başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Günyol'la Tanışma Mutluluğu

Mehmet Başaran

Yönetici İbrahim Bey, gülerek yanıma sokuldu:

"Kutlarım sizi" dedi. "Daha okulumuza gelmeden yörede adınız duyulmuş. Eh, böyle bir arkadaşın aramıza katılmasına sevindik biz de. Biliyor musunuz oğlunu yazdırmaya gelen bir general, ille de onu sizin sınıfınıza vermemi rica etti. Gerçekten, saygıdeğer bir kişiydi. Kıramadım kendilerini. Tanışıyor musunuz?  Adı neydi? Dur bakayım, ha M. Ö. Engin, Gülhane Hastanesi başhekimiymiş Ankara'da... Buraya verilince..."

Duyulmasına, ben gelmeden duyulurdu adım da, sanki birileri kulaklara bir şeyler fısıldardı da... Değişiverirdi hemencecik bakışlar... "Tamam, dedim, adım atışım bile izlenecek demektir bu... Ama, yöneticimizin sözleri içtendi. Generalin davranışı şaşırtmıştı beni de:

"Adı neydi efendim. Paşamızın'.'"

" M. O. Engin... M.nin. Ö.'nün ne olduğunu bilmiyorum, öyle yazılıydı kâğıtla."

"Yok" dedim, tanışmıyoruz. Belki de Türkçe öğretmenlerinden söz ederken sız..."

"Yutmadım", der gibi, değişik bakışlarla uzaklaştı.

"M Ö. Engin... M. Ö. Engin... M. Ö. Engin..."

Neden sonra anımsadım.

Başbakan Recep Peker'in, Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin'in Köy Enstitülerini "Komünist yuvası" saydıkları, üzerlerine "balyozla" inmeye başladıkları yıllarda, bir yazı çıkmıştı YÜCEL dergisinde:

"Köy Enstitüleri ve Yıkıcı Zihniyet"

Bilim adamı ağırbaşlılığıyla, toplumun geleceğini karartmaya kalkışan "yıkıcılara" derslerini veriyordu bir güzel.

"Ülkemizde böyle aydın da varmış, oh be!" dedirtiyordu okuyanlara.

Orhan Burian'la karşılaştım o günlerde. Dergiyi çıkaranları kutlayarak o yazıdan söz ellim hemen:

"Yaklaşık yirmi bin kişiye rahat bir soluk aldıran aydınlık bir yazı dedim. Kafasına, yüreğine sağlık yazanın. Kim bu M. Ö. Engin acaba?

Yüzünde tatlı bir aydınlık:

"Beğenildiyse, dergi görevini yapmış demektir. Kim olduğu önemli mi o denli?..."

Önemliydi bence. Enstitülere saldırarak, bakanın, başbakanın gözüne girmek, yukarılara tırmanmak varken...

Merakım sürüyordu. Yazıyı okudukça tanımak istiyordum o yürekli aydını.

Gülerek:

"Bilmiyor musun, dedi Günyol öğretmen; M. O. Engin. Orhan Burian'ın takma adı .."

Aydınlık yüzü gözümün önüne geldi Burian'ın, "Ama", dedim

"Takma ad dedim ya, çok sevdiği bir arkadaşının adı aslında. (Gülhane Hastanesinin başhekimi. Dergideki; A. Teleme, Gündat, Ali Candan da. benim takma adlarım..."

Bir savruldu, bir duruldu kalanı. Öyle ya, hangi dönemdeydik...

Yaşasın M. O. Engin, yaşasın A. Teleme. Gündat, Ali Candan!...

Dergi geldi mı, hemen onların yazılarına eğilecektim bundan sonra...

Aklımdan bunlar geçince, sevindim. M. Ö. Engin'in oğlunun öğretmeni olmak mutluluktu benim için.

Biraz şişmanca, sevimli bir çocuktu Orhan, sessiz, az konuşan, iyiydi dersleri de. Bir gün de, elinde Vedat Günyol'un bir kitabıyla geldi dersliğe. "Vedat Amca" diyordu öğretmenime. Burian'ın erken ölümü çok üzmüştü babasını, Orhan koymuşlardı adını...

Nereden nereye... M. Ö. Engin, Orhan Burian, Vedat Günyol...

Kimi zaman, derslerimde solukları duyulan güzel insanlar...

Vedat Günyol'la bir konuşma yapmasını, onu arkadaşlarına da tanıtmasını istedik Orhan Engin den.

Deneme yazarı, eleştirmen, çevirmen, yayıncı, eğitimci Günyol. düşün yaşamımızı, yazınımızı varsıllaştırmış, çıkardığı Yücel, Yeni Ufuklar dergileriyle. kuşaklar yetiştirmiş bir aydınlanmacıydı. Şöyle anlatıyordu yaşamını kısaca:

"1912 yılında İstanbul’da doğdum. Babam kaymakamdı Çocukluğum, Diyarbakır’da geçti. Şair Cahit Sıtkı sınıf arkadaşımdır. Daha sonra, Gelenbeyi Ortaokulu, Saint Benoit Fransız Lisesi... Değişik bir sevgi ortamında yetiştim... 1937'de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdim. Bir süre Hukuk Fakültesinde asistanlık... Kırklı yıllarda, Ankara Gazi Lisesinde, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde Fransızca öğretmenliği ettim. Tercüme Bürosunda, Dünya klasiklerinin çevirisi işinde çalıştım."

