|
|
Şair, Şiir, Şair Kişiliği
Osman Bolulu
Yaz ın
türlerinin, aşağı yukarı, tanımı yapılmıştır. Ayrıymış
sanısı veren tanımların da bir ortak paydası vardır. Günümüzde,
yazın türleri, iç içe girmiş gibi
görünüyorsa da, her tür, kabul edilmiş
tanımlarıyla, birbirinden ayrılabiliyor. Yazın
türleri içinde, öteki türlerle iç içelikten,
titizlikle sakınan şiirin, ortak paydalı tanımı
yapılamamıştır. Yazın türlerinin anası şiir, demek
ki ayrıcalıklı yerini ve bağımsızlığını
koruyor.
Anlat ı
türleri içinde şiirin yeri
Anlat ı
dendiğinde, estetik düzeyi ne olursa olsun, yazılı sözlü
metin düşer aklımıza:
Bilimseli, bilgiseli, yazınsalı...
Bilimsel anlat ıda
tanım gereklidir, zorunluluktur. Çünkü bilim kesin dili
ve dayanağı
ile anlayış, anlatış ve algılama / algılatma ortaklığıyla
bütünlüğünü yaratır, sürdürür.
Bilim, mantığı
öne çıkarır. Yüreği, sanatçı yüreği değildir; araştırma,
bulma / bulgulama, saptama / kanıtlamanın
vb. meraklı aklı, egemendir ona. Onun
düşleri, var
olandan var olabileceklere kanat açar. Sıradan insanın
mantığına çap gelen düşlerin yatağında, yeni düşünüş
düşü gören edebiyattır (yazı türleridir), edebiyatçıdır.
Bilimi inkar etmese de, onun verilerinden, uygulayımlarından
yararlansa da, bilim, edebiyatçıya
göre özdekseldir, katıdır biraz.
Bilim - edebiyat çat ışması
mı?... Hayır! Gizli gizli, birbirlerini emzirirler. Yazarın,
şairin işlettiği dil, aynı zamanda düşünüştür: İnsanın
özlemleri, düşleri, taşanları,
olasıları dokunur tezgâhında. İnsanın yürek sıcaklığını
dille işleyen şiirdir, edebiyat türleridir.
Ki düşünüşe
ivme kazandırışı ve sezgisiyle bilime ön açar. Haa,
bu arada soracaksınız;
şiir dışındaki türler, tanımlılığından ötürü
bilimin öksesine mi yakalanır?
Demem, o değil! Edebiyat türleri, bilimin kesin ve tanımlı
anlatımından
uzak, uçkun, hep kanat çırpan, kendisiyle yetinmeyen duyumsamaların,
özlemlerin çevren (ufuk) açan dilini yeğler: Bilinen /
kullanılan dilin içinden, daha üstün
bir dil yaratır.
İşte bu üst dildir(*); önce bilim dili, sonra öteki
türlerle şiir
dili arasına ayrımlılık çizgisi çeken.
Yaz ı
türlerinin tümünde; * dil işçiliği, * yoğun, sıkı
anlatış, * doku örgütlülüğü, *
kurmaca, * imgenin kanadında
uçmak, * okurun düşlerini genişletmek, * anlağı (zekâyı)
kamçılamak, * okurunu, okuma öncesinden farklı konuma çıkarmak
önem taşır,
her birinde yerine göre ağırlığı vardır. Ama genelde
bu gerekler, şiir için kesenkes
gereklidir. Dahası
bunları da aşar şiir. Şiir, dili, düşünceyi
sektirmede, çok ayrıcalıklı
bir yere sahiptir dersek, biraz az olur, dili boyutlandırmada,
daha üst işlev
yüklenmiştir şiir.
Sür, tan ıma
sığmadığı için özgürlüktür
Şiire bilimin kuru dili yetmediği gibi,
üst dil dediğimiz de az gelir. Şiir, kendi dilini
eskite eskite, bir yandan da evrilte evrilte sürdürür
varlığını,
kendisinden daha ileriye uzanımını : Çizgi kırmak, yeni
dünya kurmak, yeni insan yaratmak; parçalayıp
dağıttığından yeni düşler üretmektir onun işi. O
nedenle de, hiçbir çağın sözünde söyleminde eğlenip
kalmaz. Devrimcilik, değiştirmecilik yatar, şiirin görünmeyen
derinliklerinde. Kendisinin sürekli değiştirip, yerine
yenisi koyduğu,
isterlerinden şaşmadığı, hiçbir şaire tutsak düşmediği,
tek çağa takılıp kalmadığı
için özgürlüktür şiir. Hiçbir çağ ve şair, onun özgürlüğüne
tasma takamamıştır / takamaz da...
