başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim
Şair, Şiir, Şair Kişiliği

Osman Bolulu

Yazın türlerinin, aşağı yukarı, tanımı yapılmıştır. Ayrıymış sanısı veren tanımların da bir ortak paydası vardır. Günümüzde, yazın türleri, iç içe girmiş gibi görünüyorsa da, her tür, kabul edilmiş tanımlarıyla, birbirinden ayrılabiliyor. Yazın türleri içinde, öteki türlerle iç içelikten, titizlikle sakınan şiirin, ortak paydalı tanımı yapılamamıştır. Yazın türlerinin anası şiir, demek ki ayrıcalıklı yerini ve bağımsızlığını koruyor.

Anlatı türleri içinde şiirin yeri

Anlatı dendiğinde, estetik düzeyi ne olursa olsun, yazılı sözlü metin düşer aklımıza: Bilimseli, bilgiseli, yazınsalı...

Bilimsel anlatıda tanım gereklidir, zorunluluktur. Çünkü bilim kesin dili ve dayanağı ile anlayış, anlatış ve algılama / algılatma ortaklığıyla bütünlüğünü yaratır, sürdürür. Bilim, mantığı öne çıkarır. Yüreği, sanatçı yüreği değildir; araştırma, bulma / bulgulama, saptama / kanıtlamanın vb. meraklı aklı, egemendir ona. Onun düşleri, var olandan var olabileceklere kanat açar. Sıradan insanın mantığına çap gelen düşlerin yatağında, yeni düşünüş düşü gören edebiyattır (yazı türleridir), edebiyatçıdır. Bilimi inkar etmese de, onun verilerinden, uygulayımlarından yararlansa da, bilim, edebiyatçıya göre özdekseldir, katıdır biraz.

Bilim - edebiyat çatışması mı?... Hayır! Gizli gizli, birbirlerini emzirirler. Yazarın, şairin işlettiği dil, aynı zamanda düşünüştür: İnsanın özlemleri, düşleri, taşanları, olasıları dokunur tezgâhında. İnsanın yürek sıcaklığını dille işleyen şiirdir, edebiyat türleridir. Ki düşünüşe ivme kazandırışı ve sezgisiyle bilime ön açar. Haa, bu arada soracaksınız; şiir dışındaki türler, tanımlılığından ötürü bilimin öksesine mi yakalanır? Demem, o değil! Edebiyat türleri, bilimin kesin ve tanımlı anlatımından uzak, uçkun, hep kanat çırpan, kendisiyle yetinmeyen duyumsamaların, özlemlerin çevren (ufuk) açan dilini yeğler: Bilinen / kullanılan dilin içinden, daha üstün bir dil yaratır. İşte bu üst dildir(*); önce bilim dili, sonra öteki türlerle şiir dili arasına ayrımlılık çizgisi çeken.

Yazı türlerinin tümünde; * dil işçiliği, * yoğun, sıkı anlatış, * doku örgütlülüğü, * kurmaca, * imgenin kanadında uçmak, * okurun düşlerini genişletmek, * anlağı (zekâyı) kamçılamak, * okurunu, okuma öncesinden farklı konuma çıkarmak önem taşır, her birinde yerine göre ağırlığı vardır. Ama genelde bu gerekler, şiir için kesenkes gereklidir. Dahası bunları da aşar şiir. Şiir, dili, düşünceyi sektirmede, çok ayrıcalıklı bir yere sahiptir dersek, biraz az olur, dili boyutlandırmada, daha üst işlev yüklenmiştir şiir.

Sür, tanıma sığmadığı için özgürlüktür

Şiire bilimin kuru dili yetmediği gibi, üst dil dediğimiz de az gelir. Şiir, kendi dilini eskite eskite, bir yandan da evrilte evrilte sürdürür varlığını, kendisinden daha ileriye uzanımını : Çizgi kırmak, yeni dünya kurmak, yeni insan yaratmak; parçalayıp dağıttığından yeni düşler üretmektir onun işi. O nedenle de, hiçbir çağın sözünde söyleminde eğlenip kalmaz. Devrimcilik, değiştirmecilik yatar, şiirin görünmeyen derinliklerinde. Kendisinin sürekli değiştirip, yerine yenisi koyduğu, isterlerinden şaşmadığı, hiçbir şaire tutsak düşmediği, tek çağa takılıp kalmadığı için özgürlüktür şiir. Hiçbir çağ ve şair, onun özgürlüğüne tasma takamamıştır / takamaz da...

