Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
fotoğraflar
iletişim

 

Bu Kaçıncı Göç?

 

Ahmet Miskioğlu

 

Merkez Kıraathanesi kapanmış, Elif kahvesi yıkılmış, Vagon'la kötü anlaşmazlıklar var... Bir yığın yazar sanki yersiz yurtsuz...

Çarşıda, sokakta, kıyı gezi yerlerinde soruyoruz birbirimize: Nerede buluşacağız; nerede oturup söyleşeceğiz?

Bir şuraya gidiyoruz, bir buraya; olmuyor, olmuyor...

Salah Birsel, Sabahattin Kudret, Alp Kuran, Ahmet Miskioğlu, Halim Uğurlu, Behzat Ay...

Yürü, diyoruz, şu Çağlayan'a girelim.

1960’lı yıllarda sinema olarak kullanılmış, geniş mi geniş, büyük mü büyük bir yer burası. Kapısında "Çağlayan Oyun Salonu" yazıyor.

Yeşil örtülü büyük oyun masalarının birine oturuyoruz.

Ne içeceğiz? Birer çay... Çay da, kahve de bahane... Amacımız, rahat bir yerde erinç içinde söyleşebilmek.

Anılar, öyküler, geçmiş günler, yeni günlerin olayları... Sözü birimiz bırakıyoruz, öbürümüz alıyoruz. Dergiler, gazeteler, kitaplar seriliyor masanın üzerine... Şu yazı şöyle yazılmış, bu böyle, ya ötekinin içeriği ne biçim? Kahveler çaylar gelip gittikçe söyleşiler koyulaşıyor....

Koca salonun da ortasındayız. Çepeçevre çevrili olduğumuz öbür masalarda oyun oynayanlar merakla bakıyor bize. Kim bu kimseye benzemeyen, kitaplar, gazeteler, dergilerle kucaklaşmış arı-duru giyimli tuhaf adamlar diye soran gözlerle bakıyorlar...

Biz; biz bize, kâğıtlar, kalemler, kitaplar, defterler, dergiler, gazeteler arasındayız...

Günler geçiyor; bir oyun masası daha çekerek iki koca masayı birleştirip oturmaya başlıyoruz. Gittikçe sayımız artmaktadır.

*

Bir gün yanımıza Hatay Restaurant'ın yöneticisi Mehmet Ali Işık ile "Emre Kültür Merkezi" yöneticisi olduğunu Mehmet Ali'nin tanıtması ile öğrendiğimiz Haluk Esin geldi. Çağlayan'da rahat olmadığımızı düşünüyorlarmış. Bize çok rahat edeceğimiz bir kültür salonu göstermek istiyorlarmış. Beğenirsek hep oraya gelmemizi diliyorlarmış.

Nerede bu "Kültür Salonu"? ... İdeal Tepe'deymiş. Üstbostancı'nın minibüs yolunda, Eski Bağdat Caddesi'nde. Nasıl gideceğiz de göreceğiz?

Mehmet Ali ile Halûk Esin, bizi götürmeye kararlı. Kapıda iki araba beklettiklerini bizi hemen götüreceklerini söylüyorlar.

Olur mu, olur!

O gün, o erken saatte Çağlayan'da bulunanlar, Cumhuriyet'ten kalkıp Sabahattin Kudret’le birlikte gelen Sami Karaören'den başka Salâh Birsel, Ahmet Miskioğlu, Halim Uğurlu, Barlas Özarıkça, Müslim Çelik, Behzat Ay, Alp Kuran'dı. Hep birlikte doluştuk arabalara. Ver elini Emre Kültür Merkezi.

Doğrusu çok beğendik. O gün karar verdik. Artık Emre Kültür Merkezi'nde buluşulacak. Akşamları da Hatay Restaurant'a gidilecek. Emre'ye uğramadan Hatay'a doğrudan doğruya gelinebilir kuşkusuz, eskiden olduğu gibi...