Getirdiği Yücel, Yeni Ufuklar dergilerini, çevirilerinden örnekleri arkadaşlarına gösteren Orhan, sorularının yanıtlarını okumayı sürdürüyor:

"Yazı yaşamım 1935 yılında başladı. Hukukta öğrenciyken, Yücel dergisini çıkaran Muhtar Eneta ile tanıştım. Çeviriler istedi benden. Ardından kitap tanıtmaları, eleştiriler geldi. Değerli bilim adamı, yazar Orhan Burian'la da o yıllarda tanıştım. Birlikte çalışmalarımız dostluğumuz ölünceye değin sürdü."

Söze girerek, Orhan Burian’ın "Atatürk Doğunun Rönesansıdır" başlıklı yazısının bir bölümcesini okudum ben de. Biraz üzerinde konuştuktan sonra, yemden Günyol'a bıraktık sözü:

"Kolay iş değildir yazmak. Konu daha önce kendini bana kabul ettirir, o konu üzerinde birkaç gün düşünür, notlar alır, ilgili kimi kitapları karıştırırım. Düşüncelerim iyice olgunlaştıktan sonra, oturur yazarımı. "

"Hangi ortamda yazarsınız'.'"

"Ön hazırlığım yeterliyse, konu olgunlaşmışsa, ortam yaratılmış demektir. Öğleden sonra, daha çok da akşamleyin yazmaya otururum...

 

'Yazarken kendimin denetimi altındayımdır. Ceza yasasının  141-142. maddeleri   var.  Yeterli  düşünce özgürlüğü  olmadığı  için  yasalara  ters düşmemeye çalışıyoruz. Ama Fransa'da 170 yıl önce yayımlanmış Devrim Yazıları adlı kitabı çevirdiğimizde.   7.5 yıl ile 15  yıl hapislik istemiyle, yargılandık.  İki yıl sürdü yargılanmam.”

"Yapıtlarınızın geçiminize katkısı oluyor mu?'"

"Eğer yayın işi olmasa, yeni çıkardığım Yeni Ufuklar dergisi ve Can Yayınları'nda çıkan kitaplar olmasa, yaşamıma bir katkısı olacak. Ama sözünü ettiğim yayınlar, gönül işi olduğu için, tecimsel amaç güdülmediği için kendilerini koruyamaz durumdalar. O zaman, yazılarımın getirdiği' kazancı, oralara yatırmak zorunda kalıyorum."

"Peki ya hukukçuluğunuz? Paris'te Hukuk doktorası yapmışsınız. Avukatlık yapıyor muşunuz?

"Sekiz yıl kadar avukat olarak çalıştım, fakat çok az dava aldım İki dava topu topu. Biri ahbap işiydi para almadım. Öbürü de evimizdeki kiracı için açtığım tahliye davası.  İkisini de kazandım.   Baktım ki bana göre değil, öğretmenlikle, yazarlıkla bir arada yürümeyecek,  bıraktım avukatlığı, barodan ayrıldım.

Öğretmenliği seviyorum, her yer benim dersliğim. Herkesin daha güzel günlere kavuşması tek dileğim. . "

Günyol'u çok sevdi öğrenciler. "Bir gün de dersliğimize çağıralım" dediler Çağırdık. Hiç nazlanmadı.

Güleryüzlü aydınlıkla, yüz yüze geldi o gün dersliğimiz. Onun tatlı konuşmalarıyla dostluğu, insan sıcaklığını yaşadı. Bilgeliğin ne olduğunu öğrendi.

Öğrencilerin, yaşamları süresince unutamayacakları bir söyleşiydi.

"Bakın çocuklar, diyordu, bize de çok şeyler anlatıldı derslerde. Kuşkusuz yararlı şeylerdi, ama tümü unutuldu. Siz de unutacaksınız. Ama okuma alışkanlığı edinmişseniz, sevmişseniz kitapları, tüm yazarlar, düşünürler yanı başınızda olacak, ufkunuz genişleyecek, dünyayı insanları daha iyi anlayacaksınız. Beni kitaplar eğitti, yetiştirdi. Bir zamanlar Köy Enstitüsünde öğretmendim. Ekmekle bir tutuluyordu orada kitaplar. Doğrusu da o, bütün insanlar ekmekle bir tutmalı kitabı... Yozlaşmak, sığlaşmak silinip gitmek istemiyorlarsa..."

Evet, Göztepe Ortaokulunun 3/C öğrencileri, Günyol'la söyleşme mutluluğunu yaşadı...

 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2004