Şiirin, tarih boyunca düş pınarları kuramadığı ve hiçbir zaman düş kanatlan kopmadığı / koparılamayacağı için; özgürlüğün ardından koşturaduran insan, şiir susamıştır. Özgürlük; şiirin özünde, insanın özlemindedir. İnsanın, şiirin ardına şüşü, özgürlüğe susamışlığındandır. O nedenle şiir, her çağda var olmuş, sevilmiştir.

Şairlik kumaşı

Hani, kimileri için 'anadan doğma şair' derler ya, o söylemin bir yanı doludur; öteki yanı boş... İnsan şiire yetenekli doğabilir, ama şiir öyle boğazın, sesin elverişliliği üstüne, biraz müzik eğitimiyle ses sanatçısı olmaya benzemez. Kaldı ki öylesi de o 'biraz'la yetinirse, hiçbir zaman virtüöz olamaz: Aralarda bir şeyleri çığırır durur. 'Anadan doğma şairlik' işlenmez, geliştirilmezse, toprak altında bekleyen maden kadar geçerliği olamaz. Çünkü o maden, bir gün erbabınca işletilip değerlendirilebilir. Ama yeteneğin üstüne uzun ve çileli olarak ölür, şair kaydına alınmaz adı.

Şiiri, tam anlamıyla algılayabilmiş ya da algılayamamış olsun, her insanın içinde bir şairlik yatar. Ama herkes şair olamaz. Şiir hevesiyle şiirin kuram ve kurallarını yakaladım sanarak yazanların çoğu şair değildir. Çünkü şiir salt kuram ve kural değildir. Hatta kuram ve kural, şiire öksedir, çoğu zaman. Şairliğin kumaşı ayrıdır: Onu dokuyacak duyuş, özümseyiş ipliğiniz olacak, dil kirkitiniz, şünüş tezgâhınız olacak.

Size, hep tatlı gülücükler sunan, hep ön uzağınızda, eteğinin altından, budunu, kösnülce göstere göstere sektiren, imkânsız sevgilidir şiir: Ömür boyu, saniyelik aksatma yapmadan ardında olacaksınız. Yakalanmazlığını bile bile, onun zor ve çileli yolculuğundan yılmayacaksınız. Şiir kişiliğini kuşanmak, şiir adamı olmak kolay değil; zorun zorudur. Şiir kişisi olmak, sıradan kişiliğin, hatta yazını anlayan, öteki yazın türlerinde beceri gösteren kişiliğin, çok üstünde bir uğraştır. Yerleşmiş anlayışlara göre söylersek, olanla yetinmeyen, muhalif bakışlı ve düşçü adamın işidir, şiir kişiliği. Düşlerimize kanat takan, içimize yumaklanmış özgürlük susamışlığına bir tas suyu sunan, -halkın 'yiğidin iyisi delibozuk olur' dediği anlamda- delibozuk dediklerimden çıkar şair: Geleneğin katılığını parçalar, aklın yerleşmiş çizgisini aşar; kendilerini, akla ve geleneğin tutucu yanına tutsak etmeden, yeni akla yolak açarlar...

Her insanın yapıp ettiği; yazılsın yazılmasın sözdür: Sözüne bakar, insanını hem de ta derinliklerinden- tanırsınız. Bir şairin kişiliğini; şiirlerinden, şiir yolundaki uğraşından, tutumundan, şiir serüveninin nirengilerinden çıkarabilirsiniz.

İlk başta şiirin anasıdır şair

Halkçıl ağzında, ana sütümüz Türkçe'nin tadı vardır: Dünümüzün diliyle

günümüzün dili emişik ve ilerisine ulanık. Böbürlenmesiz, sıcak, anlaşılır. Arı duru, ama kuru değil. Sokakta konuştuğumuz dili, şiirin üst diline çekiyor. Bizden birisi de, sıradanından değil; şiir üzerinden yarınları kurmaya koşulmuş, yaratımcı.