Artık perşembelerimiz dopdolu geçiyordu. Katılan arkadaşlarımız çoğalıyordu: Salâh Birsel, Sabahattin Kudret, Ahmet Miskioğlu, Behzat Ay, Alp Kuran, Ercüment Uçarı, Barlas Özarıkça, Halim Uğurlu, Ahmet Koksal, Muzaffer Uyguner, Naim Tirali, Sami Karaören, Sabahattin Batur, Etem Ütük, Müslim Çelik, Turhan Selen, Necati Tosuner, Ercan Özgür, Melisa Gürpınar, Halil İbrahim Bahar, Celal Algan, Mehrizat Poyraz, Nevhiz Tanyeli, Mustafa Öneş, Nevzat Odyakmaz, Osman Şahin, Mahir Ünlü, Mehmet Başaran, Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Osman Numan Baranus, Nuri Ertem, Haluk Esin, Nezihi ve Mesude Gülcüoğlu, Hakkı Özkan. Kimisi Emre'de, kimisi doğrudan Hatay'da buluştuğumuz dostlar...

Hiç beklemediğimiz bir gün, Haluk Esin, Emre Kültür Merkezi'nin kapanacağını duyurdu. Yeni bir yer bulmalıydık kendimize...

*

Nuri Ertem; Ahmet Rasim’in 1924 ile 1929 yılları arasında Akşam, Cumhuriyet, Resimli Ay, vb;-dergi ve gazetelerinde yayımlanan kitaplarına girmemiş yazılarından seçmeler yaparak ve güncel türkçe ile "Anılar ve söyleşiler" adlı bir kitapta toplamıştır. Kitap Çağdaş Yayınları'nca yayımlanmıştır. Bu arkadaş, böyle mürekkep yalayan bir kişi olduğu gibi, Bostancı Kasaplar Çarşısı'nda tanınan, sevilen bir kişilik. Çağlayan kahvesi sahibinin de çok yakın arkadaşı, işte, bu aşamada Nuri Ertem girişim yaptı. Eski dostu Çağlayan'ın iyesi Kenan Okan'la konuştu. Ve bize Çağlayan'da özel yer ayırdılar. Daha doğrusu, bizim istediğimiz yeri bize özel olarak ayırdılar ve orada toplanmaya başladık. Garsonlar Necdet, Kenan, Dursun, Fikret; hepsi bizi sevindirmek, rahat ettirmek için ellerinden gelen çabayı gösterdiler. Ne iyi bir olay idi bu, yazarların oturacak söyleşecek güzel bir yeri olmuştu artık.

Bu aşamada aramıza yeni arkadaşlar da katılmaya başladı. Gittikçe sayımız artıyordu. En başta katılan Asım Bezirci oldu. İlk olarak onu bize Halûk Esin haber verdi. Asım Bezirci, Fatih'teki babadan kalma evini satıp Kadıköy'den ev alıyormuş. Fatih, artık aydın kişiler, aydın aileler için yaşanılabilirliğini yitirmiş bir semt durumuna düşürülmüş. Başörtüsüz hanımlara, sakalsız erkeklere saldırı oluyormuş. Oradan ayrılmak zorundalarmış... Ve Asım Bezirci bir gün çıkageldi. Geldiği günden başlayarak, yoklamalarda hiç eksik yazılmadı. Hem Çağlayan'da hem Hatay Restaurant'da söyleşmeyi hiç savsaklamıyordu. Topluluğumuzun en bağlı üyesi olmuştu. Sivas'ta görülen korkunç şeriatçı ayaklanmasında 37 kişi arasında yakılarak öldürülünceye değin toplantılarımıza gelmeyi sürdürdü sevgili Asim Bezirci. Bugün, onun geriye bıraktığı eşi Refika Bezirci'yi toplantılarımızın üyesi sayıyoruz. Elif, Merkez, Vagon gibi kıraathanelerden tanıdığımız otuz yıldan beri şiir yazan Osman Serhat da gelmeye başladı. Ahmet Köksal'ın arkadaşı olduğu için ilk kez onunla birlikte gelen Hüseyin Topçugil, Uzun yıllar Amerika'da kaldıktan sonra dönen Tekin Gönenç, Almanca Öğretmeni, ozan Arife Kalender; her zaman neşesiyle herkese güleryüzlülük gösteren Emine Erbaş; Cemal Süreya'dan sonra büyük bunalımlar geçiren Elif Sorgun; ünlü cumhuriyet savcısı ozan yazar İsmet Kemal Karadayı; yine savcılıktan emekli, toplantıları hiç savsaklamayan ozan Kemalettin Koç; Ömer Faruk kitaplığının kurucusu, öykü yazarı Fürüzan Toprak; son zamanlarda eski yapıtlarını ardarda yayımlamayı sürdüren Ömer Nida; eski Güney dergisini çıkaran Atıf Özbilen; Atatürk Eğitim Fakültesi’nden emekli ozan yazar Sadiye Akay; dilci M. Agâh Önen; öykü yazarı Zeynep Aliye; ozan Suca Dündar; romancı Nevra Bucak; yazar Tansu Bele; İş Bankası büyük ödülünü kazanan öykücü Fatma Gürel; ozan Oya Uysal; denemeci, öykücü Hürriyet Yaşar; "Gazeteciler Cemiyetinin çıkardığı "Bizim Gazete"de köşe yazıları yazan Dursun Özden; TYS Genel Yazmanı Emin Karaca... Ankara'dan her gelişinde katılan Osman Bolulu... Birer şiir kitabı yayımlayarak aramıza gelen Güvenç Elman’la Aslı Sonsuz Durak... ve daha birçokları... Sözgelimi, Ulus Fatih Demirci, Tanseli Polikar, Semiramis, Eray Canberk, Sahattin Çiller, Turhan Yüksel, Turgut Acar... Bütün adları anımsamaya kalkarsak, yüz kişiyi geçer...

