İki ayın içinden
TÜRK
DİLİ DERGİSİNİN 10. YAŞI
Dergimiz,
bu elinizdeki sayı ile onuncu yaşına başlamıştır. Doğrusu,
mutlu olmamak elde değildir. Bizi bu mutluluğa eriştiren
okurlarımıza esenlik deklerimizi sunuyoruz. Biz bağlılığını,
desteğini esirgemeyen okurlarımız; direncimizi ve coşkumuzu
yaşatıyor, emeğimizin boşa gitmediği duygusunu bize veriyor.
Yıllar boyunca hiç aksatmadan göndermekten geri durmadıkları
üyelik ödentileri, bizim ayakta durmamızı sağlamıştır.
Türkiye'nin, ya da bütün yeryüzünün neresinde olurlarsa
olsunlar, dergi üyeliği ödentilerini ödemeyi hiç
savsaklamayan okurlarımızdır bizi yaşatan... Onlara her
zaman gönül borçluluğumuz vardır.
Bilinçli
okurlarımızdan kimileri de, derginin beş ya da on yıllık
ödentisini ödeyerek destek olmuşlardır. Onlardan ikisinin
adını buraya yazmak istiyoruz: Walblingen-Almanya’da oturan
İsmail Kahraman, Geltendorf-Almanya'da oturan Kenan
Kerestecioğlu... Çok güzel, çok ilginç destek yöntemi bu.
"Ödeme yapmayı unuttum, acaba ne kadar borcum var?” demiyor,
on yıllık birden ödeyerek hem Türk dilini gerçekten
sevdiğini kanıtlıyor, hem de basına, yayına ilgisinin
ölçüsünü gösteriyor. Bir okurumuz da, Fakir Baykurt, (Aynı
zamanda yazarımızdır), son iki yıl dışında, her yıl bize
yeni on okur bularak sürekli her yıl 200 mark ödeme
yapmıştır.
KOCAELİ
ÜNİVERSİTESİ ETKİNLİKLERİ
Kocaeli
Üniversitesi Şiir Okulu etkinlikleri 13 Mayıs Pazartesi
gününden başlayarak 18 Mayıs Cumartesi günü akşamına değin
sürdü. Bu süre içinde, siir sergileri açıldı, genç
ozanlardan şiir dinletileri sunuldu, Kırk kuşağı
ozanlarından Cahit Külebi'nin katılımıyla “Cahit Külebi
gecesi” düzenlendi, "Şiir ve Yaşam” ve "1980 sonrası
şiirimiz" konulu açıkoturumlar yapıldı... Bir hafta boyunca
gerçek bir şiir bayramı yaşandı Kocaeli'nde. Kocaeli
Üniversitesi Konferans salonu bir hafta boyunca dolup dolup
taştı. Çalışmaların ağırlığını Şiir Okulu Yönetim Kurulu
Başkanı günümüz ozanlarından İhsan Topçu yüklenmişti.
Etkinliklere katılan ozan ve yazarlara "Birinci Şiir
Bayramı'na Katılma Belgesi" verildi.
ÇUKUROVA
ÜNİVERSİTESİ MARŞI İÇİN GÜFTE YARIŞMASI
Çukurova
Üniversitesi Rektörlüğü'nün güfte yarışması duyurusunu
olduğu gibi yayımlıyoruz:
"Çukurova
Üniversitesi öğretim üyesi devlet sanatçısı Prof. Dr. Nevit
Kodallı'nın besteleyeceği Çukurova Üniversitesi Marşı için
güfte yarışması açılmıştır.
Koşullar ve
Yarışmaya Başvuru
1)
Yarışmaya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her kişi,
yalnız bir şiirle katılabilir.
2)
Şiirlerin hece vezni ile yazılması ve iki dörtlükten
oluşması; marş formuna uyması için tercihen 7+7 veya 6+5
duraklı olması gerekmektedir.
