyleydi: «Arapça bir sözcük olan gasp'ın en
sağlam tanımını
büyük dilci Mütercim Asım'ın Arapçadan çevirdiği 'Kamus'ta
buluruz ki
şöyledir: 'Bir nesneyi bir kimseden min gayri hakkın zor
ve zulüm ile almak'. Arapçada
bu eylemi
gerçekleştirene 'gasıp' denilir. Yani gasıp, bir nesneyi
bir kimseden hakkı olmadığı halde gücüne
dayanarak ve zulüm yaparak alan kişidir.»
İlk
sayıdaki 'İki ayın içinden' bölümünde, okurlara
duyurulan haber çok
ilginçti. 'Dil Derneği'nin kurulduğunu duyuruyorduk
okurlarımıza. Ayrıntıları da
anlatıyorduk.
Valiliğin yeniden kapatmak istediğini, mahkemeye
düşüldüğünü, nasıl
savaşım
verildiğini... Her şeyi anlatıyorduk. 12 Eylülcülerce
Türk Dil Kurumu kapatılıp
Atatürk'ün bütün
malvarlığı Türk-İslam sentezcilerine (Aslında, işlevleri
Arap-İslam
sentezciliği yapmaktır) verilmişti ama, asıl
Türkçeciler, asıl Türkçeyi sevenler dosdoğru
yollarında yürümeyi
sürdürecekti. Dil Derneği'nin kuruluşu bunu
gösteriyordu. Bundan
haberi olmayan,
durumu bizden öğrenen birçok arkadaş, kaç kez bize
sevinçlerini
belirttiler. Dil Derneği'nin kuruluşunu hepimiz
alkışladık.