başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

Zorunlu Din Dersleri Kaldırılmalıdır

Lütfi Kaleli

12 Eylül 1980 darbesiyle yönetime el koyan Kenan Evren mantığı, laik cumhuriyet okullarında din derslerini zorunlu duruma getirmiştir. Tüm okullarda ister Sünni olsun, ister Alevi olsun, ister Hıristiyan, ister Süryani ya da Yahudi olsun hiç ayırım yapılmadan herkese Sünnilik dayatılmaktadır. Dahası bu Sünni öğreti dayatırken, dualar yoluyla Arapça da dayatılmaktadır...

İlerden beri Aleviler okullardaki bu Sünni dayatmaya karşı olmuşlardır. Ama etkin bir muhalefet yapamadıkları için, olumlu sonuç alamamışlardır.

Oysa bu karşı duruş istençli olmalı ve kararlılıkla tüm yasal yollar kullanılarak sürdürülmeliydi. Ne yazık ki bu kararlılık gösterilememiştir...

Ama laik, demokratik cumhuriyet ilkelerine karşı olanlar, ilk kez üniversite öğrencisi Hatice Babacan'ı l Şubat 1968'de okuldan atılması pahasına türbanı ile okula sokarak eyleme başlamışlar, tüm yasaları zorlayarak ve bedeller ödeyerek, siyasal arenada türbanı dinsel simge durumuna getirerek ereğe ulaşmada kararlılık göstermişler ve bugün türbanlarıyla yönetime gelmişlerdir. Oysa türban, Avrupa ülkelerinde bir inancın imgesi olarak algılanmakta, öbür inançlara baskı öğesi olarak kullanılması yasaklanmaktadır: Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, okullarda türbanla ders yapılması yönünde Lamiye Bulut ile Şenay Karaduman tarafından yapılan iki başvuruyu, 3 Mayıs 1993 tarihli yazısı ile reddetmiştir. 1998'de Afgan kökenli Alman yurttaşı Bayan Fedeshta Ludin, öğretmenlik yaptığı Berlin'deki Özel İslam Koleji'nde derslere türbanla girmek isteyince, Baden Württenberg Okullar Dairesi bu isteği kabul etmemiştir. Bayan Ludin isteğini mahkemeye taşımıştır. Stuttgart İdare Mahkemesi de "Türban normal bir kıyafet değil, belirgin bir dinsel simgedir." diyerek ret kararı vermiştir. Son örnek Şubat 2004'te Fransa'da somut biçimde gündeme gelmiş, Fransa Parlamentosu 3 Mart 2004 günkü toplantısında türban, haç kolyesi, kippa beresi gibi dinsel simgelerin okullarda takılmasını 20 evet oyuna karşılık 276 hayır oyla yasaklamıştır.

Türban ne denli bir inancın öbür inançlar üzerinde bir baskı öğesi ise, zorunlu din dersleri de o ölçüde, hatta ondan daha büyük ölçüde öbür inançlar üzerinde bir baskı öğesidir. Bu uygulama kesinlikle durdurulmalı; egemen inanç dayatmasıyla öbür inançlar sindirilmeye çalışılmamalıdır.

23 Mart 2001 tarihli dilekçeyle İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne başvuran bir Alevi yurttaş, henüz reşit olmayan kızına zorunlu din dersleriyle Sünni inancın dayatılmasını istememiş ve bu uygulamaya son verilmesini talep etmiştir. Dilekçeye verilen 2 Nisan 2001 tarih ve B.08.04. MEM. 4. 34.00.12-510/685 sayılı yanıtta, zorunlu din derslerinin anayasanın 24. maddesi gereğince amir hüküm olduğu vurgulanmıştır. Alevi yurttaş İstanbul 2, İdare Mahkemesi'nde dava açmış, mahkeme 28 12 2001 tarih ve 2001/537 E. 2001/1736 K. Sayılı karar ile davayı reddetmiştir. Bu kez Danıştay'a başvuran Alevi yurttaş, Danıştay 8. Dairesi'nin 14 Nisan 2003 tarih ve 2002/2939 E. 2003/1720 K. Sayılı kararı ile yine ret yanıtı alınca, Türkiye'de yargı yolu tükendiğinden davayı Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi'ne götürmüştür...

Bu davalar çok olmalıdır. Hatta bu davalar kişisel olmaktan çıkartılmalı, Alevi-Bektaşi kuruluşlarınca da ele alınmalı, mahkemelerde davalar açılarak sonuç alınmasına çalışılmalıdır.

Anayasanın 24. maddesi her ne denli, "Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetimi ve denetimi altında yapılır. Din kültür ve ahlak öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır." demiş olsa da, aynı madde "Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Hiç kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini ıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz." açık hükümlerini de getirerek kendi içinde çelişki taşımaktadır.

Ama şu bir gerçek ki, zorunlu din dersleriyle öbür dinsel inançlara mensup çocuklara zorunlu Sünni inanç dayatmasıyla, öbür inançlar eritilmek istenmektedir.

Bu ise dinsel inanç ile vicdan özgürlüğüne aykırıdır. Avrupa ülkelerinde böyle bir uygulama yoktur. Somut bir örnek şöyledir: Beş yıl önce Fas'tan gidip İspanya'nın Barselona kentine yerleşen on çocuk babası Mustafa Amalluk adlı bir Müslüman, okul çağındaki altı çocuğunun bedava okumalarını sağlamak için Katolik Kilisesi'nin finanse ettiği Sant Esteve okulunu yeğlemiştir. Ne var ki bu okulda Katolik inancının simgeleri taşınmaktadır... Çocukların Hıristiyanlaşmasını istemeyen Müslüman Mustafa, durumu yetkililere bildirince, Katalan Eğitim Müdürlüğü, "Dinler ve kültürler arası uyumu bozmamak" için, çocukların eğitimini devlet okullarına kaydırmıştır.

Görüldüğü gibi, Avrupa'da inanç özgürlüğüne saygı duyulmaktadır. Türkiye'de ise, istenmemesine karşın Sünni inanç, öbür inanç sahiplerine dayatılmaktadır...

Bu konuda demokrat insanları duyarlı olup hukuk savaşımı vermeye çağırıyorum... 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2004   Mint