|
|
Sancı
Nuray Gök Aksamaz
Sığınağındasın. Döşemeleri temizledin. Duvarlara uzun uzun
baktın. Geçmişle bağlantını yeniden kurup iç sesine ulaşmayı
istiyorsun. Devinen, değişen, donan yüzlerini görebilmek
için birer birer çözmelisin düğümleri. Kimileyin sinirlenip
ipleri koparmayı istiyorsun. Olur olmaz taşan bir yüreğin
var. Düşünceler, kavramlar, düşler mi daha yakın sana,
yaşantı ve anılar mı şimdi? Başkalarının yerine acı çekişin
yeni. Yaratıcılığını beslemeye yanındayım. Her yazdığını
oburca yesen bile bir işe yaramaz: Peteğin yok, bal arıları
gibi kusamazsın!
Yavaş yavaş ağır kapıları zorlamaya başlıyorsun. Beynindeki
kıvrımlardan dışarıya açılışın hep esintiyle. Eksik olanı
arıyorsun: Öz istenç, içtenlik ve coşkuyu. Kalıplara
dökülmüş, onaylanmış ve geleneksel davranışları yarar
sağlasa da benimsemiyorsun. Eleştiriyor, sınır çizgisinde
duruyor, ama bağlarını kop aramı y örsün bir türlü. Ötesini
göze alamıyorsun, henüz. Yeni bir rolü denemek, seni bir
zaman rahatlatıyor. Tam uyum sağlamış göründüğünde her şeyi
darmadağın ediyorsun. Kimi sezgilerinin bilimsel gerçekler
ve toplumsal çözümlemelerle doğrulanması seni gönendiriyor,
özgüvenin artıyor. Bir daha, önceki sancıları çekmeyeceğini
sanıyorsun, bilgilisin ya! Daha sokağa bir adım atınca, her
şey tepetaklak oluyor. Hani o yasalar, kurallar, kavramlar,
düşünceler ve güzel duygular? Gerçeğin yepyeni kılıflara
sokulmuş şaşırtıcı görünümleri, belirsizlik ve
sürüklenişlerle savrulmalar çarpıyor, sarsıyor seni.
Düşündüğün gibi yürümek istiyor, her şeyi kendin için
zorlaştırıyorsun. İlişkilerin düzeneğini bir türlü
kavrayamıyorsun. Üstelik arılığını ve deneyimsizliğini
anlayanlar, sana yol da gösteriyorlar. Doğrusu, birikimini
ve duyarlığını algılayıp bilenler, basit konuların seni
yormasına anlam veremiyorlar.
Yine mırıldanmaya başladın, sığınağında göğe eriyorsun!
Kâğıdın, kalemin yanında işte. Bu arada, çiçekleri de
sulayabilirsin, unutma. Bu kez, kolay kaçamayacaksın
kendinden. Neye gülüyorum biliyor musun? Bir arı vızıltısı,
bir köpek havlamasının bile, seni alt üst edişine! Şu yüz
ifadene bayılıyorum, yazarkenki. Öylesine yoğunlaşıyorsun,
hiçbir şeyi görmüyorsun kendi dışında, neyse devam et sen.
Sana acımalarına ya da seni yadırgamalarına aldırma hiç. Ama
ne olur, 'hal ve gidiş'ine dikkat et biraz: İnek görünce
kaçman gerekmediği gibi, beygire de özel bir saygı göstermen
gerekmez!
Şu gözlerindeki çocukları sen de görebiliyor musun, hiç
büyümediler: Kimileyin bebekleriyle oynar gibi sevecen,
kimileyin kâğıt gemileriyle açılıyorlar. Kimileyin de
gözlerinden fırlayıp senin saçını başım yoluyorlar! Haydi,
mayalanmış gerçeğin biçim aldıysa ver de, fırına atayım onu:
Yansın, bir güzel! Ah sevgi, sevgilim, uç da kurtar kendini.
Bak, sana kanatlar yapacağım. Hava üfleyeceğim gövdene...
Gücünü boşa harcıyorsun, her şeyi herkesle paylaşamazsın.
Koşulları göz önünde tutmalısın. Ama empati yapabilirsin!
Sen bu kırıklığınla ne uyursun, ne avunursun. Yine de inadın
hoşuma gidiyor. Kararlılığın da. Hele köktenci çözümlerine
bayılıyorum. Yemden başlamaya hep hazırsın. Bir kuvvet seni
bana yaklaştırıyor gibi. Rastlantı değil bu. İlişkilerine ve
yaşantına burnumu soktuğum doğru. Her yere sızarım ben,
gerçeğim. Beni görmezlikten gelemezsin artık. Beni
karalamaya kalkarsan, sen de yüzüstü gidersin, bilmiş ol!
Şimdi yüz yüze gelmek, hesaplaşmak, çatışmak zorundasın.
Sonra da, yeni bir sarsıntı için çok beklemen gerekmeyecek.
Koşullar seni hep yaratıcı olmaya zorlayacak, yoksa ben mi?
Sorgulamalarla birlikte sancın sürüp gidecek... Öyle çok
kaynaktan denize karışmayı istiyorsun
ki, güç. Dengeyi her gün yeniden sağlaman gerekecek,
derinlere indikçe daha güç.
Ben çekiliyorum, yok canım, şimdilik.
|