İki ayın içinden
CENGİZ BEKTAŞ
Her üyenin eline gecikmeli olarak da olsa ulaşan mektubunda
Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı Cengiz Bektaş;
yaptığı uzun açıklamaların sonunda şöyle diyor:
«Bütün bu kararlarımızın içinde adları geçen üyelerimiz, bu
işleri yürütmeğe kendilerinden gönüllü oldular. Telefon
edenler, telgraf çekenler bir yana, karşılaştığımız kimi
kırgın üyelerimiz bile ödev almağa gönüllü olduklarını
bildiriyorlar.
Kültür alanında büyük sorumluluklarımız olduğuna inanıyoruz.
Hiçbir yazarın dışında kalamayacağı, kalmaması gereken, bir
yeniden doğuş yaşamaktayız. Zorunluyuz buna...
Gerekirse tek tek ulaşmaya çalışacağız arkadaşlarımıza...
Onlardan apaçık yüreklerimize duyarsız kalmamalarını,
güçlerini örgütlerine katmalarını istiyoruz. Önerilerinizle,
duyurularınızla ulaşın bize, bu sorumluluk işbirliğine,
bilincine...
Hem içte hem dıştadır savaşımız. Düşünceyi dile getirme
özgürlüğü için hem içerde, savaşımda olacağız hem de
dışarının bastırmalarına karşı savaş vereceğiz... Tek tek
olabilir mi bu iş? Kendilerini böylesine güçlü görenler
varsa içimizde, bu güçlerini TYS'ye katmak onlar için daha
da bir sorumluluktur.»
Yapacak iş çok; herkes katılmalı çalışmalara. Her üyeye
sesleniliyor, geliniz katılınız çalışmalara, geliniz görev
isteyiniz. Eskiden, Aziz Nesin, seçimlerden hemen sonra
çekilip görünmez olanlara gücenir, bütün yükü dokuz kişinin
üstüne yıkamazsınız diye gücenikliğini belirtirdi. Cengiz
Bektaş'ın bütün üyelere gönderdiği yazı, bir çağrı özelliği
de taşıyor. Geliniz, görev isteyiniz. Her isteyen görevini
aldı. Yapacak iş çok!
TYS Genel Başkanı Cengiz Bektaş'ı Türkçeye özen gösterdiği
için de kutlamak gerekir. Sözgelimi "Genel Yazman" diyor
çoktan bırakılmış olan yalnız gerici çevrelerin kullandığı
"sekreter" sözcüğünü kullanmıyor. Bunun gibi "yarkurul"
diyor, yalnız gericilerin ve bilinçsizlerin kullandığı
"komisyon"u kullanmıyor. Yazıda gözümüze çarpan başka çok
olumlu yönler var. Bunun için kendisine sağ olunuz, var
olunuz diyoruz. Geçtiğimiz 20. yüzyılın en iyi ozanlarından,
Türkçe ustası Dağlarca ile arkadaşlık yapmış bir kişi
kuşkusuz böyle olumlu işler yapacaktır diye düşünüyoruz.
Kuru sıkı eleştiri yapmayı iş sananlara da; buyurunuz
çalışanlara katılınız demek gerek.
BEHZAT AY’I YİTİRDİK
Behzat Ay 14 Temmuz 1999 günü, Kartal Akşemsettin camisinden
alınarak Kartal Yakacık Ortadağ gömütlüğünde 1127 numaralı
gömütte toprağa verildi,
Akşemsettin'de ikindi üzeri bütün sevenleri tabutunun
başındaydı.
Her cenazede görülen bir şey var: "Tam namaz buluşması
saatinde" tabutun başından asıl sahipleri çekiliyorlar,
başka kimseler geliyor; ve, ve namaz kılınıyor; ondan sonra
cenaze kaldırılıyor.
Niçin cenazenin yakınları çekiliyor? Niçin? Evet niçin?
Ahmet Miskioğlu dedi ki; «Kimse geri çekilmesin arkadaşlar!
Lütfen bayan arkadaşlar da çekilmesin! Kim yasaklamış
bayanlara cenazede bulunmayı? Hiçbir yerde böyle bir
yasaklama kaydı yok. Cenaze bayanlara yasaktır diye bir
kural yok. Lütfen geriye çekilmeyin arkadaşlar. Cenazede
bulunmak hiçbirimize yasak değil.
