başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

YAPITLAR YAZARLAR

Emine Erbaş'ın Şiirleri:
"İstanbul Annem"

 

Hasan Akarsu

Ozan Emine Erbaş, günümüz ozanlarından olup 1937 Kadıköy-İstanbul doğumludur. Öğretmenlik, memurluk yapmış, modacılıkla da ilgilenmiştir. 1952'den bu güne çeşitli yazın dergilerinde şiirleri yayınlanmaktadır, önceki yapıtları: Perizat Hanım Akasya (1988), Rüzgarın Yazdığı Suya (1990), Denizin Kalbi (1994), öpüyorum Sizi Parçalanmış Ağzınızdan (1998).

"öpüyorum Sizi Parçalanmış Ağzınızdan" kitabıyla ilgili olarak yazdığım tanıtım yazısında, ozanın aşkı güneşten daha sevecen bulduğunu, acıları, sevinçleri, aşkları, çocukları, barışı ve özgürlüğü dizelerinde damıttığını vurgulamıştım. Son yapıtı "İstanbul Annem"de aynı izlekleri buluyoruz; ancak onlara anılar ve yurtsamalar da ekleniyor. Bu yeni yapıtında Uç bölüm var: Tan Sesi, Yükseklerdeki Cennet, Belleğimdeki Resimler.

Ozan, yitirdiği annesine özlemli. "Şiir ki annem... Söz verip de gelmeyen... Yandığın yerden yanıyorum senin için" (s.9) derken aynı acıları, özlemleri şimdi kendisinin yaşadığını anımsatıyor; çünkü "ölüm hardal rengi kil...istersen ölümü de giyerim ama/ ben annemi hiç özlemedim ki/ ezberledim" (s. 10) demektedir. Annesine, çocukluk günlerine özlemini ne güzel belirtiyor: "...Komşular gelse, komşulara gitsek / çikolata yedirse annem / yine komşular da sevse beni..." (s.17)

Su içerken güneşin resmini çizen ozan, annesini arıyor, öte yandan çocukluk aşklarını anımsıyor. Sözün kıyısında durup "aşkın terzisiyim" diyor. Çocukluğun saflığında, "ışıklı bir ağaç gibi" özgürlükler büyütüyor, çocukça sözcüklere gülerken güzelin ardına düşüyor : "...Unuttum suyun sesi miydi güzel olan / bir yıldız pırıltısı çocukluğumdan / çıkıp anlatsa bize / kuşların gök mavisi gözlerinde bir düşün / nasıl kanatlandığını / denizin kalbinde eriyen kar bilgece..." (s.29)

Hüzün gümüş kanatlıdır, aşklar yaralıdır. Ağızda çürük elma tadı vardır. Ozan, ölümden mi aşktan mı doğduğunu sorgular. "Durmadan şarap kokan bir denizi içiyoruz" (s.32) derken toplumdaki yabancılaşmanın da ayırdındadır. “Acılar uzun seviler kısa”dır. Bu nedenle mi ellerine düşen kar tanesini alıp koynunda gizleme gereğini duyumsar? Ozan, "bir ön bilici" olmalı ona göre. "Tutkuların döşeği"nde güzel imgelerle yaşamalıdır.

Kitabın ikinci bölümünde, anılar, aşklar, yurtsama ve zaman izlekleri ağır basıyor. "Nereye dönsem neye baksam anı" dizesiyle başlıyor ilk şiir. Geçen zamanı, yalnızlığı sorguluyor ozan: "...Yokluk tanrının yalnızlığı / bir de çocukların annem / bu gece kimsesiz sensiz örtüneceğim güneşi / bu gece birden fazla cehennem" (s.44)

Doğanın bozulmasına, bir zamanlar "Çamlar kenti" olan İstanbul’un apartmanlarla boğulmasına karşı çıkıyor ozan: "Çamları cellatlar aldı/ kırları apartman"(s.48) Aşk adlı şiirinde Cemal Süreya'yı anımsatıyor öncelikle: "Açıklanmayan tek şey-miş-aşk / örüldüğünde avucunun danteline / ölümdür insan süsü günah..."(s.54)

Ozan, "aşka dönüş yok" derken rüzgarın saçlarında aradığı şeyi de sorguluyor. "Sözcük çingenesiyim" (s.91)diyor, sözcüklere ederinden çok değer veriyor: "...yolcuyum bir garip antikacı / ne çarşım var ne pazarım / ana sözcükler getirin yeni / ederinden fazlasına bozarım." (s.58)

Ozana göre zaman, "sayrı bir savaş cadısı", "yükseklerdeki cennet", "tanrının mürekkebi"dir. O zaman ki bizi acımasızca dokumayı sürdürmektedir.

Kitabın üçüncü bölümündeki şiirlerde "evler ve aşklar" var. "Aşktır sizi götüren uzun yolculuklara...tüm iyi şeyler aşk/ varsa var...kaçar mıyız ne dersin/ başka bir gökyüzü bulsak...seviler akşamın sesiyle söyler türküsünü...Ne kadar uzaklaşırsa/uzaklaşsın aşk bizden/ yüreğimizde kocaman bir ay taşırız biz/ dünyayı titreten..." Ozan, savaşmaya karşı çıkar, yeni bir savaş kapıdadır: "...Yeni bir savaş korkusuyla / Alnımın ortasından vuruluyorum her gün / Akşam kuytusunda / ölü ve sürgün..." (s.87)

Ahmet Taner Kışlalı öldürüldüğünde, ozan duyumsadığı Üzüntüyü toplumla paylaşırken ne güzel tanımlıyor o günü: "insanlar yürüyecek bugün/ Güneşe karşı/ güneşle" (s.79)

Ozan Emine Erbaş, yaşadıklarını, duyulmadıklarını, düşündüklerini şiirsel bir dille yoğunlaştırıp başarıyla sunuyor. Şiirini geliştirdiğini, varsıllaştırdığını da kanıtlıyor.


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2004   Mint