İki ayın
içinden
NECATİ CUMALI’YI DA TOPRAĞA VERDİK
Şiir, öykü, roman, oyun, deneme yazarı Necati
Cumalı'yı 10 Ocak 2001 günü yitirdik. 12 Ocak 2001'de
Teşvikiye Camisinde kılınan namazından sonra Zincirlikuyu
gömütlüğünde gömüldü. 1921'de Yunanistan'ın Florina kentinde
doğmuş olan yazar, Ankara Hukuk Fakültesini bitirmiştir.
Millî Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel
Müdürlüğü'nde çalışmış, Urla'da İzmir'de avukatlık, Paris
Basın Ateşeliği'nde memurluk, İstanbul Radyosu'nda
redaktörlük yapmıştır. Ancak, asıl meslek olarak yazarlığı
seçmiş, sonunda bütün bu görevleri bırakarak kendini
doğrudan doğruya yazarlığa adamıştır.
Şiirleri: Kızılçullu Yolu, Harbe Gidenin
Şarkıları, Mayıs Ayı Notları, Güzel Aydınlık, Denizin İlk
Yükselişi (ilk üç kitabı bir arada), İmbatla Gelen, Güneş
Çizgisi, Yağmurlu Deniz (Son iki kitabıyla yeni şiirleri),
Başaklar Gebe, Ceylan Ağıdı, Aç Güneş (Bütün Şiirleri),
Bozkırda Bir Atlı, Yarasın Beyler, Tufandan önce (Bütün
Şiirleri I), Aşklar Yalnızlıklar (Toplu Şiirleri), Kısmeti
Kapalı Gençlik (Bütün Şiirleri II)
Öyküleri: Yalnız Kadın, Değişik Gözle, Susuz
Yaz, Ay Büyürken Uyuyamam, Makedonya 1900, Kente İnen
Kaplanlar, Dila Hanım, Revizyonist, Yakubun Koyunları, Aylı
Bıçak (Uzun Bir Gece adıyla da yayımlandı bu kitap)
Romanları: Tütün Zamanı (Zeliş adıyla da
yayımlandı), Yağmurlar ve Topraklar, Acı Tütün, Aşk da
Gezer, Üç Minik Serçe, Utan Dağlar,
Oyunları: Mine, Oyunlar 1 (Boş Beşik,Ezik
Otlar, Vur Emri), Oyunlar 2 (Susuz Yaz, Tehlikeli Güvercin,
Yeni Çıkan Şarkılar) Oyunlar 3 (Nalınlar, Masallar, Kaynana
Ciğeri) Oyunlar 4 (Derya Gülü, Aşk Duvarı, Zorla İspanyol),
Oyunlar 5 (Gömü, Bakan Bekliyor, Kristof Kolomb'un
Yumurtası), Oyunlar 6 (Mine, Yürüyen Geceyi Dinle, İş Karar
Vermekte), Yaralı Geyik, Dün Neredeydiniz, Bir Sabah Gülerek
Uyan, Vatan Diye Diye, Devetabanı, Ceyhan ile Sevdican,
Çalıkuşu (Reşat Nuri'nin romanının sahneye uyarlanması)
Deneme: Niçin Aşk, Senin İçin Ey Demokrasi,
Etiler Mektupları, Niçin Af, Şiddet Ruhu,
Günlük: Yeşil Bir At Sırtında, Şiddet Ruhu
Necati Cumalı; Türk Dil Kurumu 1969 Şiir
Ödülü'nü, 1957 Sait Faik Öykü Ödülü'nü ve yine 1977 Sait
Faik Öykü Ödülü'nü, 1981 Kültür Bakanlığı Tiyatro Ödülü'nü,
1984 Yeditepe Şiir Armağanı'nı, 1995 Orhan Kemal Roman
Ödülü'nü, 1995 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazanmıştır.
