başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

YAPITLAR YAZARLAR

Tansu Bele'nin Yazdığı

Dilden Düşünüşe Koşan OSMAN BOLULU

Emine M Azboz

Datça, 23.9.2004

Yaşamı içinden yaşayıp yazan Osman Bolulu'yu Tansu Bele'nin -ben ki onu "Dilden Düşünüşe Uzun Koşu: Kum Yayınları 2004" adlı otobiyografik yapıtını okuyuncaya dek, er kişi sanırdım; tanıdığım Tansuların erkek alması bunda etken olmalı- anlatımıyla tanımak hoştu doğrusu; hele de dilden düşünüşe koşarak bize özgü düşünceler üretip yaratan, değişim ve düşünüm   yolunda   insanların   beyninde şimşekler çaktırarak felsefenin bize özgü kapısını açan Bolulu ile yeni bir ülkeye inercesine edebiyatımızda dostluğun sıcaklığına inmek! Güzeldi; üstelik de heyecan verici! Okurken yazım yanlışlıklarını, tümce düşüklüklerini, kitap cildinin parçalanmasını hiç önemsemiyor insan. Yazarın, Bolulu'nun otobiyografik denemesini, felsefi deneme biçemiyle inceleyip değişik bakışla yorum ve saptamaları içeren bu yapıtla ilgili yazısında Ragıp Gelencik. "Osman Bolulu bir dinazor mu?" diye soruyor.

Okur da soruyor: "Sahiden Osman Bolulu bir dinazor mu?"

Bence evet! Hem de bundan onur duyacak ölçüde dinazor oğlu dinazor! O, dilden düşünüşe koşan bir Cumhuriyet dinazoru üstelik; varlığını Köy Enstitülerine borçlu olduğumuz. Denemelerinin adı bile -Antilaikliğin Önlenemeyen Yükselişi, Belleksiz Toplum, Korkacaksan Kitapsızlardan Kork, insan insana Eklene Eklene- dinazorluğunun kanıtı değil midir? Ayrıca değindiği konular onun ne yaman dinazor olduğunun da tanığı üstelik!

Bu dinazor. sorumluluk taşıyan, bunu da "Descartes’in sözünü değiştirerek "Sorumluluk duyuyorum, öyleyse varım" diye algılayan bilinçli bir yurttaş. "Sadece bir sorumluluk benimki: Yaşadıklarımı sorgulamalı, irdelemeli, bunlara ilişkin eleştiri ve önerileri sunmalıyım" diyen Bolulu, Mahmut Makal'ın "Bizde aydın geçinenlerin ağzı vardır da belkemiği yoktur. Aktarma bilgilerle konuşur gerektiğinde ayağa kalkmasın beceremez

Düşünemez bile. Olanları, aklının süzgecinden geçirmemiştir. Kendisine resmi ağızdan,

Doğu'dan Batı'dan aktarılan bilgilerin hamalıdır Ülke gerçeklerini aklın terazisine vurmamıştır. Dünkü medresede nasıl nakli bilgiler ezberlenip aktarılırsa, bugünkü eğitim kurumları da sözümona akli bilgiler ezberletip aktarılır. Bununla aydın olundu sanılır" diye tanımladığı sözde aydınlardan -aydınımsılardan-değildir o, gerçek aydındır; bir Cumhuriyet aydını hem de: Kişiliğinden ve toplumdan kopup gelen değerlere sımsıkı bağlı, içine bakıp özünü eleştiren, düşündüğü  gibi  yaşayan,   yaşadığı  gibi

düşünen; özü sözü bir olan yani. "Nereden çıkaracaktım bunları? Hangi temele oturtacaktım? Nasıl inanır kılacaktım? Kanıtım   ne   olacaktı"   sorularıyla   hem denemelerinin, hem yazar kimliğinin ve kişiliğinin kaynağını irdeleyen Bolulu'nun, kimlik ve kişiliğinin mayası da Anadolu toprağındandır, yazarlığının kaynağı da. Onun Anadolu coğrafyasının potasında pişmiş alaşım'ında oluşan kişiliği, o karışımın yaşam diyalektiği insan kimliğinin katmanlarında serpilip gelişir, aklı çalkantısı "herhangi bir filozofun üretiminden değil,   Anadolu'nun   tarihsel   gerçeğinde filizlenen" düşünce dürtüsünün açımlanması Mustafa Kemal'in birbirine bağladığı, "bu yolda yaşamsal kanatlardan ulus olma düzeyine çıkarmayı amaçladığı" toplumsal harçla pekiştirdiği o gerçekliğin içinden süzülüp gelir yazar kişiliği. Ona "insana kendisini, çevresini sorgulatarak onu esen kılma" misyonunu yüksünmeden taşıtan da, "insanı bulunduğu noktadan ileriye taşıma işlevinde" olan deneme yoluyla insanına ve ulusuna olan borcunu ödemesi için yazmasını sağlatan da, bu kişiliktir işte.

