başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

YAPITLAR YAZARLAR

Tansu Bele'nin Denemeleri:
"AĞIR DÜNYA" (*)

Hasan Akarsu

Yazar Tansu Bele, 1944'te İstanbul/ Kuruçeşme-Arnavutköy'de doğar. 1972'de İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nü bitirir. 1962'den bu yana çeşitli yayın organlarında ürünleri yayımlanır. Birçok ödül kazanır. 1984'te Sanat Olayı dergisi öykü birinciliğini, 1991'de THK öykü ikinciliğini, 1998'de Kültür Bakanlığı 75. Yıl eser yarışmaları eleştiri dalı başarı ödülünü alır. Son yapıtı Ağır Dünya ile 2003 Eyüboğlu Kültür Vakfı - Sabahattin Eyüboğlu Deneme Yarışması birinciliğini kazanır.

Ağır Dünya'da, on dört deneme yer alıyor. Önsöz'de yazar, yurdumuzda denemenin gerekli ilgiyi görmediğinden yakınıyor. Nedenini de denemenin felsefeyle olan ilişkisine bağlıyor. Denemenin işlevi, eldeki düşüncelerden yeni şüncelere ulaşmak olduğu için okuyucuya güç geliyor. Anadolu Aydınlanmacısı olan Sabahattin Eyüboğlu adına konulan deneme ödülünü almak mutluluğuna erişiyor Tansu Bele.

Ağır Dünya adlı denemesinde yazar, kentin insan kimliğini çözümlüyor, istanbul'un yitip gitmiş bahçelerini özlüyor. Birçok yazarın yapıtlarından yararlanıp geçmiş yıllardaki İstanbul evlerinin bahçelerini anlatıyor, günümüzdeki du­rum ile karşılaştırıyor. "Bahçelerin yerini şimdi, bir deliğin dipsiz karanlığı almış..." (s.9) Gece yansından sonra evinin balkonundan bakan yazar, "Ağır Dünya"yı sorguluyor: "...Saat gece yarısını çoktan aşıyor. Duruyor izleğim; gözkapaklarımın ardına sürmek istediğim aydınlığa birtakım gölgeler karışıyor. Bakıyorum yüreğim burkularak; belleğimin yüzyıllık, bin yıllık kent bahçeleri, yabancı, acımasız, yabanıl bir toprağın paramparçalığına dönüşüyor, çürük, kokuşmuş atık parçalarıyla oluşan, atıkların ağırlaştırdığı bir dünyaya. Orküyorum; tanımadığım bir dünya bu. Kentimin, hiç bilmediğim karanlık dünyası... Sormak istiyorum, ürküyle; ağır dünya, sen şimdi nesin? Kimsin?... Kent insanımın düşlerinin ektiği tohumlarla yeşeren dünya, sen şimdi hangi türden bir düşünce çiçeğinin ölümündesin?..." (s. 13) Gecenin karanlığında, ıssız sokakta, blucinli bir genç ve köpeği. Köpek, sahibinden kurtulmak

istiyor, kurtuluyor da. Genç, çaresiz kalıyor. Yazar, köpeğin kaçıp kurtuluşuna seviniyor: "Koş köpek koş! Kaç bu kentin insanının akıl toprağından, var git... İnsan soyunun yüreğiyle buluşacağın yere dek koş, çok geç olmadan, canını da vermeden, o yüreğin bir zamanlar yeşerttiği, kentin insanının doğa bahçelerinde, sevgisine kavuşacağın yere dek koş." (s. 15) Usun ve bilimin, sevginin buyruğunda olması özlenen bir şey. Kentli insan da bunun için uğraş vermeli ki kent yaşanır olsun.

Yazar, "Sözüm Dünya Üstüne" adlı denemesinde de, dünyayı, doğayı korumaktan yana tavır koyuyor. Dünyanın elden gidişinin nedenini, insanda arıyor haklı olarak. İnsanın bencilliğini, umursamazlığını kınıyor. Öbür yazarların yaptığı gibi "böylesi sağır bir dünyada" seslenip bağırıyor: "...Bir yazar olarak başka ne yapılabilir ki? Gücü yettiğince yazının çanını çalmak: uyarmak, göstermek dünyada olup bitenleri, sergilemek sağır ve kör beyinlere... Yazarın, sanatçının birincil görevi değil midir bu? Hele yaşadığımız gibisinden bir dünyada! Acıysa acıyı, sevgiyse sevgiyi, sömürüyse sömürüyü sergilemek..." (s.24) Sanatçı, çağının sesidir. Sevgiyle, kötülüklerin aşılacağına inanır.