Bakıyorsunuz: Şiirin dününden haberli. Fakat öncesinin yedeğine takılmamış. Damarı damara ekleyerek gidiyor: Evriltim işçiliğinde. Birilerine benzemeden, kendi damgasını vurmaya çalışıyor. Ben yaptım ettim, oldumdan uzak. Yapıp ettiklerini, yolunun kilometre taşları sayıp ilerisine uzandığını görüyorsunuz. Olanıyla yetirmiyor, kendisini yenileyerek, katkılayarak üst basamaklara tırmanıyor.

Dünyayı, insanlar arası ilişkileri olumlusu olumsuzuyla biliyor. Nereden nereye, kime, neye, nasıl bakılacağının ayırdında. Şiirin dip suyunda dünya görüşü var. Ona göre duruş alıyor. Ama şiirini, görüşünün aracı durumuna düşürmüyor. Dünyaya bakışını, sadece sezinleyebiliyorsunuz. Şiirin özgürlük delisi olduğunu, onu başkasının yedeğine alırsanız kaçıp gideceğini anlamış. Şiirin ödünsüzlüğünü, ölümsüz özgürlüğünü, yakalanmazlığını bilerek, onun işçiliğine gönüllü yazılmış, bir şiir tutsağı. Ölsem de şiirden ayrılamam; ölümüm bu yoldan olsun diyor. Nabzını yoklasanız, kanının vuruşunu değil de şiirin çağıltısını duyacaksınız: Şiir gibi şiir delisi...

Yaşamı bilip algılayışında bizim duyumsama, özlem, öfke ve hüzünlerimiz var; ayrıntılarına kadar. İnsanı; alçalabilen / yücelebilen yanlarıyla tanıyor, yine de doğrunun, güzelin yolunda koşuşturuyor. Ayağı, yerliden evrensele yönelmiş. Bütünüyle kucaklıyor insanlığı. Heyecanlarını diri tuttuğunu görüyorsunuz. Şiirine de yansımış bu! İçinden taşan insanlık suyunun coşkusunda yalnız kendisi yıkanmıyor: Bütün insanlık çağrılı oraya. Acısıyla sevinciyle bizim serüvenimizi yaşıyor. Böylesine usta şair denir de...

\

Ustalaşmanın tuzağı

Yetkinleşmeyi, ustalık (*) sananların kulakları, alkışa yatkındır. Çevresini saranlar, onları abartır, büyüklükle örtüler, şairin, şiir gözlerine duman ağdırır, iktidar yaparlar. İktidar erktir: Gücünü bölüşmek istemez. Başkası yokmuşçasına kendi yasalarını işletmeye koyulur. Başlangıçta şiirini kendisi yazan, giderek şiiriyle kendisini yaratan, şair kişiliğini, şiirinden alan kişi, şimdi alışkanlığının pençesine şürmüştür şiirini, Şair, şiiri mi yazıyor? Şiiri, şairin evrilterek, şairin kişiliğini mi biçimliyor! sorgulaması başladıysa, onun iktidar kalesinin taşları da sökülüyordun

Şair, şiirini, bencil benine yazdırmıyor da; şiiri ile şairi birbirini yaratabiliyor: Şiiri şairinden damga; şairi şiirinden kişilik alabiliyorsa, öyle ustalığa kim, ne diyebilir?

---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

(*) Yetkinlikle, ustalaşmak, aynı kavram bağlamına girebilir de, hele şiir söz konusu olduğunda, aralarındaki ayrım, hayli önem kazanır. Yetkinlik; gerekli olgunluğa erişmek, tam'lık, eksiksizliktir, düşünselle, sanatsalla ilişkilidir. Ustalaşmak; beceriklilik, el uzluğu kazanmaktır, zenaatle ilişkilidir.

(*) Üst dil; felsefe alanının terimi. O ki, felsefe var'ın ötesini yoklar; şünüş ve anlayışa çevren açar, şiir de onun gibi sürekli ötesini yoklar, Yakalanamaz erimlerin uzun koşucusu. Özgürlükçe bir işleve sahiptir. Neden, şiir için de üst dil terimi kullanılmasın?

 


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2004   Mint