Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
fotoğraflar
iletişim

 

 

İki ayın içinden

 

ADALET YILININ BAŞLAMASI TÖRENİ

Anımsanacağı gibi, uzun bir süreden beri toplumun her kesiminden uyarma sesleri gelmektedir. Kulakları sağır olanlar da er geç duyacaktır. Türkiye, Afganistan'a benzetilemeyecektir. 'Kanlı mı geliriz, kansız mı geliriz!' diyerek uyanık güçlerin sinirlerini bozanlara ve Türkiye'yi yüzlerce yıl geriye kaydırmakta çıkar umanlara karşı bir uyarı da adalet yılının başlaması nedeniyle yapıldı. Umuyoruz ki, Türkiye'yi yüzlerce yıl önceki yaşama biçimine çekmek isteyen örümcekleşmiş kafalılar uyarılmış olacaktır.

Şöyle diyor Yargıtay Başkanı Müfit Utku:

"Laiklik ilkesinin ulusal birlik ve bütünlüğümüzün harcı olduğu, bir an için olsa bile akıldan çıkarılmamalıdır. Hele hele laik - Müslüman şeklinde tamamen anlamsız bir ayrıma dayalı, toplumu kutuplaştırma girişimlerine asla itibar edilmemelidir. Devletin temeline aklı koyduğumuzda ulaşacağımız nokta laiklik. Devletin temeline hakkı koyduğumuz zaman ulaşacağımız nokta, gideceğimiz yer cumhuriyet ve demokrasidir. Devletin temeline din duygusunu koyduğumuzda karşımıza çıkacak olan şeriattır. Laik sistemi sanki dinsizlikmiş gibi gösterip halkımızın mukaddes duygularını istismara çalışarak onu laikliğe karşı kışkırtan dış destekli örgütlerin amacı, ülkenin bütünlüğünü bozmaktır. Yargıtay başkanınız olarak, laik cumhuriyet ilkelerine sadık, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı olarak vereceğiniz her mücadelede daima yanınızda olacağımı bilmenizi isterim."

Bize göre buna benzer uyarmalara karşı olmaya yönelmek, bakan da olsanız, cumhurbaşkanı da olsanız, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin düşmanısınız demektir. Atatürk ne demişti: "Yönetimi ele geçirenler, aymazlık, sapkınlık içinde bulunabilirler."

NEBAHAT ERKEKLİ'NİN RESİM SERGİSİ

Nebahat Erkekli'nin dördüncü kişisel resim sergisi 18 Eylül ile 2 Ekim günleri arasında Taksim Sanat Galerisi'nde gerçekleşti.

Ankara'da doğan Nebahat Erkekli, 1971 - 1972 yıllarında İstanbul Devlet güzel Sanatlar Akademisi Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi'nde konuk öğrenci olarak öğrenim gördü. Çalışmalarını daha sonra 1974 - 1980 yıllarında Devrim Erbil Sanat Atölyesi'nde sürdürdü. 1977 Yarımca Şenliği Resim Yarışması'nda birincilik ödülü kazandı. 25 Mart 1977'de Milliyet Sanat Dergisi'nde Ahmet Köksal onun için şöyle yazdı: "Amatörce bir düzeyi geride bırakarak bir kişilik doğrultusunu belirlemektedir." Bugün de, sergilediği 50 tane yeni tablo ile yetkin bir kişilik olarak izleyicinin karşısına çıkmıştır. Arkadaşımız ozan Osman Serhat’ın annesi Nebahat Erkekli’yi yürekten kutluyoruz.

LAİKLİK YOK ARTIK

Türkiyemizde, bugün hayınlar laikliği yok etmiştir. Vardır diyerek avunmaya kalkmak çok daha kötü durumlara düşürecektir bizi. Bakınız Sayın Prof. Dr. Çetin Yetkin ne diyor:

"Görüntülü yayına ve basına bakıyorum: Çoğu bana işgal altındaki İstanbul'un "mütareke" basınını anımsatıyor. Aynı yabancı dalkavukluğu, aynı teslimiyet, aynı mandacı kafa! O gün ulusal bağımsızlıktan söz edenlere nasıl saldırmışlarsa bugün de öyle. Ekranlardan tuhaf bir şive ile Ankara'nın başkent olmasına çatanlar bile var içlerinde.

 

Atatürk ilke ve devrimlerinin, başta laiklik olmak üzere teker teker rafa kaldırılmakta olduğundan söz etmeye hiç gerek yok artık. Dün, Mustafa Kemal'e idam hükmü verenler, iktidardaydı, bugün şimdilik ona sövenler! Bu gidişle yakında hilafeti de getirirler, "sultan" da olurlar!..

