başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

GÜNLÜKLER

Günden Güne

İsmet Kemâl Karadayı

2004 Dinlencesi ve Kitaplar, Kitaplar...

Bu yıl yine Avukat Haldun Karadayı'lardayız; "lüks"ü olmayan Demre'nin henüz kirlenmemiş deniz kıyısında... Miskioğlu dostun, "İyi ediyorsun, ohh, kimseye boyun eğmeden..." dediği "mütevazı" yerde...

Dinlenmeyi bilmeyen yorulmayı başaramaz" demiştik ya. Dinlenmek niçindir, nasıl olur ya da sağlanır, tam biliniyor mu? Ben de içinde, bence hayır!.. Soralım: Neden öz kimliğimizi değil, sorunlarımızı, resmi uğraş ve sıfatlarımızı dinlence yerlerine taşıyoruz?.. Başka insanlarla, doğa ile neden bilerek ve içtenlikle ilgilenmiyoruz?.. Ne diye bizden ya da bizim olmayanları kıskanıyor; imrenişlerimizi ya da özlemlerimizi bunalım kaynağı yapıyoruz kendimize?.. Ya hani okumalarımız, "hobi"lerimiz, sevgi iletişimlerimiz?..

Şu bir ay içinde, yazıya dökülmeyi bekleyen birkaç birikim çalışması dışında, okuyabildiğim, notlar aldığım üç kitapla da dinlendim. Eleştiri ya da tanıtma değil, o üç kitaba değinmek isterim:

Vecihi Timuroğlu'nun "Alevilik, Bektaşilik, Şiilik, Kızılbaşlık" adlı incelemesini (Kalan, y.2004), kaldığım yerden okuyup bitirdim. Neler mi öğrendim bu kitaptan? Çok şey... Özellikle de: a.) "Takiye"nin çift 'y' ile yazılmayacağını, "kirman" sözcüğünden geldiğini (gizlemek anlamında); "zorunluluk ya da zarardan korunmak amacıyla, dinin gereklerinden uzak durup inancını saklamak" olduğunu ve en çok Şia mezhebinden olanların bundan yararlandığını, Aleviler'in "bu duruma düşmedikleri"ni(s.45)... b.) Bilgin din adamı İbn-i Haldun'un, "Kazanç yollarının temeli, temel gerçeği, işçilerin emekleridir" (s. 119) ve "Evrenin toplumların durumları, ilişkileri, gidişleri bir tek süreç üzerinde sürmez, değişmeyen
bir çizgide kalmaz" (s. 121) ile "Bir devlet, düşünürler, aydınlar ve devlet büyükleri tarafından ortaklaşa yapılmış yasalarla yönetilmelidir (akıl siyaseti). Yasalar Tanrı tarafından konulmuşsa, bir şeriatçının eliyle yapılmışsa, devletin amacını da öteki dünya için görür (din siyaseti). Baskı ve zorbalık yükselirse, toplumun adalet arayan gücü zorunlu olarak başkaldırır (s. 125) gibi düşüncelerinin, Kur'an ayetleri ve hadislerle çeliştiğini... c.) Mezheplerin, dinsel anlamda "yol bulma", tarikatlarınsa "yorum yapma" olduğunu; Hurufilik gibi Alevilik'in de, "Kitap"a
bağlı Bektaşilikle ilgisi olmadığını(!), ayrıca "Anadolu Aleviliği"nin (bu deyimi sanırım ilk, Nejat Birdoğan kullanmıştır...) Şiilik ve Kızılbaşlıkla karıştırılmaması gerektiğini, onun, inanç ve yaşam biçimi olduğunu (s. 146-147) vb...

Okudukça bana yeni ve ilginç gelen bir başka kitap, Elif Şafak'ın "Bit Palas" adlı romanı (Metis y. 2002). Seçimimde zorlandığım yine "çok yapraklı" (381 sayfa) kitaplardan... Olaylar, sonunda adı "Bit Palas"a çıkan, on daireli “Bonbon Palas”da geçiyor. Her dairede değişik insan tipleri, tutkuları, alışkanlıkları, yaşantıları ile. Yarıdan sonra, yalnız “7 Numara: Ben” bölümlerini okudum; o merkez ve çekirdekten romanın "bildiri"sine ulaştığımı sanıyorum... Genç ve yeteneği, birikimi açıkça belli olan Şafak, tip ve yaşam çözümlemelerini başarılı çizimlerle bize verirken, ayrıca düşünce dehlizlerini açmış, özetle roman, "illa ki"lerden olmasa bile "iyi"ler arasında...

3. Üçüncü kitap, "On Bir Dakika" (Can y.2004). "Simyacı"n yazan Paulo Coelho'nun... Gerçekte, şimdi Lausanne'da oturduğu, evli ve iki kızının bulunduğu bildirilen, takma adıyla Maria, etkileyici; yaptıkları, karşılaştıklarıyla da öğretici... Örneğin, çalışma, kazanma direnci; "fahişe"lik yaşam ve felsefesi; "sado-mazoşizm" anlatı ve uygulamaları; değişik ülkelerin değişik insanlarına, geleneklerine uyum sağlama gücü... Buraya, kitaptan ilginç, çarpıcı birkaç örnek tümceyi almadan olmayacak. "....Özgürlük, ancak aşk olduğunda var. Kendini kayıtsız şartsız teslim eden, sınırsızca sever. Sınırsızca seven, kendini özgür hisseder. Özgürlüğü yaşamak, dünyanın en önemli şeyini elinde tutmak, ama ona sahip olmamak!.. Aynı bedende birbiriyle savaşıp duran ev kadını da benim, fahişe de. Çarpışan iki evren. Yüzleşmede gerektiği kadar saygı yoksa, bir evren ötekini yok eder... Her zaman hayalini kurduğu insanı gözleyen ve keşfeden kişi, cinsel enerjisinin cinsel ilişkiden önce geldiğini bilir... En büyük haz, sekste değil, tutkunun dozundadır. Aşıklar, sevişmezken bile sevişirler. Bedenlerin buluşması, yalnızca bardağın taşmasıdır... Bazı şeyler paylaşılmaz. Kendi istediğimizle daldığımız okyanuslardan korkmayalım. Korku bütün oyunları bozar... Herkes erkeklerin topu topu o 'onbir dakika1 için yaşadığını, bu uğurda servet dökmeğe hazır olduğunu sanıyor. Oysa, bu, son derece yanlış. Erkeklerde de kadınlıktan bir parça var ve onlar da karşılarına birinin çıkması, yaşamlarına anlam katması için can atarlar..."

Bu kez günlüğümün son tümcesi şöyle olsun: Herkese, esenlikli, erinç dolu, bol kitaplı günler ve sevgiler içinde gönüllerince dinlenmeler diliyorum...


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2004   Mint