Atatürk'ün kurduğu ve 12 Eylülcülerce
kapatılan Türk Dil Kurumu'nun yönetim kurulu üyesi
bulunuyordu Necati Cumalı. Kurum yasadışı kapatılmıştı,
ancak,öbür üyelerin ve yönetim kurulu üyelerinin olduğu gibi
yasal olarak üyeliği ve yönetim kurulu üyeliği düşmemişti
bizce; bütün hukukçular bu görüştedir.
Anısı önünde saygı ile eğiliyoruz.
UYDURMA TDK'DA YOLSUZLUK
Şubat ayı içinde, gazetelerden öğrendiğimize
göre, TDK'da büyük bir yolsuzluk olayı ortaya çıkarılmıştır.
Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Daire
Başkanlığı ile Ankara Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlar Şube
Müdürlüğü ekipleri 7 Şubat 2001 günü yeni bir operasyon
başlatarak Türk Dil Kurumu'nda 3 trilyon liralık yolsuzluk
yapıldığını saptadı. Yedi kişi göz altına alındı.
Akrep adı verilen operasyon ile TDK'nın
saymanının da aralarında bulunduğu yedi kişi tutuklandı.
Uydurma kâğıtlarla, uydurma çeklerle kurumu üç trilyon lira
dolandırdıkları belirlenen bu kişiler sorgulamaya alındı.
Soruşturmayı DGM savcılarından Şemsittin Özcan yürüttü.
Sanıkların "ifade"lerini DGM Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete
Yüksel aldı.
Kurumun paralarıyla sayman Mustafa Kurtçu'nun
Ankara'da pavyon açtığı öğrenildi.
Sonucun böyle olacağı baştan beri belliydi:
Atatürk'ün kurduğu şimdi kapatılmış bulunan Türk Dil
Kurumu'nda çok güzel ve namuslu çalışmalar yapılırken
TDK'nın önünde tek bir araba göremezdiniz. Üyeler,
görevliler, bütün çalışanlar yürüyerek gider gelirlerdi. 12
Eylül darbesinden sonra, Atatürk'ün kalıtına el konulunca,
Atatürk'ün malvarlığı hemen çarçur edilmeye başlandı.
TDK'nın önünde arabalar sıra sıra dizilmeye başladı. Ve:
«TDK'nın parası yetmiyor, kuruma devlet bütçesinden yardım
ediyoruz.» demeye bile başladı birtakım devlet görevlileri.
Biz o zaman "Vahvah, vah vah!"diye söylenmiştik, vah vah,
vah vah dedik durduk. Soyguncular her yanımızı sarmış demek!
Necati Cumalı gibi gerçek üyeler var iken atama ile gelen
sahte üyeler kendilerine "aslî" üye demeye başladılar. Bu
tutumları bile sahteliklerini kanıtlıyordu. Uzatmayalım:
İşte sonuç!...
Bütün bunlar Türk diline özensizlik,
saygısızlık ve inançsızlık yüzünden oluyor. Diline inancı
olmayan uluslar çöker; bizce, ekonomik alanda da çöker.
Yeri gelmişken bir sözcüğe takılalım, bir
sözcüğe parmak basalım: Televizyon kanallarında birtakım
kimseler "yerküre, yerküre" deyip duruyor. 'Küre',
Arapçadır, 'top yuvar, yuvarlak'demektir. "Yeryuvar" deseler
hem daha güzel olacak, hem Türkçeye bilmeden hayınlık
yapmamış olacaklardır. "Yeryuvar" varken, niçin "yerküre"yi
uydurursunuz? Araplar, "küre-i arz, kürre-i arz" diyorlar.
Yani "yeryuvar"... Siz bunun yarısını Arapça, yarısını
Türkçe niçin yaparsınız? Yarısı Arapça, yarısı Türkçe olması
sizce daha mı güzeldir? Doğrudan Türkçe niçin
kullanmazsınız? Aziz Nesin'in dediği gibi gerçekten geri
zekâlı mıyız?