Evet, dün de böyleydi. Zamanın sarkacı gerisin geriye eski yerine dönmüş. "Zaman"ı yalnız içinde bulundukları, yaşadıkları "an" bilen, vücutları gelişmiş, ama kafaları küçük kalmış, görünüşte insan, gerçekte başka bir şey olanlar, dün nasıl günlerini gün etmişlerse bedelini bu ulusun sırtından ödeyerek bugün de ediyorlar. Bunların acısını saniye saniye, dakika dakika, gün gün, her an yaşayanlar ise dünkü gibi yine umutsuzluk içinde!

Ama "dün" bir 19 Mayıs 1919'u yaşamıştık. O "gün"ü de bir kez daha yaşayacağız, bunu da bilmelisiniz!" 10.03.96, Cumhuriyet.

Prof.Dr. Vakur Versan da şunları söylüyor: "Hepimizin ülkemizi ve Türk toplumunu bölmeye çalışan ayrılıkçı çetelere ve parsellemeye çalışan gerici, tarikatçı, şeriatçı ve her türlü etnik bölücülere karşı Atatürk'ü unutturarak, demokratik ve laik cumhuriyetimizi yıkma ve üniter devletimizi bölmek isteyen holding solcularına, numaracı cumhuriyetçilere ve Kürt ırkçılarına karşı verilmesi gerekli mücadelede yerlerimizi almamız, büyük Atatürk'e çağdaş devletimize ve bu ülke için canlarını veren aziz şehitlerimize namus ve şeref borcumuzdur. Bu borcu yerine getirmek için tüm Atatürkçüleri ve Atatürkçü kuruluşları bilinçli ve inançlı olarak Erzurum ve Sivas kongreleri ruhu ve inancı ile mücadeleye çağırıyoruz." 01.10.96

Bu görünümler karşısında: "Atatürk Cumhuriyeti yıkılmıştır. Onun yeniden kurtarılması temel görevimizdir." diyen Prof. Dr. Mustafa Altıntaş, şöyle açıklama yapıyor: "Günümüzde, kim söyleyebilir Meclisin, yargının, emniyet güçlerinin, siyasal kadroların, kamu görevlilerinin, kurumlarının Atatürk Cumhuriyetimin kadroları ve kurumları olduğunu? Atatürk Cumhuriyeti çökertilmiş, yıkılmış bulunmaktadır. Bunun gerçekleştirildiğini, Atatürk Cumhuriyetinin yıkıldığını, ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik ilkelerinden uzağa düşüldüğünü, bütün bunları gerçekleştirenler de açıktan söylemiyorlar mı, bizlerin belleğine kazımak istemiyorlar mı? "İkinci cumhuriyet’ten söz etmeler, "Son sosyalist devleti yıktık!" çığlıkları, "Atatürk cumhuriyetini" tüm dayanakları ile çökertenlerce Atatürk Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara'daki Anıtkabir'e koşup İstanbul'da "anıtmezar" yaptıranlar, Atatürk Cumhuriyetinin kurucusunun cenazesinin İstanbul'dan, cumhuriyetin başkenti Ankara'ya taşınmasına karşın, Atatürk Cumhuriyetini çökertenlerin önemli temsilcilerinden birisinin cenazesinin ilahilerle, devlet protokolüne sokulan şeyler, mollalar öncülüğünde Ankara'dan İstanbul'a taşınması, TBMM'de REFAHYOL hükümetine hangi yönde oy kullanılmasını tarikat ağalarınca, şeyhlerince belirlenmesi, "Müslüman başbakana sahip olmamızı engellemeyin” buyrukları, "Atatürk Cumhuriyeti'nin ruhuna okunan dualar" anlamına gelmiyor mu?

“Atatürk Cumhuriyetinden yana olanların artık bu gerçeği görmeleri, bunu algılamaları gerekmektedir. Var olan sistemin tüm kural kurum ve kadroları ile Atatürk Cumhuriyeti ile bağlantı ve ilintisinin koptuğu gerçeğini içimize sindirmeli, ulusal bağımsızlık ve ulusal egemenlik ilkesi üzerine yapılandırılacak yeni cumhuriyeti, biz Atatürkçüler, halkla birlikte kurmalıyız.

Var olan düzen ve sistemi, Atatürk Cumhuriyeti olarak algılama yanlışımızı sürdürürsek Atatürkçü cumhuriyet yanında yer alması gereken toplum kesimlerini kazanmamız, onları yanımızda görmemiz, giderek güçleşecektir. Atatürk Cumhuriyeti yıkılmıştır. Onun yeniden kurulması temel görevimizdir. Atatürkçü cumhuriyetin sürüyor olduğu düşünü görenlerin birinci görevi, bu düşten kurtulmaktır." 17.08.96

DİL BAYRAMI TOPLANTILARI

Ankara'da, 26 Eylül 1996 Perşembe günü Ömer Asım Aksoy Ekinevi'nde toplanarak dil bayramı kutlandı. Konuşmacılar, Prof. Dr. Şerafettin Turan ve Doğan Taşdelen idi. - Sunuculuğu Pınar Fatih Aker yapıyordu.