Ozan, felsefeci Afşar Timuçin, "Felsefe Bir Sevinçtir" diyor. Tansu Bele de, bu sevinçli ortamda kuruyor yaşantısını. "Aydınlık Bahçıvanlan"ndan esinlenerek "Bahçemizi yetiştirmemiz gerek" diyenlere katılıyor. Voltaire, Lukacs, Hegel, Marx, vb düşünürlerin görüşlerini irdeliyor. Demokrasinin, insanın içindeki "bağımsız alana"a saygı göstermesi gerektiğini vurguluyor: "...Burada, gerçekten de çağdaş aydına ve sanatçıya düşen, insanın çok yönlü özgürlüğü düşüncesi üstünde durmaktır. Bunu gerçekleştirecek olanlar da onlardır, öyleyse, bir ülkede yine her şeyden önce, aydının özgürlüğüne, bağımsız varlığına gerek duyulmaktadır ve onların toplumları içindeki kişiliklerine, büyük görev şmektedir. Bugün için de, gelecek için de..." (s.32)

Yazarın "Sanat ve Politika"yla ilgili

görüşleri okunmaya değer. O, siyasetin sanatı sınırladığını, çağımızın sanatının da siyasetin tutsağı olduğunu, sanatın yaşamsal olması gerektiğini, satılık olmadığını, vb belirtiyor. Yazısını şöyle bitiriyor: "...Yani politikanın güncel güdümüne sokulan sanatın "da, kafese kapatılmış kuştan farkı yoktur demek, işte budur." (1.40)

Tansu Bele, 20. Yüzyılın, özgürlükler yüzyılı olduğunu, Türkiye'nin 21. Yüzyılda, Laik Cumhuriyet ve Atatürkçülükle başarılı olacağını vurguluyor: "... Batı toplumları 21. Yüzyıla, "yazının basımevi aracılığıyla yaygınlık kazanması" devriminden sonra gerçekleştirdikleri en büyük devrimle, kitle iletişim araçlarının bütün insanlara yaygınlaştırılmasıyla geçecekler. Türk toplumuysa 21. Yüzyıla, kendisine bilimlerin ve çağdaşlığın yolunu açan laik cumhuriyeti ve Atatürk devrimleriyle geçecek, yazılacak ve kalacak. Küreselleşmenin gerçek anlamı buysa ve Türk toplumunun bu anlamdaki küreselleşme içinde bir yeri varsa, o da budur." (s.50)

"Masal Dedem-Hayal Dedem" adlı denemesinde yazar, Homeros'la ve öbür bilgelerle, tarih içinde bir gezintiye çıkıyor. Peter Pan ile, "o düşsel çocuk"la da dünyayı dolaşıyor, birçok olayı sorguluyor: "...Çünkü artık şimdilerde Pe­ter Pan'lar gitgide daha dehşet verici simgelerle gelmekteler insanlara ve çocuklara... Oysa tarihin hiçbir çağında değişimin önlenemediği de gerçek bir olgudur. Çünkü Peter Pan, hangi kılığa bürünmüş olarak gelirse gelsin insanın karşısına...(onu) alıp Asla Diyan'na götürmesini bilmiştir. Onun gerçekliği, insanın özbenliğinde gizlidir çünkü." (s.66-67)

Yazar, masal ile insanın ilişkisini kanıtlar göstererek açıklıyor. "Gözüm Yıldızlarda" adlı denemesi, mitolojiyle varsıllaşıyor. Sözgelimi; akşam yıldızını bilir misiniz? : "Hesperos, gökyüzünü omuzlarında taşıyan ATLAS'ın oğlu, bir gün yıldızlara daha yakından bakmak için yüksek bir dağa çıkmış; ama bir fırtına kopmuş, Hesperos yok olmuş. Onun iyiliksever, barışçı biri olduğunu bilen tanrılar, Hesperos'u akşam yıldızına çevirmişler. Prometheus'un kardeşi Hesperos, o gün bugündür insanlara yol göstermeyi sürdürmekte." (s.81) "Balkonda" adlı denemesinde yazar, günışığıyla, kadınlar korosuyla konuşuyor. "Gelecek Beyazcamda"

denemesinde, beyazcamın düşündürdüklerini yansıtırken, özgürlüğün yok edilemeyeceğini savunuyor. "Dünya Dönüyor" da, insanın gelişimini, doğayı, makineleri, yönetim biçimlerini, değişimleri irdeliyor. "Merak Ediyorum" adlı denemesinde, bir yaz günü ormandaki gezintiyi, ırmağı, ırmaktan yansıyan yüzü anlatırken, Narsis yönü aşma uğraşını ve kendi yüzüyle konuşmalarını da yansıtıyor, insanın kendisini tanımasının önemine değiniyor. "Bir Gölge Gibi" geçilen dünyamızda, yaşadıklarını, ailesinin soyağacını, vb sorguluyor: "...Anne sen, bende, benden çocuklarıma uzanmış ömrüm gibisin...Senin de bir çocukluğun var mıydı anne? Bir çift güvercin kanadı denli yeğin iki elin avuçları içinde doğup büyüyen? Bir çocuğun var mıydı? Sende yaşayan, sürüp giden? Vardı değil mi? Nasıldı senin çocukluğun? O bende yaşayacak olan ve çocuklarıma aktardığım..." (s. 121)

Tansu Bele, düşüncelerini, duygularını şiirsel bir dille anlatıyor, şiir tadında okutuyor denemelerini. Varsıl bir düşün dünyasında gezdiriyor bizi, düşünmeye, sorgulamaya çağırıyor. Sabahattin Eyüboğlu'na yaraşan denemeler yazıyor.

(*) Ağır Dünya, Tansu Bele, Denemeler, Güldikeni Yayınevi, 1. Basım Temmuz 2003.


ÖBÜR YAZILAR


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2004   Mint