İşte, Türk Dil Kurumu kapatılmamış olsaydı,
Atatürk'ün malvarlığı kurumun karşıtı olan Osmanlıcacıların
eline verilmeseydi, bu "ihanet" yapılmamış olsaydı, bugün
bunun gibi çok şeyin üstesinden gelinmiş olacaktı.
ATATÜRK'ÜN KALITINI ve KURUMLARINI GERİ
İSTİYORUZ
Bizler; Dil Derneği, Türkiye Yazarlar
Sendikası, Pen Yazarlar Derneği, Edebiyatçılar Derneği,
Reklam Yazarları Derneği, Reklamcılık Vakfı ve Reklamcılar
Derneği'nin üyeleri olarak Atatürk'ün başlattığı dil
devrimine inanan; dil devriminin kazanımlarıyla düşüncesini
topluma aktaran yurttaşlarız.
1982 Anayasasının 134. maddesine dayanılarak,
Danışma Meclisinden çıkarılan 2876 sayılı yasayla, 17 yıl
önce de söylediğimiz ve savunduğumuz gibi, ulu önderin
kalıtı hiçe sayılarak, hukukdışı bir yolla Atatürk'ün Türk
Tarih ve Dil kurumları kapatılmış; kurumların adına,
malvarlığına, yapı ve yapıtlarına el konulmuştur. 17 yıl
önce de ülkemizin aydınları, sağduyulu hukukçuları, bu
eyleme tepki göstermiş, bunun hukukun üstünlüğü ilkesiyle
bağdaşmadığını dile getirmişlerdir.
Söz konusu olan Türkiye Cumhuriyeti'nin
kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün kalıtıdır. Atatürk,
ölümünden 65 gün önce "vasiyetini eliyle yazmış, kurumlara
kalıtından pay ayırmış, böylece kalıtının bir bölümünü bu
kurumlar aracılığıyla ulusumuza bırakmıştır. Atatürk, Türk
Tarih ve Dil Kurumlarını, hiçbir siyasal erkin etkisinde
kalmadan, özerk ve özgürce çalışmaları için tüzel kişiliği
olan birer dernek olarak kurmuştur. Kalıtından kurumlara pay
ayırması, bunu "vasiyet'ine eliyle yazması başka türlü
açıklanamaz.
Ancak yazı ve dil devrimlerine, "geçmişimizle
bağları" kopardığı gibi, hiç bilimsel ve ussal dayanağı
olmayan savlarla karşı çıkanlar, Türk Dil kurumu'nu, elli
yıl süren bir karalama kampanyasıyla 12 Eylül sonrasında
kapattırmayı başarmışlardır. Atatürk'e ve devrimlerine
doğrudan saldıramayanlar, elli yıl boyunca "Türkçenin bilim
sanat dili olması bütün teknik terimleri karşılaması için"
çabalayan Türk Dil Kurumu'nu ve Türkçeye emek verenleri
"uydurukçu, solcu" ilan ederek suçlamışlardır. 12
Eylülcüler, Atatürk'ün Türk Dil Kurumu'nu
Cumhurbaşkanlığı'nın gözetiminde; Başbakanlığa bağlı Atatürk
Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu içinde bir devlet
dairesine dönüştürmüşlerdir. Eski kurumla yalnız adı
benzeyen resmi kurum ise, 17 yıldır, Atatürk'ün başlattığı
dil devrimi doğrultusunda toplumun beklentilerine yanıt
verememiştir. Yarım yüzyılda oturtulan dil ve yazım birliği
bozulmuş, yabancı sözcük akımına karşı durulamamış, toplumun
dil bilinci yaralanmıştır.
Bizler, Atatürk'ün kurumunun sağladığı dil ve
yazım birliğini korumaya özen gösteriyoruz, ama bilim ve
usdışı uygulamaları Milli Eğitim Bakanlığı eliyle
yaygınlaşan resmi kurumun yol açtığı dil kargaşasından en
çok çocuk ve gençlerimiz etkileniyor.