İstanbul'da, 28 Eylül 1996 Cumartesi günü Kadıköy Belediyesi Caddebostan Kültür Sanat Merkezi salonunda 26 Eylül Dil Bayramı toplantısı yapıldı. Konuşmacılar, Orhan Erdinç, Neşe Doster, Nurer Uğurlu ve Yusuf Çotuksöken idi.

Coşkulu bir aydın kalabalığı vardı.

 

DİL DERNEĞİ'NİN BEŞİNCİ OLAĞAN KURULTAYI

Dil Kurultayı, 29 Eylül 1996 Pazar günü yapıldı. Dilimizin yabancı diller boyunduruğuna yeniden girme tehlikesiyle, derneğin kimi çıkıntılarla karşı karşıya olduğu günümüzde beşinci olağan dil kurultayı önemli görevler üstlendi.

Dokuz yıldır gönüllü birlikteliğin coşkusu ile ve dayanışma ile yaşatılan Dil Derneği'nin beşinci olağan kurultayı başarıyla gerçekleştirildi. Her dönemde, daha da güçlenerek çıkılacağına inancımız tamdır. Bu yolda emek verenlerin dirençlerini sürdürmelerini diliyoruz ve kendilerine yürekten kutlamalarımızı sunuyoruz.

RESMİ DİL KURUMU’NUN BİR "GAF’I DAHA

Sayın Yusuf Çotuksöken, Gösteri dergisinde yayımladığı "Resmi TDK Sözcük Uyduruyor" adlı yazısının "Turşulu Perhiz" başlıklı son bölümcesinde şunları söylüyor:

"Resmi TDK, bir yandan yeni sözcükler türetiyor, öbür yandan da kullanım sıklığı pek az olan yabancı sözcüklere dergisinde yer veriyor. Örnek mi? Buyurun! Prof. Dr. Hamza Zülfikar'ın yazısının başlığı: Yer ve Millet Adlarına Dayanan Sözlerin Leksik Değerieri' (Türk Dili, Eylül 1996, s. 277). Burada geçen Leksik terimini resmi TDK'nın yayımladığı Gramer Terimleri Sözlüğünde de (haz. Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, Ankara, 1992) bulamayacaksınız... Gelin de söylenmeyin: "Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu…”

Türk diline inanan, özverili aydınların elinden alıp Türk DİL Kurumu'nu kapatırsanız, sonra da resmi bir kurum ortaya koymaya kalkıp oraya birtakım bilinçsiz ve inançsız pürüfleri "emir-komuta zinciri içinde" yerleştirirseniz, olacağı budur. Cumhuriyetimiz yıkılıyor dostlar, ilk saldırı dile ve laikliğe yapılarak başladı. "Batış Yılları"nı mı yaşıyor Türkiyemiz diye sormaz mısınız?

 

MAHMUT MAKAL'IN DENEMELERİ

Mahmut Makal'ın "Ağlatı” adlı denemelerinin üçüncü basısı "Güldikeni Yayınları" arasında yayımlanmış bulunuyor. Doğrusu, okurlarımıza bu "Ağlatı" yapıtını okumalarını öneriyoruz.

Mahmut Makal, sevilmiş ve övülmüş bir yazar. Bizim bir şey eklememize gerek yok. Birçok tanınmış yazarımız onun üstüne güzel şeyler söylemişlerdir. Kimler diye sorarsanız, kimler olduğunu şuraya yazalım: Yaşar Nabi Nayır, İlhan Selçuk, Falih Rıfkı Atay, Sabahattin Eyüboğlu, Nadir Nadi, Nurullah Ataç, Nazım Hikmet, Burhan Arpad, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Adnan Binyazar, Ercüment Ekrem Talu, Suat Taşer, Sami N. Özerdim, Konur Ertop, Ahmet Emin Yalman, Va-Nu, İlhan Tarus, Forum dergisi (Başyazı), Abdi İpekçi, Hakkı Tonguç, Oktay Rıfat, Vedat Günyol, Fakir Bayburt, İlhami Soysal, Oktay Akbal, Orhan Kemal, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli Kanık, Mehmet Kemal, Çetin Altan, Refik Erduran, Samim Kocagöz, Samet Ağaoğlu, Muzaffer Hacıhasanoğlu, Cihat Baban, Ceyhun Atuf Kansu, Tahsin Yücel, Sadun Tanju, Akis dergisi, Ahmet Köklügiller, Bedri Rahmi Eyüboğlu... (Kaya Serdengeçti'nin derlemesi).

Şimdi sorarım size, bu ölçüde çok yazarın üstünde durduğu Mahmut Makal'ı okumadan durabilecek misiniz?

Arat Ovalı

 

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2008