başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
iletişim evreninden
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

BAŞYAZI

Arkadaş Yazarlar Yazar Arkadaşlar

Ahmet Miskioğlu

Uyuyabilmek umuduyla gözlerinin üzerine gözbağı, kulaklarına ses geçirmez tıkaçlar yerleştiriyormuş. Sabahın sekizinden kalkıp "dört nala" yazı yazabilmek için Corydrane alan bir kişinin ancak bu yolla denge kurabileceği ortada. Beyninin en uzak kıvrımlarındaki en ince çizgilerinden eksiksiz yararlanabilmeği düşünerek, Jean Paul Sartre'm Corydrane'dan başka ortedrine de sürekli aldığı ilaçlardandır. Kırk yaşında iken "yazarın sorumluluğu" üstüne Paris'te vereceği konferansa hazırlandığı sıralarda kullanmaya başladığı ortedrine 'in bir tüpü ona ancak bir gün yetiyormuş...

Düzenli olarak saat 15.00' te buluşulmasına karşın söyleşi sabırsızlığı yüzünden 13.00 - 14.00'lerde gelinen Çağlayan kahvesinde Salâh Birselle Sabahattin Kudret Aksal, güçlü sandıkları bir yazarın böyle ilaç destekli çalışmasını beğenmediklerini söyledikleri zaman; Zihni Küçümen'in Georges Michel'den Türkçeye çevirdiği Sartre Yıllarım. 1985'te okurken Vagon kahvesindeki söyleşilerimizde Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın "Öyleyse gözümden düşer bu yazar." dediğini anımsıyorum.

Salâh Birsel de İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü çıkışlıdır, Sabahattin Kudret Aksal da. Her ikisinin hem okuyan hem de sürekli yazan arkadaşlar olmaları öbür perşembe toplantısı üyelerini daha çok okumaya sürüklemiştir. Zaten, perşembe toplantıları, sürekli okuma ve okuduğunu da söyleşme gereksiniminden doğmadı mı? Gazete bile okumadığını söyleyerek övünen sözümona 'okumuşlar' ortamında, okuduklarını birbiriyle söyleşerek yüce bir paylaşım çekiminin havasında oluştu perşembe toplantıları; ışığın, aydınlığın paylaşılması gibi bir şey bu...

Okuduklarını birbirlerine anlatmak gereksinimiyle; bu yüce paylaşım çekiminin havasında oluşan perşembe toplantılarında kuşkusuz başı çekenler Sabahattin Kudret Aksalla Salâh Birsel idi. Merkez kırathanesinde, Elifte daha sonra Vagon'da ve onların süreği (devamı) Kadıköy - Hatay, Olimpiyat, Münih, Fıçı içkievlerinde buluşulduğu sıralardan beri ayrıca arada bir rastlantıya bağlı olarak o yerlerin dışında toplantılar yapıldığı görülüyordu. Ancak 1987'den başlayarak Salâh Birsel, Sabahattin Kudret Aksal, Ahmet Miskioğlu, Alp Kuran ve Behzat Ay'ın belli günlerde toplanma kararıyla çekirdek oluştu. Artık kesinlikle her perşembe saat 15.00'te toplanılacaktı.

Salâh Birsel'in arasıra geç gelenlere "Yoklama yapıyoruz, sonra karışmam ha!" diyerek Ahmet Miskioğlu'na göz kırpıp şakalar yapması, toplantıların perçinlenmesini sağlamıştır diyebilirim...

Oluşan söyleşi çekirdeğine ilk katılanlardan biri Ercüment Uçan ise öbürü Ahmet Koksal* dır. Katılış sırasına göre Halim Uğurlu, Barlas Özarıkça, Muzaffer Uyguner, Müslim Çelik geliyor... Daha sonra Mehrizat, Nevhiz, Etem Ütük, Güner Demiray, Mahir Ünlü, Sami Karaören, Nezihi Gülcüoğlu, Mesude Gülcüoğlu katılıyorlar.

