başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Sözcüklerle Nasıl Oynadık

Ali Dündar

Ziya Gökalp: "Türkçeleşmiş Türkçe" demiş, vermiş özleştirmecilerin ağzının payını. Bize de boynumuzu eğmek düşermiş. Örneğin "istiklal" sözcüğü. Bütün yurtta bilini yormuş. Yıllarca "İstiklal Harbi" diye öğretmişiz çocuklarımıza. "İstiklal Marşı" var, derken bir kutsallık gelmiş o söze. Şimdi bunu bırakıp "bağımsızlık" demenin ne yeri varmış, ne de anlamı. Türkçeymiş "İstiklal" sözcüğü, bal gibi Türkçe, öz Türkçe, katıksız Türkçe. Yalnız hepimizce bilindiği için değil. Arapçada yokmuş ki o sözcük, biz yapmışız, biz yaratmışız. Araplar da belki sonra bizden öğrenip "independance" karşılığı kullanmışlarmış. Anlıyorsunuz ya "istiklal" Türkçeye geçmiş Arapça bir söz değil. Arapçaya geçmiş Türkçe bir sözcük onlara göre. "Bağımsızlık" sözünü ise bilen yokmuş, uydurma imiş o söz. Doğrusu utanıyorum böyle diyenleri, düşünenleri duyup okudukça."(l)

Dilde, dilekte, düşüncede ve amaçlanan ereklerde büyük sıkıntıları; neredeyse, "kanlı mı olacak kansız mı olacak" aşamasına varan sapkınlıkları atlatarak geldik bugünlere. Ankara'da "Dil Derneği"nin öncülüğünde kutladığımız 72. dil bayramında yaşanan coşku da gösterdi ki, "Elsine-i meyyite ilmi edilemez" diye yeşil bayrak açarak. "Türk dilinin aslındaki güzelliğini, varsıllığını ortaya çıkarma ve onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirme..." savaşımı verenlerin önünde duranlarla, Türkçe köklerden Türkçe sözcük türetenleri "vatan hainliği" ile bir tutanlar çoktan geride kalmış.

Günümüzden 106 yıl önce Şemsettin Sami'nin "Bizim eski Türkçe edebiyatımız akvam-ı bedeviyyenin de değil, belki akvam-ı vahşiyyenin kıyafetine müşabihtir." Sözleriyle yerin dibine batırdığı bir yazını, yabancı diller boyunduruğundan kurtarılan öz Türkçe'nin ışığında, dünyanın en ergin sanat dilleriyle boy ölçüşebilir bir asamaya getirmişiz. Ulusal Bağımsızlık Savaşımının zorunlu bir sonucu olan dil devrimini, "Lisan-ı Türkiyi elsine-i Türkiye" dönüştürmek sanan kafa bile bugün şaşıp kalmıştır, anadilimizin ulaştığı yetkinliğe; bilim, sanat dallarında eriştiği anlam boyutlamalarına.

Dil devrimine karşı olanların isteklerine, istemlerine uyarak değil, dilin kurallarıyla, sözcüklerin ekleriyle, kökleriyle, anlam boyutlarıyla çokça oynayarak gelinmiştir bu aşamalara. Biz ne yaptık, örneğin; Arapça "taahhüt"sözcüğünü dilimizdeki "yük" kökünden "yükleni" adını türeterek karşıladık. "Müteahhit" sözcüğüne de aynı kökten bir karşılık türettik ve "yüklenici" dedik. Ama bu kavram kapsamına girmeyen, arsa üzerinde yapı kurup satan kimselere de "yapsatçı" kavramını türettik. "İs" kökünden "memur" için   "işyar", "amele" için "isçi", "ameli"karşılığı olarak da "işe vuruk " karşılıklarını türettik Meslek kariyer karşılıkları için   "uğrası",  "meşgale" için   "uğraş" dedik    Arapça. 'şehvet ' sözüne, anadilimizde öteden ben varolan   "kösnü"yü. şehvetli için "kösnül"ü yeter bulduk. "İntihal" sözüne "aşırtı"yı, "nüans" yerine "ayırtı"yı; "alamet-ı farika" için   "ayırtaç,"ı,   "istisna”   ya "ayrınca".  "teemmül" yerine "içinme /    içdüşünü" karşılıklarını,   "erzak'  için   "yiygi".   'rayiç'' yerine "sürümdeğer", "rivayet" yerme  "duyultu". "rüşvet" için  "yiyim", rüşvet alan yerine  "yeyimci"yi önerdik.   "Sarih"  sözcüğünü  "belirtik",   ''vasiyet"i "sonbuyruk",  "maneviyat"ı "içgüdü", "batıni"yi   "içrek", karşıtını   "dışrak" "bati"yi   "yavaşık".   "mülahham"ı   "etleç".   "'bahane"yi   "nedenleme". "hisbaniye"yi   "kuşkuculuk",  "iftikariye /  'idealizm" kavramlarını   "ülkü" ve "ülkücülük",  "enniye    solipsizm " kavramlarını   "tekbencilik" terimleriyle karşıladık.