Şiirin, tarih boyunca düş pınarları
kuramadığı ve hiçbir zaman düş kanatlan kopmadığı
/ koparılamayacağı için; özgürlüğün ardından koşturaduran
insan, şiir susamıştır.
Özgürlük; şiirin özünde, insanın özlemindedir. İnsanın,
şiirin ardına düşüşü,
özgürlüğe susamışlığındandır. O nedenle şiir, her
çağda var olmuş, sevilmiştir.
Şairlik kumaşı
Hani, kimileri için 'anadan do ğma
şair' derler ya, o söylemin bir yanı doludur;
öteki yanı boş...
İnsan şiire yetenekli doğabilir, ama şiir öyle boğazın,
sesin elverişliliği
üstüne, biraz müzik eğitimiyle ses sanatçısı olmaya
benzemez. Kaldı
ki öylesi de o 'biraz'la yetinirse, hiçbir zaman virtüöz
olamaz: Aralarda bir şeyleri çığırır durur. 'Anadan doğma
şairlik' işlenmez, geliştirilmezse, toprak altında
bekleyen maden kadar geçerliği olamaz. Çünkü o maden,
bir gün erbabınca
işletilip değerlendirilebilir. Ama yeteneğin üstüne
uzun ve çileli olarak ölür, şair
kaydına alınmaz adı.
Şiiri, tam anlamıyla algılayabilmiş
ya da algılayamamış olsun, her insanın içinde
bir şairlik
yatar. Ama herkes şair olamaz. Şiir hevesiyle şiirin
kuram ve kurallarını
yakaladım sanarak yazanların çoğu şair değildir. Çünkü
şiir salt kuram ve kural değildir.
Hatta kuram ve kural, şiire öksedir, çoğu zaman. Şairliğin
kumaşı
ayrıdır: Onu dokuyacak duyuş, özümseyiş ipliğiniz
olacak, dil kirkitiniz, düşünüş
tezgâhınız olacak.
Size, hep tatl ı
gülücükler sunan, hep ön uzağınızda, eteğinin altından,
budunu, kösnülce göstere göstere
sektiren, imkânsız
sevgilidir şiir: Ömür boyu, saniyelik
aksatma yapmadan ardında
olacaksınız. Yakalanmazlığını bile bile, onun zor
ve çileli yolculuğundan
yılmayacaksınız. Şiir kişiliğini kuşanmak, şiir adamı
olmak kolay değil; zorun zorudur. Şiir kişisi olmak, sıradan
kişiliğin, hatta yazını anlayan, öteki yazın türlerinde
beceri gösteren kişiliğin, çok üstünde bir uğraştır.
Yerleşmiş
anlayışlara göre söylersek, olanla yetinmeyen, muhalif
bakışlı ve düşçü adamın işidir, şiir kişiliği. Düşlerimize
kanat takan, içimize yumaklanmış özgürlük susamışlığına
bir tas suyu sunan, -halkın 'yiğidin iyisi delibozuk olur'
dediği anlamda- delibozuk
dediklerimden çıkar
şair: Geleneğin katılığını parçalar, aklın yerleşmiş
çizgisini aşar; kendilerini, akla ve geleneğin tutucu yanına
tutsak etmeden, yeni akla yolak açarlar...
Her insan ın
yapıp ettiği; yazılsın yazılmasın sözdür: Sözüne
bakar, insanını hem de ta
derinliklerinden- tanırsınız.
Bir şairin kişiliğini; şiirlerinden, şiir yolundaki uğraşından,
tutumundan, şiir serüveninin nirengilerinden çıkarabilirsiniz.
İlk başta şiirin anasıdır şair
Halkç ıl
ağzında, ana sütümüz Türkçe'nin tadı vardır: Dünümüzün
diliyle
günümüzün dili emi şik
ve ilerisine ulanık. Böbürlenmesiz, sıcak, anlaşılır.
Arı duru, ama kuru değil. Sokakta konuştuğumuz dili, şiirin
üst diline çekiyor. Bizden birisi de, sıradanından değil;
şiir üzerinden yarınları kurmaya
koşulmuş,
yaratımcı.