Düşününüz Ankara’ya bir arkadaşımızı yolcu ederken nasıl
otobüse gidiyor, arkadaşınıza mendil sallıyorsunuz. Pek iyi
bilmediğimiz bir yere ve hiç geri dönmemek üzere giden bir
arkadaşınızı yolcu etmeyecek misiniz? Mendil sallamayacak
mısınız ona? Bizim sosyal düzenimiz böyledir. Diziden geri
çekilmeyerek törene katılınız, töreni izleyiniz; var sayınız
ki, arkadaşınıza mendil sallıyorsunuz. Ankara'ya yolcu
ettiğinizi arkadaşınıza mendil sallıyorsunuz da, sonsuza
giden bir arkadaşınıza sallamayacak mısınız? Bu, cenaze
töreni, işte onun gibi bir yolcu etme törenidir. Biz, bu
yolcu etme görevimizi yapıyoruz.»
Ahmet Miskioğlu, yineledi sözünü, bu bizim töremiz; bu bizim
toplumsal yaşama biçimimiz... Hıristiyanlar, inansınlar,
inanmasınlar, haç çıkarıyorlar. Biz de sonsuza gidecek
yolcumuzu böyle uğurluyoruz. Miskioğlu'nun yakınında bulunan
Necati Tosuner de, Sulhi Dölek de davranışlarıyla onu
onayladılar.
Ahmet Miskioğlu, Salâh Birsel'in cenazesinde de böyle
konuşmuştu, bayan arkadaşların geri çekilmelerini önlemişti.
Kalabalık bayanlar topluluğunun ön sıralarda bulunduğunu
gören bütün televizyon kameraları -bir bakıma biraz hayret
ederek- üstlerine çevrilmişti, bol bol görüntüler
almışlardı.
TÜRKÇEDE KAÇ SÖZCÜK VAR?
Değerli bilim adamı Yusuf Çotuksöken, Hürriyet-Gösteri
dergisinin Nisan/Mayıs sayısında yazdığı "Türkçe'de Kaç
Sözcük Var?" adlı yazısında şöyle diyor:
"Anadolu Türkçesi'ni (13.-20.yy.) göz önüne alıp, bugünden
düne doğru giderek bir sayılama yaptığımızda Anadolu
Türkçesi'nde 350-380 bin Türkiye Türkçesi'nde 300-320 bin
sözcük bulunduğunu söyleyebiliriz." diyor. Sözlerini şöyle
bitiriyor:
"Türkçe (gerek genel Türkçe, gerek Anadolu Türkçesi, gerek
çağdaş Türkiye Türkçesi), sözvarlığı açısından oldukça
zengindir ve her geçen gün yeni yerli ve yabancı sözcükle
zenginleşmektedir. Bu konuda aşağılık duygusuna kapılmaya
gerek yok. Bize görev var bu bağlamda: Türkçe'nin
sözvarlığında yer alan hemen bütün sözcükleri öğrenmeye
çalışmak, bu sözvarlığını yazılı ve sözlü anlatımda kullanma
becerisi kazanmak, gücümüz yetiyorsa söylemimizi
geliştirirken gereksinmeler karşısında yeni sözcükler
üretmekten kaçınmamak.
Türkçe, yurttaş kimliğimizi belirginleştiren en önemli
etkenlerden biridir. Bu nedenle Türkçe’yi sevgiyle, bilinçle
doğru ve güzel kullanmak, ona hem sözvarlığı açısından hem
de anlatım olanaklarını geliştirmek bakımından katkıda
bulunmak, asal görevimiz olmalıdır.
Dil sevgisi ve bilinci, bu konulardaki etkinliklerimizden
başka nedir ki..."
EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ BAŞKANI: BURHAN GÜNEL
Edebiyatçılar Derneği başkanlığına Burhan Günel'in
seçildiğini öğrendik. Başkan Yardımcısı: Sevgi Özel, Genel
Yazman: Sururi Baykal, Genel Yazman Yardımcısı: Atilla
Şenkon, Sayman: Ali Rıza Kars...
Genel Yönetim Kurulu: Şükrü Erbaş, Özgen Seçkin, Ahmet Özer,
Emin Özdemir, Öner Yağcı...
Denetleme Kurulu: Faruk Güçlükılıç, Cumhur Kılıççıoğlu.