Bu konuda yapılanlar kitaplar dolusu yazılıp çiziliyor. Ben yalnızca örnek vermeye çalışıyorum. 27 Mayıs'tan sonra Cumhurbaşkanı adayı olan bir sosyoloğumuz (toplumbilimci demeye dilim varmıyor), kendi bildiği sözcüklerin Türkçe karşılıklarına sinirlenmiş, "interdepance" karşılığı "mütetabiat-ı mütekabile" sözü varken bu "bağımlaşma" sözü de nerden çıktı diye bağırıp çağırmıştı.(-') O gibiler "skandal"diyorlardı biz "utanca"dedik "Slogan"dediler "savsöz", "sürpriz" dediler "şaşırtı", "sibernetik" dediler "güdümbilim". "gurma / degüstatör" dediler "tadımcı" karşılıklarını verdik. "Logar"ı "suçeker". "vidanjör"ü "soğurac", "kurye"yi "özelulak". "strateji" terimini "orgüdüm", "parola"yı "imsöz", "tim" sözcüğünü ""görevgücü". "efor'"u edimgücü". "üniter"i "bütünbirimsel", "ünite"yi "bütünbirim". "üniter devlet"i "bütünbirimsel devlet" sözleriyle karşıladık "Vizyon" sözcüğünü "uzgörü", "organ" sözcüğü yabancı olduğu için. "aza"yerine "örgen"demenin daha Türkçe olduğunu anımsattık. İnsanların örtünmeleri gereken yerleri için "utveri", "galip" için "yengin", "muzaffer" için "utkun"sözcüklerini yeğledik "Ütopya" yerine "kurdüşün", "montaj" sözüne "kurtak". "portatif sözünü "söktak"sözleriyle karşıladık, "Tünel" için "yergeçit", otobüs ve tramvaylarda bilet basıp binilen kutuyu "hasbin", Ankaray ve metrolarda bilet basılıp geçilen (validatör) kutu için "hasgec", aynı yerlerdeki çıkış turnikeleri için "çevirgeç" sözcüklerini salık verdik. Bilimsel toplantıları yöneten kimseler için son günlerde İngilizce "moderator" diye bir sözcük dilimize bulaştırılmaya çalışılıyor, biz bunun için Türkçe "sözbağlancı"ya da "ılımlayıcı'"olabilir dedik. Dillerde çok dolaşan "mezhep" sözcüğü için "inanca", "tarikat" sözü için de bir dilseverin önerdiği gibi. '”inanyol" denilmesinin doğru olacağını düşündük.

Geçenlerde bir savunman dostumla konuşurken yahu dedi, şu kahrolası "istihdam" sözüne bir türlü karşılık bulamadınız diye yakınınca, bulduk dedim, senin gözünden kaçmış. Arapça "istihdam"sözcüğünü biz "işlendirmek" sözü ile karşılıyoruz, "amele" için "işçi" dediğimiz gibi, "hizmetli" ve "müstahdem" sözcüklerini de "ışgören" terimleriyle karşılıyoruz. Doğru dedi. insanların yaptıkları işlere uygun kavramlar türetmişsiniz. Ona, dil devriminden yana. Türkçe'nin yabancı sözcük ve dil kurallarından arındırılmasından yana olanların nasıl çalıştıklarını anlattım. Ama hâlâ aramızda kimilerinin "me’nus”  saydıkları, Arapça ve Farsça sözcüklerden yana kürek çekmekte olduklarını. Batı dillerinden giren yabancı sözcük ve dil kurallarını "ünisiye'" etmeye çalışanların ise hızla türediğini anımsatmaya çalıştım; din ve devlet gücüyle yüzyıllarca Farsça ve Arapça'nın baskısında kalan Türk dili, bir silkinişte o dillerden gelen sözcükleri nasıl tarihin çöp sepetine attıysa. Batı dillerinin baskısının da en kısa sürede geri püskürtecek!ir, dedim.

 

1.                    Nurullah Ataç, Dil Davası, Türk Dil Kurumu Yayını 1952. s. 100.

2.         Falih Rıfkı Alay, Dünya Gazetesi, 17 Ocak 1963.

3.         Alışılmış, yerleşmiş, kendine yer edinmiş.

 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2004