Gün geldi, bu ölçüde canlı bir topluluğa tek gün yetmez oldu. Artık, haftada iki gün, perşembe ve salı günleri toplanılıyordu...

*

Bir gün, Çağlayan'a gelenler, kapısının kapalı olduğunu gördüler!

Küçük bir sarı Kâğıda, kurşunkalemle, silik, bozuk bir elyazısıyla, "Kapalıyız" yazılmıştı.

Koca yapının arka duvarının ortası yıkılarak kocaman bir delik açmışlardı. -Kamyonları yaklaştırmışlardı. Koltukları, masaları, sandalyeleri oradan taşıyorlardı. Çağlayan, her salı ve perşembe günleri coşku ile toplandığımız çağlayan kapamıştı artık, Çağlayan toplantıları tarihe karışmıştı. Üzünç verici bir olaydı bu bizim için.

*

Bostancı'da, Bağdat caddesinde, Hatay Restaurant sırasında, Hatay'a ulaşmadan yirmi otuz metre önce, büyük bir betikevi açıldı. Adı "Eleştiri Kitabevi" Bostancı'da ilk kez bu ölçüde büyük bir kitaplık görülüyor. Kurucusu Özdemir Özkan, Hatay'a geldi, bizimle konuştu. Bir kez görmemizi istedi. Her türlü etkinliğe açık olduklarını duyurdu. Biz de sevindik. Gidip, gezdik, gördük. Üç katlı bir kitabevi. Orta kat, hem kitapevi hem kafe olarak düzenlenmiş. Beğendik, Okur yazarlara böyle bir yer sunabildiği için Özdemir Özkan'ı kutladık.

Bugün artık perşembe söyleşilerini "Eleştiri Kitabevi"nde yapıyoruz. Kitabevi kurucusunun eşi ve kızı çok konuksever. Eylülün 24'ünden beri orada toplanıyoruz. Çaylar kahveler gidip geldikçe konuşmalar koyulaşıyor. Çay, kahve hazırlıklarını yöneten de sayın Sevilay Özgül...

Bu yerde, ilk ekinsel etkinlik de Ekim ayının 19'unda Cumartesi günü yapıldı: O gün, Salâh Birsel’in imza ve söyleşisi vardı. Dostumuz, şiirleri üstüne, dönemi üstüne değerlendirmelerini sundu dinleyenlerine. Coşkulu, güzel bir toplantı oldu. Salon dolup dolup boşalıyordu. Dinleyenler, dolu dolu saatler geçirdiler.

*

Bu son göçümüzü, bu son göç yerimizi görmeyen arkadaşlarımız da var. Çünkü yazlıklarından henüz dönmediler. Naim Tirali Piraziz'de, Muzaffer Uyguner Burhaniye'de, Sami Karaören de yok bir süredir, İznik'e mi gidip geliyor, bilemiyorum. Dostlarını görmeye geleceğini söyleyen -söz veren diyelim- Oktay Akbal da Gökova'da.

Bu yıl, kış günlerinin dolu dolu geçeceği anlaşılıyor.

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2008