Fatih semti; Atatürkçü, devrimci, ilerici, aydın insanlar için şeriatçılarca yaşanılamaz bir duruma getirilmesi üzerine Fatih'teki babadan kalma evini satarak Kadıköy'e taşındıktan sonra Asım Bezirci de toplantılarda görülmeye başlıyor. Ahmet Miskioğlu, Asım Bezirci' ye eleştirmenliği dolayısıyla övgü dolu sözler söyleyince, Bezirci, "îşte bu nedenle bütün dostlarımı yitirdim." demiştir.

Melisa Gürpınar, Halil İbrahim Bahar gibi sürekli gelenlerden başka Nevzad Odyakmaz, Nuri Erten, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Naim Tirali, Sabahattin Çiller, Mustafa Öneş, Ercan Özgür, Osman Şahin, Emine Erbaş, Itır Yeğenağa, Sabahattin Batur, Necati Tosuner, Haluk Esin, Hakkı Özkan, İsmet Kemal, Füruzan Toprak ve daha birçokları toplanılan Çağlayan'a, yaz günlerinin sıcak havalarında İstasyon Çay Bahçesi' ne ara sıra uğramaya başladılar...

Mehmet Başaran'la birlikte bir gelişinde çok gençleşmiş, dipdiri olmuş görünen Vedat Günyol'un "Yaşamak güzel şey be kardeşim." deyişi uzun süre kulaklarımızda kaldı. Vedat Günyol' la "Ufuklar" dergisinin ilk çıktığı günden beri Ahmet Miskioğlu tanışmaktadır; dergi üyeliği - dergi yazarlığı ilişkisiyle... Ancak ilk yüz yüze gelmeleri yıllarca sonra 1973 - 1974' lerde Ziya Arıkan'la birlikte olmuştur. İlk kez üçü bir arada bir lokantada uzun uzun söyleşmek olanağı bulmuşlardır.

Kalabalık yüzünden koca oyun masalarının ikisinin, üçünün, dördünün bir araya getirilerek birleştirilmesi zorunluluğu doğuyordu. Çağlayan kahvesi görevlilerinin içtenlikle yardımcı olma çabaları gözden kaçmıyordu.

Ahmet Rasim'in yazılarını toplayıp bugünkü dile çevirerek Çağdaş Yayınlar yayınları arasında "Anılar ve Söyleşiler" adıyla çıkaran Nuri Erten; Bostancı'da Kasaplar Çarşısı 27'de bir "gıda pazarı" işletmektedir o yıllarda. Gönüldeşleri olan Çağlayan kahvesinin yöneticisi ve ortaklarıyla ilişki kurup bizim için girişimde bulunması, bu kahvede umduğumuzdan çok daha iyi bir ortam hazırlıyordu bize. Kalabalığı rahat ettirme, her türlü hizmeti verme çabası gösteriyorlardı. Coşkulu söyleşiler böylece gelişiyordu.

Müslim Çelik, Salâh Birsel'in perşembe günleri dışında da buluştuğu en çok sevdiği ozanlardan biriydi. Bir lisede yazın öğretmenliği yaptığı için perşembe günleri gelemeyecekmiş Müslim Çelik. Acaba toplantılarımızı çarşamba günlerine alamaz mı imişiz. Salâh Birsel'in önerisine sıcak bakılmayınca, Müslim Çelik'in yokluğunda, aşağıda görülen "Ah çekerek Örtüyorum Üstümü" adlı bir şiiri okundu o gün:

AH ÇEKEREK ÖRTÜYORUM ÜSTÜMÜ


Uzakların titreği
Yol boylarının
Ve meşelerin çocuk soluğuyla serinletebildiği
bir yaz günü


Öylemesine daldırdı ki bıçağım dalıma adam
Oynatarak çekmek zorunda kaldı


Gözlem bu ya:
Saniyede üç yüz elli kez
kanat çırparmış sinekler
Dakikada iki metre yürüyebil irmiş karıncalar
bir kızın somyasından kayıverince
ak gelinliği


kor gibi dudaklar
allanmış yanaklar


Ah çekerek örtüyorum üstümü
Dişlerim ağzımda bir avuç kemik
Of çekerek çiziyorum yaşamanın altını
Düşlerim başımda dere çakılı

Sürdürülecek.

 


ÖBÜR YAZILAR


 bilgi@turkdilidergisi.com   -   2000-2004   Mint