Onur Kurulu: İsmet Kemal Karadayı, Osman Bolulu, İkram
Saraç...
Hepsini kutluyor, başarılı çalışmalar yürütmelerini
diliyoruz...
TÜRK DİLİ DERGİSİ'NİN ve ÇAĞDAŞ TÜRK DİLİ'NİN YAZARLARI
ÖMER DEMİRCAN ile ALİ DÜNDAR TÜRK DİLİ ÖDÜLÜ ALDILAR
Öğrendiğimize göre, Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı
(KEGEV)'ce düzenlenen Sunullah Arısoy Türk Dili Ödülü 1998
armağanları arkadaşlarımıza hiçbir reklâm yapılmadan
verilmiştir. Konu "Dilimizin Yabancılaşması" imiş.
"Yabancılaşma Sürecinde Türkçe" adlı inceleme yazısıyla Ömer
Demircan, birincilik; "Yapay Osmanlıca'dan Yaratıcı
Türkçeye” yapıtıyla Ali Dündar ikincilik; "Konuştuğumuz
Türkçe mi?" adlı incelemesiyle İlhan
Yücel’e üçüncülük ödülleri
verilmiştir.
Her üç yazarı yürekten kutluyoruz. KEGEV’i de kutluyoruz.
Kanımıza göre böyle etkinlikler, dil bilincini uyanık
tutmaktadır.
"TAHKİM" SÖZCÜĞÜ
Siyaset adamlarının dillerinden düşürmedikleri şu "tahkim"
sözcüğü ne demektir? Yüzyıllarca Arap diline hizmetçilik
yapmış olan ulusumuz, zorla hizmetçilik yaptırılan ulusumuz;
siyasa adamlarımızın önderliğinde yeniden mi hizmetçilik
yapmaya sürükleniyor? Evet, birtakım sözüm ona 'edebiyatçı',
12 Eylül depreminden sonra Arap-Fars dili hizmetçiliğine
yeniden soyunmaya başlamışlardı ama, Büyük Millet
Meclisi'mizde yasalar çıkarılırken Arapça başlık koymaya
kimse yönelmiyordu.
Şu Arapça "tahkim" sözcüğünün bir iki sözlükteki anlamlarına
bakalım:
Osmanlıca-Türkçe Sözlük (Mustafa Nihat Özön): A.i [Hükm'den]
1. Sağlamlalaştırma, Berkitme. 2. (Bir dava için) hakem
tâyin etme. “Tahkim, hasmeynin husumet ve davalarını fasl
için rızalarıyle ahar kimseyi hâkim ittihaz etmelerinden
ibarettir. - Mec. 1790”
Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat (Ferit Devellioğlu): (a.
i. hükm'den. c.: tahkîmât): 1.. hakem tâyin etme [bir dâva
için-] 2. sağlamlaştırma, berkitme.
Ulus bilinci, yurt bilinci, dil bilinci olsaydı siyaset
adamlarımızda, Prof. Dr. Velidedeoğlu'nun, Prof. Dr.
Sungurbey’in yapıtlarından sözcüğün Türkçesini
arayabilirlerdi, bulabilirlerdi.
"YANLIŞ DOLU BİR SÖZLÜK"
Dil uzmanı Ali Püsküllüoğlu, Çağdaş Türk Dili'nin "Dil ve
Dil Sorunları özel sayısı”nda, Türk Dil Kurumu'nun adını
çalarak kendilerini Türk Dil Kurumu gibi gösterenlerin
yayımladıkları sözlüğün yanlışlarını açıklıyor. 46 sayfalık
bu açıklamanın biz yalnız sonuç bölümcesinden parçalar
sunacağız okurlarımıza:
«Bu yazıda sözlükteki yanlışların, tutarsızlıkların pek az
örneğini verebildik. Abartmıyoruz ve bir kez daha
vurguluyoruz: Bu sözlük sayısız yanlışlarla dolu bir sözlük
Türkiye'de şimdiye değin yayımlanmış en kötü, en ilkel
sözlük. Otuz yılı aşkın bir süredir bu alanda bir şeyler
yapmaya çalışan biri olarak söylüyorum bunu. Bir sözlükteki
herhangi bir yanlışı herhangi bir kullanıcı kolayca
anlayamaz, ama sözlükçülükle uğraşanlar anlar, görür,
sözlükte tek bir virgülün bile ne denli önemli olduğunu
bilir.