Bak ıyorsunuz:
Şiirin dününden haberli. Fakat öncesinin yedeğine takılmamış.
Damarı damara ekleyerek gidiyor: Evriltim işçiliğinde.
Birilerine benzemeden, kendi damgasını
vurmaya çalışıyor. Ben yaptım ettim, oldumdan uzak.
Yapıp
ettiklerini, yolunun kilometre taşları sayıp ilerisine
uzandığını görüyorsunuz. Olanıyla
yetirmiyor, kendisini yenileyerek, katkılayarak üst basamaklara
tırmanıyor.
Dünyay ı,
insanlar arası ilişkileri olumlusu olumsuzuyla biliyor.
Nereden nereye, kime, neye, nasıl
bakılacağının ayırdında. Şiirin dip suyunda dünya görüşü
var. Ona göre duruş
alıyor. Ama şiirini, görüşünün aracı durumuna düşürmüyor.
Dünyaya bakışını,
sadece sezinleyebiliyorsunuz. Şiirin özgürlük delisi
olduğunu, onu başkasının
yedeğine alırsanız kaçıp gideceğini anlamış. Şiirin
ödünsüzlüğünü, ölümsüz özgürlüğünü,
yakalanmazlığını bilerek, onun işçiliğine gönüllü
yazılmış, bir şiir
tutsağı. Ölsem de şiirden ayrılamam; ölümüm bu
yoldan olsun diyor. Nabzını
yoklasanız, kanının vuruşunu değil de şiirin çağıltısını
duyacaksınız: Şiir gibi şiir
delisi...
Ya şamı
bilip algılayışında bizim duyumsama, özlem, öfke ve hüzünlerimiz
var; ayrıntılarına
kadar. İnsanı; alçalabilen / yücelebilen yanlarıyla tanıyor,
yine de doğrunun,
güzelin yolunda koşuşturuyor. Ayağı, yerliden evrensele
yönelmiş. Bütünüyle kucaklıyor
insanlığı. Heyecanlarını diri tuttuğunu görüyorsunuz.
Şiirine de yansımış
bu! İçinden taşan insanlık suyunun coşkusunda yalnız
kendisi yıkanmıyor:
Bütün insanlık çağrılı oraya. Acısıyla sevinciyle
bizim serüvenimizi yaşıyor.
Böylesine usta şair denir de...
\
Ustala şmanın
tuzağı
Yetkinle şmeyi,
ustalık (*) sananların kulakları, alkışa yatkındır.
Çevresini saranlar, onları
abartır, büyüklükle örtüler, şairin, şiir gözlerine
duman ağdırır, iktidar yaparlar. İktidar
erktir: Gücünü bölüşmek istemez. Başkası yokmuşçasına
kendi yasalarını
işletmeye koyulur. Başlangıçta şiirini kendisi yazan,
giderek şiiriyle kendisini yaratan, şair
kişiliğini, şiirinden alan kişi, şimdi alışkanlığının
pençesine düşürmüştür
şiirini, Şair, şiiri mi yazıyor? Şiiri, şairin
evrilterek, şairin kişiliğini
mi biçimliyor! sorgulaması
başladıysa, onun iktidar kalesinin taşları da
sökülüyordun
Şair, şiirini, bencil benine yazdırmıyor
da; şiiri ile şairi birbirini yaratabiliyor: Şiiri şairinden
damga; şairi şiirinden kişilik alabiliyorsa, öyle
ustalığa
kim, ne diyebilir?
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
(*) Yetkinlikle, ustala şmak,
aynı
kavram bağlamına girebilir de, hele şiir söz konusu olduğunda,
aralarındaki ayrım, hayli önem kazanır. Yetkinlik;
gerekli olgunluğa
erişmek, tam'lık, eksiksizliktir, düşünselle,
sanatsalla ilişkilidir. Ustalaşmak;
beceriklilik, el uzluğu
kazanmaktır, zenaatle ilişkilidir.
(*) Üst dil; felsefe alan ının
terimi. O ki, felsefe var'ın ötesini yoklar; düşünüş
ve anlayışa çevren açar, şiir de onun gibi sürekli ötesini
yoklar, Yakalanamaz erimlerin uzun koşucusu.
Özgürlükçe bir işleve sahiptir. Neden, şiir için de üst
dil terimi kullanılmasın?
|