başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Dostluk-Mutluluk ve.

Sabahattin Kömürcüoğlu

Bir toplantıda bir konuşmacı çıkıp söze başlıyor. "Sevgili dostlarım, sizinle bir arada olmaktan çok büyük bir mutluluk duyuyorum!.."

Adamı ilk kez görüyorsunuz, bir tanışıklığınız, bir şeyiniz yok. Bu sözler düşünülmeden söylenmiş, içtenliksiz, boş sözlerdir.

Dostluk, insanlar arasındaki ilişkilerin ileri derecede büyük bir aşamasıdır. İnsan bir kişiyle önce tanışır, onunla uyum sağlayabiliyorsa arkadaş olur. Bu arkadaşlık uzun süre denendikten sonra bir dostluk kurulabilir. Dostluk, arkadaşlıktan ayrı, bambaşka bir şeydir. Kişinin kendini bir başkasında bulması, birbirini candan sevip içlidışlı olmasıdır. Dost olmanın tinbilimsel, toplumsal, ekonomik... koşullan vardır. Örneğin, zevklen ayrı olanların, bir cahille bir aydının, bir varsılla bir yoksulun, bir yaşlıyla bir gencin dost oldukları görülmüş müdür?

Mutluluk: Her insanın erişmek istediği sürekli bir tinsel erinçtir. Hemen, kolayca elde edilecek bir şey değildir. Her insanın özlemleri, ülküleri vardır. Onlara kavuşunca mutlu olacağını düşünür.

İnsanoğlu değişiklikten hoşlanır, mutluluğu yakalayınca da yeni şeyler istemeye başlar. Genellikle mutluluğun ömrü azdır.

Bir kiracı için ev sahibi olmak bir mutluluktur, bir hasta için iyileşip ayağa kalkmak, sevenler için bir yuva kurmak... Bunlar hep kısa süreli mutluluklardır. Aslında gerçek mutluluğu bulmak çok güçtür. Bu bağlamda Bernardin De Saint Pierre'in Hintli Kulübesi adlı öyküsünü özetlemek isterim.

Mutluluğu arayan bir Avrupalı; Himalaya Dağları'nın eteklerine varır. Orada bir kulübeye rastlar, içinde bir karı koca... Arıları, bir keçileri, bir küçük bahçeleri... Avrupalı bunlara konuk olur. Yer içer, yatar kalkar. Giderken karşılığında para ödemek ister, "Para bizim ne işimize yarar ki..." derler, almazlar. Adam çıkarır baba armağanı değerli saatini uzatır. "O da bizim işimize yaramaz. Gün şuradan doğar, şuraya gelince öğle, şu dağın burcuna gelince de akşam." yanıtını alır. Öykünün sonu: "İşte ben mutluluğu, orada buldum." sözleriyle biter.

Birçokları mutluluğu, zevk, memnuniyet, sevinç yerine kullanıyor. Yazımızın başında görüleceği gibi, "Adam bizimle bir arada olmaktan mutluluk duymuş." Belki de heyecanlanmıştır, bunu mutluluk sanıyor.

Yine, "düş, hayal, istek, amaç, ideal" bu sözcükler rasgele birbirlerinin yerine kullanılıyor. Konuştu, yerine, "konuşma yaptı." İyimser insan, yerine "olumlu insan." Aktöre, ahlak yerine "etik" Kuşak, yerine "jenerasyon"... "Acayip güzel, hayretli bir olay," bunlar Türkçemizi yozlaştıran yanlışlıklardır.

Bu da TV bülbülü bir yazarımızdan: Kitap için şöyle diyor: "Okurda damak tadı bırakan." Bu nasıl edebiyatçılıktır? Yemek mi yeniliyor?

Bir şair, bir yazar sözcüklerin anlamını çok iyi bilip onları düşünerek, bilinçle, yerliyerinde kullanmalıdır.

Güzel Türkçemizi bozmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2004