 

Türkçe'ye vurgun bu Bolulu, yapıtlarında dili kıvracık kullanır, bildik deyim ve söz kalıplarına yeni düşünsel anlamlar yükleyerek anadilimizin ufkunun, ne denli geniş olduğunu da kanıtlar Ayrıca felsefenin dille bağlantısına özgü, Türkçe örnekler sunar "Türkçe bilim dili değildir" diyenlerin, düşünenlerin suratına çarpan tokat değil midir denemeleri" Çağımızda kapitalizmin bir sonraki aşaması emperyalizm, her şeyi yutan / uyutan küreselleşmeye dönüşerek ulusal sınırlar, ulusal birlikteliği, ulusal katılımı ve düşünüşleri yerle bir ettiği, elektronik iletişim insanları dilinden, dileğinden, bireysel ve insan kimliğinden soyutladığı anadilimizi yozlaştırdığı İngilizce tarafından sessizce işgal edildiği- bir dönemde, Donkişot ruhlu Bolulu haykırır var gücüyle "Ortak paydamız dil!" O, insanlığını, inancını ve geleceğini, anadilimizin -güzel Türkçemizin- söz varlığı üzerine, anlatım ve iletişim olanakları üstüne kurmada arıyor bireysel ve toplumsal mutluluğu.

Aydınımsıların çağdaşlaşma adına Cumhuriyet, Atatürk, devrimler, anadil... vs "out" kabul ederek burun kıvırdığı değerleri inatla ve inançla savunan Bolulu, bir dinazor değil de nedir? Bunun altında yatansa onun Köy Enstitülü kişiliği "Köy Enstitülü kişilik, beni mutlu yörüngelere salmıştı, Atatürk'ün düşleminde büyüyen, ışıklanan, çağdaş ve uygar bir toplum kurma özlemi, gördüğüm düşte gözlerine mavi bir gökyüzü gibi yansıyan o gelişmiş, insancıl bireyler bütünü" diyen dinazorun vurguladıkları ne kadar gerçeğe dönüştü ülkemizde? Mustafa Kemal'in bu yönde attığı yürekli adımların kaçta kaçı toplumsal ilerleyişle yerini bulmuştur? Ata'nın özlemini eğitimle gerçekleştirileceğine olan inanç, tam yaşama geçirilecekken neden geri tepmiş, büyükçe bölümü yok olup gitmişti?

 

Bolulu, denemelerinde bu soruların yanıtını, "insanımızın düşünme, olayları, olguları, aklının süzgecinden geçirerek tartma beceriksizliğini bir yandan çeşitli yönleriyle ele alırken, öte yandan nedenlerini de saptamaktadır. Ona göre beceriksizliğin birincil nedeni insanımıza özgü ya da yeteneksizliğiyle ilgili değildir. ikincil nedeni, bu insanlar Atatürk'ün amaçladığı. çağdaşlığın, uygarlığın göstergesi düşünmenin yollarını öğreten eğitim biçiminin, bir ara Köy Enstitülerini kapatmak Atatürk Devrimlerinden sapmadır" ona göre. "Düşünmeyi bilmeyen insan / toplum çağdaş da olamaz, uygar da" diyen Bolulu Atatürkçü düşünüşün sağlam temellerini belirtip var gücüyle savunur denemelerinde.

Yaşamsallılığın, ulusallığın egemen olduğu konularda dilde, düşüncede Türkçe'yi yerli yerinde kullanarak özgünlüğe ve nesnelliği / bilimselliği göz ardı etmeden özgün ve çağdaş biçimde klasikliğe ulaşılacağını edebiyatımızda kanıtlayan yazardır o. Cumhuriyet'e, Atatürk'e, devrimlere ve dile karasevdalı bu Osman Bolulu'yu yakından tanımak isteyenler Tansu Bele'nin bu yapıtını okumalı. Sevdim bu dinazorluğu da, dinazoru da; hem de çok! Keşke dinazor Bolulular, çok olsa, çoğunlukta olsa da...

 

 

(') Tansu Bele, Dilden Düşünüşe Uzun Koşu (Osman Bolulu'da Deneme). Biyografik inceleme, Kum Yayınları, Ankara, Birinci Baskı, Nisan 2004, 144 sayfa


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2004