3)
Yarışmaya gönderilecek şiirlerin Atatürkçü düşünceyi, kültür
değerlerimizi, eğitim-öğretimi, bilimsel düşünceyi,
araştırmacı ruhu, evrensel dostluk ve barışı, Çukurova'nın
doğasını ve tarihini işlemesi beklenmektedir.
4)
Yarışmaya katılacak kişiler şiirlerini 1,5 satır aralığında
daktilo yazısıyla yazarak 6 nüsha hainde en geç 2 Eylül 19S6
tarihine kadar;
Çukurova
Üniversitesi Marş Güfte Yarışması
Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü
01330 Balcalı-Adana
adresine elden teslim edecekler veya
taahhütlü posta ile göndereceklerdir. Postadaki
gecikmelerden sorumluluk kabul edilmeyecektir.
5) Eserde
katılımcının kimliğini belirtecek herhangi bir ibare
bulunmayacaktır. Katılımcı eserinde 6 basamaktan oluşan
sayısal bir rumuz kullanacaktır. Katılımcı, adının ve
soyadının, açık adresinin ve telefon numarasının yazılı
olduğu bir kâğıdı özgeçmişiyle birlikte üzerinde rumuzunun
bulunduğu zarfa koyacak ve zarfı kapatacaktır. Eser ve zarf
bir dosya içerisinde gönderilecektir. Dosyada katılımcının
kimliğini belirten herhangi bir işaret bulunmamalıdır.
6) Jürinin
değerlendirmesi sonucunda bestelenmeye uygun bulunan eserin
sahibi 15.000.000 TL ve üniversitemizin Onur Plaketi ile
ödüllendirilecektir.
Çukurova
Üniversitesi Rektörlüğü"
SAMİ
KARAÖREN
Arkadaşımız
Sami Karaören, Edebiyatçılar Derneği'ne onur üyesi seçildi.
Aldığı 1 Mayıs 1996 günlü yazı şöyle:
"Sayın Sami
Karaören,
Ulusal
yazınımıza getirdiğiniz katkıları tümümüz için onur sayan,
evrensel sanat yücelişindeki payınızın kamu vicdanında
onaylandığını bilen, düşünce ve yaratıdaki özverili
çalışmalarınızın öncelikle kendi ülkenizde, kendi
meslektaşlarınız tarafından kurulan yazar örgütlerince
değerlendirilmesi gerektiğine inanan EDEBİYATÇILAR DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU, içten duygularıyla sizi "Onur Üyesi"
olarak aramızda görmek dileğindedir.
Bu konuda
oybirliğiyle alınan kararı üstün kişiliğinize sunuyoruz.
Derin
saygılarımız ve bağlılık duygularımızla,
Genel
Yönetim Kurulu Üyeleri;
Hüseyin
Atabaş, Erendiz Atasü, Cengiz Bektaş, Erhan Bener, Ali
Cengizkan, Ramis Dara, M. Mazlum Doğan, Şükrü Erbaş, Alpay
Kabacalı, Yunus Koray, Mustafa Şerif Onaran, Emin Özdemir,
Ahmet Özer, Asım Öztürk, Ali Püsküllüoğlu, Kenan
Sarıalioğlu, Özgen Seçkin, Hasan Şişli, Zerrin Taşpınar,
Alaettin Topçu, Ahmet Uysal, Öner Yağcı, Aydoğan Yavaşlı,
(imza)
(imza)
Mustafa Şerif Onaran M. Mahzun
Doğan
Genel Başkan Genel
Sekreter
Sami
Karaören'in verdiği yanıt:
"Edebiyatçılar Derneği Başkanlığına
Ankara'da
değerli bir yazar örgütü olan Edebiyatçılar Derneği'nin
"onur üyeliği”ne seçmenizi şükranla ve yaşamımın onurlu bir
olayı olarak karşıladım.
