Batış Yılları
Ahmet Miskioğlu
Çapsız
yöneticiler, -pis çıkarları uğruna- ele geçirdikleri
devletin batmasına neden olurlar; bütün yönetim dizgesini ve
bütün ulusu batırırlar. Geçmişte birçok ulusun yaşamında
görülmüştür bu durum.
*
Herkesin
anımsadığı birisi "Siz, şeriatı bile getirebilirsiniz!"
diyebildi, bindiği dalı kesercesine; öbürü "Kanlı mı
geleceğiz, kansız mı geleceğiz?" diye sormak utanmazlığını
gösterebildi.
Bütün
bunlar batış belirtileridir. Görmezlikten gelmek,
Türkiye'nin Cezayir olamıyacağını, Afganistan olamıyacağını
ileri sürerek uyumak bizi çok daha kötü durumlara
düşürecektir.
Ölümcül
sayrılığa düşmüş birinin bütün gövdesini saran "kanser"
gibi; rüşvet, vurgun, yolsuzluk, yüzsüzlük, yalancılık,
hırsızlık, dolandırıcılık ve sonuç olarak "terör" kaplar
bütün toplumsal yaşamı. Kargaşa içine düşülür.
Bugün, biz,
böyle bir noktada mıyız?
Bir
kurtuluş yolu yok mudur?
*
Çapsızlar,
önce, dili bozdular. Dili bozdular ki, ulus en önemli
dayanağını yitirsin. Dili bozdular ki, ulusun bağımsızlığı,
egemenliği, özgürlüğü, laikliği yok olsun! Dili bozdular ki,
ulusun ulus kimliği yok olsun, kutsal bildiği değerler yok
olsun!
Geçmiş
yineleniyor sanki Türkiye'mizde!
Ne demiş
Falih Rıfkı Atay:
"Bir defa
yurdun yarısını yitirdik. Bir defa bütününü yitirdik.
Battık. Gökten Atatürk indi ve öyle bir kaos içinden çıktık.
Onun ölümünden yirmibeş yıl sonra otuz beş bin yobaz
okulunda Türk çocuklarını koca imparatorluğu batıran
zihniyetle yetiştiriyoruz.[i]
Biz hâlâ
ders almayacak mıyız?
*
Hem
yönetimi ele geçir, hem de ele geçirdiğin kurumların
kurallarına aykırı davran, bu olacak şey midir; oluyorsa,
her alanda bozukluk aldı yürüdü demektir.
*
Fatih'in
arka sokaklarından akşamları sakalsız erkekler geçemez,
başörtüsüz kadınlar geçemez. Geçme girişiminde bulunacak
olurlarsa, saldırıya uğrarlar. Türkiye, bildiğimiz Türkiye
değildir artık. Şeriat, Türk ulusunun kimliğine aykırı
kurallarını uygulamaya başladı bile. Asım Bezirci’nin,
babadan kalma evini satıp Fatih’ten ayrılması bu yüzden
değil miydi?
Şeriat,
Türk ulusunun kimliğine aykırı kurallarını zorla yürütmeye
başladı bile. Millî Eğitim'e girdiler, üniversitelere
sızdılar, ordumuzun da kapılarına dayandılar. Orduya karşı
olay çıkarmak için her türlü yöntemi uyguluyorlar.
Tüylerimiz diken diken olarak seyrediyoruz. Bütün
eylemlerini açıkça, olaylar çıkararak yapmaya çalışıyorlar,
insan haklarını öne sürerek, insanlık düşmanı kurallarını
uyguluyorlar.
*
Cezayir
halkı şeriat istiyor sanılıyordu. Halkoylaması yapılınca
şeriatın istenmediği anlaşıldı. Yeryüzünde her yanda "Bizim
halkın çoğunluğu müslümandır" diyerek şeriat uygulamasına
kurnazca geçiliyor. Halk müslüman ama şeriat istemiyor. Ama
bizim halkımız müslümandır diyerek katı şeriat uygulamasına
geçmek bunu halkın istediğini öne sürmek yalanların en
büyüğüdür. Zorlanmasa, şeriatçı erkeğin kölesi olmasa hiçbir
kadın "Ben başımı örtmek istiyorum, ben çarşafa bürünmek
istiyorum, ben yüzümü peçeyle kapatmak istiyorum, ben eve
hapsedilmek istiyorum" demez. Tanrı böyle istiyor
yutturmacalarıyla halkımıza boyun eğdirmeye kimsenin hakkı
yoktur. Bu; ateşle oynamaktır.
Sözümü
Falih Rıfkı Atay'ın bir tümcesiyle bitiriyorum;
"Eğer biz
Atatürk'e dönmezsek, demokrasi döneminin alçakça
hıyanetlerini çiğneyerek Atatürkçülüğü yeniden egemen
kılmazsak, ulusal kaderi oportünist politikacıların
pençesinden kurtarmazsak halimiz yaman olur!"[ii]
[i] Falih Rıfkı Atay, Batış
Yılları, Temmuz 1963, İstanbul, 1961 sayfa.