|
|
YAPITLAR
YAZARLAR
İstanbul Annem
(*)
M.Güner Demiray
Istanbul-Kadıköylü bir şair Emine Erbaş. 1952'den bu yana şiire adamış yüreğini. Emeğini şiire vermiş yıllar yılı. Bu yolda soluk soluğa bir koşu tutturmuş. Yaşamını şiirle bütünleştirmiş. Yaşamın rengini, anılarını, düşlerini kendi yöntemleriyle şiire dökmeye çalışıyor. Ürünlerini Türk Sanatı, Hareket, Varlık, Yazıt, Karşı, Kıyı, Yaba-öykü, Şiir Ülkesi, Düşlem, Türk Dili Dergisi ve Güzel Yazılar dergilerinde yayımlıyor. Son çıkan yapıtı -altıncı şiir kitabı olacak- "istanbul Annem" var elimin altında. Okuduklarımdan vardığım yargıya göre kolay şiir değil Erbaş'ın şiirleri. Düşünsel çözümlere götüren bir imgeler denizi. Hemen hemen her sözcük asıl anlamı dışında çağrışımsal bir görev yüklenmiş. Şiirinin estetiğini alımlamak, öz yapısına girebilmek için her şiirini yeniden yeniden okumak gerekiyor. Çok kez anlamı ikinci planda bırakıp çok sesli bir müzik dinler gibi bir anlayışla şiirinin kapısını aralıyorum. Kendine özgü bir deyişi, bir ritmi, bir akışı var Erbaş şiirinin.
Emine Erbaş anı dağarcığı varsıl bir şair. Anılarından bir kale kurmuş. Uzamı istanbul. Çoklayın o anılar kalesinden sesler getiriyor. Eski istanbul motifleri, istanbul yaşantıları birer şiirsel kavram olarak dizelerle karşımıza çıkıyor, istanbul'un o eski, o soylu günlerini şiirsel kesitinin mavi tülünde yeniden yaşıyoruz, istanbul'un akıp giden günlerinden süzülmüş etkili imgesel türküler diyebiliriz bunlara. "Yerden göğe doğru uzanan asma çardağı / bana küçük dişi bir anahtar uzattı, "işte bu anahtarla açıyor Erbaş eski istanbul'un anılar kapısını. Bihter, Yıldız Bakkal, kuşşekeri, bebekşekeri balıklar, iğde çekirdeğinden sürme çeken kadınlar, gölgelerin oynaştığı yaldızlı odalar, tan sesi bebek Azade, zerdali gölgesinde büyümüş komşusu frenk üzümü Mari, karanfil Haliç, nihavent, acemaşiran şarkılarda yüzen alaturka yaşamlar, tren yolundaki palmiyeli ev..." Papazın Bağı'nda bülbül dinliyorum gel / yüzün bayram yeri, kuş dili biliyorsan eğer / kurbağaları bile alıp yatabilirim / bu gece koynuma /ben bir cambazhane gülüyüm diz boyu / yoluma çimenler ser (s. 80)"... Sokulunca bulut buluta / Ibrahimin yüzü sanki /balık yağıyordu istanbul'a / balık bir felaket gibi (s. 43)" ... "Kırlar vardı bire bir vardı kırlar/rüzgâr saçlarını hangi yöne
tararsa / gelincikler arasında düş toplardı kadınlar/incecik kadınlardı oradaydılar/Birbiri ardına patladı zaman / kim yazmış bu şiiri / çamları cellatlar aldı / kırları apartman (s. 48)"
Düşlerin kanatlandığı masalsı bir doku şiirinin kurgusuna önemli ve temel bir dayanak oluyor. Şiirierindeki mitolojik öğeler şiirsel etki alanlarını genişletiyor, okuyana bir şarap tadı veriyor, düşlemlerin sınırsız dünyasında dolaştırıyor. Agnosya, Kronos, flüt, Györı, Asil, periler v.b. mitsel kavramlar düşsel açılımları ateşliyor. "Ah güzel imge, tutkuların döşeği / bir ön bilici olmalı şair, tül gece / sokak fenerine asan kendini / derisi yüzülen alevler içinde (s. 37)" Aşk izleği barışçıl bir evrenin şiirselliğini besler sürekli. Şaire göre "aşk üretir kendini", yaşamın masalına düş gibi girer, "yeni bir savaşa mı güzelleşmek - evet / aşka karşılık özlem / mavi ya da lacivert / bir buluta öykünmek / tüm iyi şeyler - aşk varsa evet (s. 73)... yüreğimizde / kocaman bir ay taşırız biz / dünyayı titreten (s. 89)"
Emine Erbaş'ın şiirleri bilinçaltının derin koyaklarından geliyor. Sözcükler simgeleşiyor, söz öbekleri imgeleşip bir yaşam ışığına dönüşüyor. Hem de kalıcı özdeyiş niteliğinde: "durgun suların aynasında / çürüdükçe boşaltacağız kendimizi bir yerlere... Hangi unutuş eleverir kendini / hangi düşünce bir kuş kadar özgür... çelenklerle süsledik sessizliğimizi... Yeni uyanmış topraktır ten... Yalnızlığına sıkılan bir kurbağayım ben... Güz kapıda işkence gibidir... Faydasız için açışa da bitti rüya / geçip gitti zaman saatler durdu... En sonsuz akşamlardır aşk saati... yolcuyum bir garip antikacı / ne çarşım var ne pazarım... Abartılı bir sözdür kahkaha, sözcük içinde sözcük... insan dal kadar çıplak / dağ kadar açık... Sen, sen olduğun için direnmelisin... orkestra gibidir yaşam / telli dövmeli çalgılardan oluşan / senfonik bir şiir v.b..."
Erbaş şiire özgür bir yaklaşımla eğiliyor. Anında yakaladığı sözcükleri imgeleştirip dizeleştiriyor. Bunlar, şairin diri anılarının büyüttüğü sözcükler. Anlamlar çoğunlukla iki ya da daha çok dizelerde tamamlanıyor. Doğaldır ki şiirin iskeletine göre ölçüsünü ayarlıyor.
Kısaca diyebilirim ki İstanbul Annem okunmalı. Şiiri tatmak, şiirin özdenliğini, içtenliğini anlamak, imge pınarında yıkanmak istiyorsak.
(*) İstanbul Annem (Şiir), Emine Erbaş, Gerçek Sanat Yayınları, 2003, 102 s.
ÖBÜR
YAZILAR
|