Bizler, düşünce, bilim, sanat üreten
insanlarız; düşünce ve ürünlerimizi, dil devrimi
doğrultusunda yenileşerek gelişen Türkçeyle topluma
aktarıyoruz. Toplumun da kendisini Türkçeyle
anlatabileceğine inanıyoruz. Gittikçe yoğunlaşan dil
kargaşasından, dili bu denli kirlenen ülkemizin geleceğinden
kaygı duyuyoruz. Kaygımız Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu
Mustafa Kemal'in kalıtına sürülen hukuk lekesinin 17 yıldır
silinmemesiyle büyüyor. Bu nedenle aşağıda imzası olan
bizler; Atatürk'ün kalıtını, kurumlarını geri istiyoruz. Bu
isteğimiz doğrultusunda savaşımı sürdüreceğimizi bir kez
daha aydınlara, topluma duyurmayı görev biliyoruz.
Dil Derneği
Türkiye Yazarlar
Sendikası
Pen Yazarlar Derneği
Edebiyatçılar Derneği
Reklam Yazarları Derneği
Reklamcılık Vakfı
Reklamcılar Derneği
XV. DİLBİLİM KURULTAYI 24 - 26 Mayıs 2001
XV. Dilbilim Kurultayı, 24 Mayıs - 26 Mayıs
2001 tarihleri arasında Yıldız Teknik Üniversitesi, Yıldız
(Beşiktaş) yerleşim alanında yapılacaktır.
Kurultaya iki türlü sunu ile katılmak
olasıdır.
1. Bildiri (20 dk. sunuş, 10 dk. Tartışma)
2. Araştırma sunusu: (Bu oturumda, sürmekte
olan araştırmaların sonuçlarının sunulması ve tartışılması
amacıyla hazırlanan çalışmalar, panolarda sergilenecektir.)
Kurultayda bir oturum, yitirdiğimiz değerli
dilbilimci Prof.Dr. Özcan Başkan'ın çalışmalarına
ayrılacaktır.
Kurultaya katılmak isteyenlerin bildiri ya da
araştırma özetleri, seçici kurul üyeleri tarafından ve
birbirinden bağımsız olarak değerlendirilecektir.
Değerlendirmede aranacak özellikler
şunlardır:
Özet uzunluğu: Yaklaşık 300-350 sözcük;
(özetin %100’ü araştırma bulguları ile ilgili olmalıdır.)
Basılacak bildirinin uzunluğuyla ilgili
beklentiler:
Giriş 1-1,5 sayfa. Araştırma amaç ve
değişkenleri 1 -1,5 sayfa.
Araştırma veri tabanı bulguları ve bulguların
yorumu 7-8 sayfa.
Sonuç 1 sayfa. Sayfa Baskı Alanı 12 x 19,5
cm. Aralık Tek satır. Punto 11
Dil:
Terimler, kesinlikle Türkçe olmalıdır.
Yabancı terim kullanılmamalıdır. Terim çevirisinde
çokanlamlı düz çeviri yapılmamalıdır, (face-threatening:
*yüz tehdit edici; face repair: *yüz tamiri gibi.) Yayından
önce yazardan araştırma dışı, gereksiz bilgileri çıkarması
istenebilir.
Basım:
1. Bildirilerin kurultaydan kısa bir süre
sonra Yıldız Teknik Üniversitesi yayınevince basılması
düşünülmektedir.
2. Baskıya hazır metinlerin en geç Haziran
2001 sonunda disket ve bir kopya ile birlikte gönderilmesi
gerekmektedir.
Kurultaya katılabilmek için son başvuru
tarihi 28 Şubat 2001'dir. Katılım ücreti, başvurunun
belirtilen tarihe kadar yapılması durumunda 30 000 000 TL.;
bu tarihin aşılması durumunda ise, 35 000 000 TL'dir.
öğrenciler için katılım ücreti 10 000 000 TL'dir.