Sözlük hazırlamak kolay bir iş değildir, ömür törpüsü bir
iştir. Birtakım can sıkıcı yanlışlar olabilir, olur ama bir
sözlükte bu denli çok yanlış olamaz. Hele bütün olanaklar
elinde olan bir kurumun sözlüğünde bir tek virgül yanlışı
bile olamaz. Olursa bağışlanmamalıdır!
Onun için bir kullanıcı olarak ben bu sözlüğü
bağışlamıyorum. Milli Eğitim bakanlığı da, onu okullara vb.
salık vermişse, bu işlemi geri almalı.
Önerim de şu: Bu sözlük kullanıcıya sunulmamalı,
sunulanların hepsi geri çekilmeli ve sözlüğün hiçbir yanlış
bulunmayan yeni bir basımı gerçekleştirilmeli.
Biz, bir katkı olsun diye, "A" harfinde saptadıklarımızı
yeni TDK'ye vermekten kaçınacak değiliz! Yeter ki bu yanlış
dolu sözlük bu durumuyla kalmasın.»
Emin Çölaşan da yanlışlar yapan pürüfleri Hürriyet
gazetesinde ayıpladı.
Bize göre TDK’yı gerçek sahiplerine geri vermekten başka
çıkar yol yoktur.
CAN YÜCEL, DATÇA'DA
Can Yücel'i de yitirdik. Can Yücel, artık hep Datça'da
olacak. İsteği bu idi. "Vasiyet" şiiri şöyledir:
Beni kuzum Datça'ya gömün
Geçin Ankara'yı İstanbul'u
Oralar ağzına kadar dolu
Alabildiğine de pahalı,
Örneğin Zincirlikuyu'da
Bir mezar 750 milyona
Burası nisbeten ucuzluk
Ortada kalma tehlikesi de yok
Hayır, dua da istemez.
Dediğim gibi beni Datça'ya gömün
Şu deniz gören mezarlığın orada
Define diye deşerlerse ama, karışmam ona.
Türkiye Yazarlar Sendikası, Can Yücel için kamuoyuna şöyle
başsağlığı diledi:
«Şiirimizin usta kalemi, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesi
Şair-Yazar CAN YÜCEL'İ yitirdik. Acımız sonsuzdur.
Cenazesi, 14.8.1999 günü, 9 Eylül Üniversitesi'nin
bahçesinde 9.30 -12.00 arasında düzenlenen törenden sonra
Bodrum'a uğurlanacak ve Datça'da toprağa verilecektir.
Ailesinin, dostlarının, okurlarının ve yazar arkadaşlarının
başı sağ olsun.»
Can Yücel’in Ertuğrul Efeoğlu aracılığıyla bize gönderdiği
Mart-Nisan 1997 sayımızda yayımladığımız şiiri şu idi:
KUŞDİLİNCE
Hüzünle de neş'eyle de
Dem çekerek demlendim hep
Hüznün de neş'enin de
Demi geçti gayri
Karanlığın asmalarını buduyorum
Yeşil bir testereyle
Kuşdilince
Hi - gi- mi- giç
CAN YÜCEL
Yayımladığımız iki dizelik şiiri de şudur:
SEKE SEKE
Seke seke geldim ben
Seke seke gidiyorum.
"Seke Seke"nin Can Yücel'in yeni çıkacak yapıtının adı
olduğunu belirmişiz bir imle; nitekim, sonradan "Seke Seke"
adlı yapıtı yayımlandı.
Can Yücel, ışıklar içinde olsun diyoruz.
ABBAS SAYAR'I DA YİTİRDİK
21 Mart 1923 Yozgat doğumlu Abbas Sayarı da 14 Ağustos
1999'da yitirdik.
Özellikle "Yılkı Atı" romanıyla büyük ün yapmıştı.
Yapıtları:
Şiir: Gönül Sandalı, Sereserpe, Şey, Boşluğa Takılan Ses...
Öykü; Yorganımı Sıkı Sar... Roman: Yılkı Atı, Çelo, Can
Şenliği, Tarlabaşı Salkım Saçak, Dik Bayır, Anılarda Yumak
Yumak...
Işıklar içinde olsun.
Arat Ovalı