Kurultaya
a) bildiri ya da araştırma sunusu ile
katılmak isteyenlerin
+ özetlerini
+ bildiri tanıtım formlarını
+kurultaya katılma formlarını
+ banka makbuzlarını
b) dinleyici olarak katılmak isteyenlerin
+ kurultaya katılma formlarını
+ banka makbuzlarını en geç 28 şubat 2001
tarihine kadar düzenleme komitesine ulaştırmaları
gerekmektedir.
Başvuru yaptığı ve ücret yatırdığı halde
kurultaya katılmaktan vazgeçenlerin, bu durumu 2 Nisan 2001
tarihine Kadar düzenleme kuruluna bildirmeleri durumunda,
yatırdıkları ücretin yarısı kendilerine geri ödenecektir.
Özgün çalışmalar ve yoğun ilgiyle buluşmak
dileğiyle,
Saygılarımızla.
Düzenleme Kurulu:
Başkan: Prof.Dr. Ömer Demircan
Üyeler: Yrd.Doç.Dr. Hülya Bartu, Öğr. Grv.Dr.
Aybars Erözden, Araş. Gör. Suzan Hatipoğlu, Gül Kudar
Seçici Kurul
Erguvanlı-Taylan, Eser (Prof.Dr.)
Ozil, Şeyda (Prof.Dr.)
Demircan, Ömer (Prof. Dr.)
Katılım ücreti için:
Yıldız Teknik Ünivertisesi Vakfı
Ziraat Bankası Beşiktaş Şubesi
Hesap No. 42344-5
İletişim:: Yazışma adresi:
XV. Dilbilim Kurultayı
Yıldız Teknik Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (Çukursaray 2.
Kat)
Barbaros Bulvarı Yıldız-Beşiktaş 80730
istanbul
Telefon: 0212 259 70 70/2590
Faks: 0212258 5140
E-Posta: odemir@yildiz.edu.tr -
shatip@yildiz.edu.tr
HATAY ŞİİR ÖDÜLÜ ve HATAY'DAN GELİP GEÇENLER
Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümü olan 9 Ocak
2001 Salı günü Hatay Restaurant'da düzenlenen toplantıya bir
zamanlar Hatay'da konuk olmuş, sanat dünyamızda emeğiyle ve
sevgisiyle iz bırakmış 81 kişi söyleşilerle anıldı. Bu yıl
dördüncüsü gerçekleştirilen "Hatay Şiir Ödülü" başarılı
olanlara verildi.
Birincilik: Çağlar Keçeci (100 milyon lira ve
Plaket)
İkincilik: Murathan Çarboğa (50 milyon lira
ve plaket)
Üçüncülük: Selami Karabulut (25 milyon lira
ve Plaket)
Özendirme Ödülü: Elif Bahar Gürkan (kitap
armağanı ve plaket)
Özendirme Ödülü: Özge Yücel (Kitap armağanı
ve plaket)
Seçici kurulu şu adlar oluşturuyordu: Halil
İbrahim Bahar, Egemen Berköz, Osman Serhat Erkekli, Aydın
Hatipoğlu, Mustafa Öneş...
METİN ELOĞLU RESİM SERGİSİ
Şair ve ressam Metin Eloğlu'nun "Kuşla Gelen
Kartlar" sergisi 22 Şubat - 24 Mart 2001 günleri arasında
Yapı Kredi Kültür Merkezi Sermet Çifter Araştırma
Kütüphanesi Sergi Salonu'nda... Çağrı yazısında şöyle
deniyor:
«Yapı Kredi Kültür Merkezi, 1985 yılında
aramızdan ayrılan, "Türk şiirinin bıçkın, hırçın ve külhan
ağızlı, uçarı şairi" Metin Eloğlu'nun az bilinen bir dizi
ürünü, Metin Eloğlu KUŞLA GELEN KARTLAR sergisinde bir araya
geliyor.»
Hem ressam hem şair olarak tanınan Metin
Eloğlu'nun şu yapıtları yayımlanmıştır:
Düdüklü Tencere, Sultan Palamut, Odun,
Horozdan Korkan Oğlan, Türkiye'nin Adresi, Ayşemayşe, Dizin,
Yumuşak G, Bektaşi Dedikleri (Oğuz Tansel ile Birlikte),
Garip Şiirler Antolojisi (Ümit Yaşar Oğuzcan ile Birlikte),
Ay Parçası, Önce Kadınlar.
Prof.Dr. Aysın Tansel (Oğuz Tansel'in
kızı)'den aldığımız bir Oğuz Tansel portresi var elimizde.
Dört beş çizgi ile tam bir Oğuz Tansel. Bu; Metin Eloğlu'nun
ne denli usta olduğunu gösteriyor. 1963'te çizilmiş...
SABAHAT ERKEKLİ'NİN SERGİSİ
Arkadaşımız Osman Serhat'ın annesi Sabahat
Erkekli, son resimlerini TC. Ziraat Bankası Tünel
Galerisi'nde 13 Şubat ile 23 Şubat 2001 günleri arasında
sergiledi.
Devlet Güzel sanatlar Akademisi Bedri Rahmi
Eyüboğlu atölyesinde öğrenim gören Sabahat Erkekli yetmişli
yılların ortalarından bu yana kişisel sergilerinin yanısıra
birçok önemli karma sergiye katılmıştı. Kaya Özsezgin, onun
için 'Türk Plastik Sanatları" adlı çalışmasında şöyle diyor:
«Kalabalık insan gruplarının bulunduğu ortamları, psikolojik
etkenleri öne çıkaracak bir gözlemle incelediği, humoristik
bir duyarlıkla yansıttığı resimleri, 1970'li yıllarda figüre
fantazi dozunun uyarlandığı bir yorum karakterinden
kaynaklanır.»
ŞERİAT ÜNİFORMASI İLE SALDIRI
Bilindiği gibi Cumhuriyet'in ilkeleri vardır.
Çağdaş yaşamanın koşulları vardır. Üniversitelerin bir
düzeni vardır. Arap çöllerinin yaşama biçimi için çırpınan
birtakım siyasal odaklar, bu ilkeleri, bu koşulları, bu
düzeni batırmak istercesine çalışma yapmaktadırlar, eylem
yapmaktadırlar. Şeriat üniforması niteliği kazanan
başörtüsünü bu amaçla kullanarak olay çıkarıyorlar, bu
amaçla saldırı düzenliyorlar.
Kuralları uygulama görevini yürüten M.Ü.
İlahiyat Fakültesi Dekanı Zekeriya Beyaz'a yapılan saldırı
da şeriatçıların ayaklanma denemelerinden başka bir anlam
taşımaz; Sivas'ta 37 kişiyi öldürme eylemi gibi; Sincan'da
Kudüs gecesi adı altında korkunç simgeler sergilemek gibi
ayaklanma denemesidir; Malatya İnönü Üniversitesi Senatosu
da saldırıyı "Menemen olayına benzetmiştir. Gazetelerden
öğrendiğimize göre Atatürkçü Düşünce Derneği Şişli Şubesi
üyelerinden Gürsel Ayak ve emekli öğretmen Meral Kılınç,
Zekeriya Beyaz'ı sayrıevinde görmeye gitmişlerdir. İlahiyat
Fakültesi Dekanı Zekeriya Beyaz onlara şöyle dedi:
«Vahşetin en tehlikelisi, din adına
uygulanandır. Biz bunu 15 yıl önce de İran'da gördük. Bu
örgütsel saldırı beni savunularımdan vazgeçirmez.»
Afganistan'da da görülmüyor mu; şeriatın
egemen olması özgür toplumun ölümü demektir.
Bu gibi eylemlere çanak tutan gelmiş geçmiş
bütün siyaset adamları suçludur!
Arat Ovalı