Genel
Yönetim Kurulu'nu oluşturan ve çoğunu yakından tanıdığım
yazar ve sanatçı arkadaşlarımın, karar gerekçesindeki
övgülere yaraşır bir "onur üyesi" olmayı yaşamımın
vazgeçilmez ilkesi sayacağım.
Genel
Başkan Sayın Mustafa Şerif Onaran'a, Sayın Genel Yazman M.
Mahzun Doğan ve Genel Yönetim Kurulu'nun değerli üyelerine
içten sevgiler, saygılar sunar, birlikteliklerimizin yoğun
ve sağlam olmasını dilerim.
Sami
Karaören Gazeteci-Yazar"
Türk Dili
Dergisi olarak biz de hem Edebiyatçılar Derneği'ni hem
arkadaşımız Sami Karaören'i kutluyoruz. Ülkemizde, siyaset
adamları, ancak mahalle çocuklarının yapabileceği
çirkinlikleri sergilerken ve geleceğimizi karartmakta yarış
yaparken, böyle üstün düzeyde oluşturulan ilişkiler geleceğe
umutla bakmamıza yardımcı oluyor.
AKDENİZLİ OZANLAR TÜRKİYE'DE TOPLANDI
İsmet Kemal
Karadayı'nın verdiği bilgiye göre:
Bergama
Belediyesi'nin, PEN Yazarlar Derneği'nin ve ADD Bergama
Şubesi, Eğitim-Sen, BEFAD, BERKSAV ortaklığı ile 1996'nın
16-19 Mayıs günleri arasında, "Bergama Geleneksel Akdenizli
Şairler Toplantısı”nın dördüncüsü gerçekleştirildi.
Toplantıya
Türkiye'den abece sırasıyla Adnan Özyalçınar, Afşar Timuçin,
Bilgesu Erenus, Müştak Erenus, İsmet Kemal Karadayı, Özdemir
Nutku, Sennur Sezer, Suat Karantay ve Şükran Kurdakul; başka
ülkelerden Barbara Stepleton (İngiltere), Hans Awwad
(Filistin), Neşe Yaşın (Kuzey Kıbrıs), Nezih Keher (İsrail),
George Moleski (Güney Kıbrıs gelemedi), Jean Louis Mattei
(Fransa), Jaume Port (Katalanya), Mathaja Mathevski
(Makedonya), Monique Granier Larqun (Fransa), Traver Mostyn
(İngiltere) ve Uberto Paolou Quın Tavaille (İtalya)
katıldılar.
Bu yılın
işlenecek konusu "Tragedya" idi. İzlencede şunlar vardı: 16
Mayıs, Bergama Müzesi'nde saat 19.30'da açılış, kokteyl
(Konuşmacılar Belediye Başkanı Sefa Taşkın, PEN Başkanı
Şükran Kurdakul), konuk ozanların tanıtılması... 17 Mayıs,
Bergama Akropol gezisi, sunuş bildirilerinin okunması ve
tartışılması... 18 Mayıs, Asklepion gezisi, sunuş
bildirilerinin okunması ve tartışılması, "Şiir Akşamında
konukların şiirlerini okumaları, Müştak Eranus'un 81. yaş
söyleşisi... 19 Mayıs, Şeytansofrası, Cunda adası, Kozak
yaylası gezileri, sunuş bildirilerinin son bulması ve sonuç
bildirgesinin düzenlenmesi ve en son olarak da konuk
ozanlardan şiirler ve kapanış...
Sonuç
bildirgesinden birkaç tümce: "Günümüz ozanı ne pahasına
olursa olsun insanım sesi, adalet duygusu, karşı koyuş
çığlığı olabilmelidir."
ABDULLAH
RIZA ERGÜVEN'İN DURUŞMASI
"Yasak
Tümceler" adlı romanında dinin toplumu sosyal-ekonomik
yönden geri bıraktığı ve insanları mutsuz kıldığı izleğini
işlediği suçlamasıyla kendisine dava açılan Abdullah Rıza
Ergüven, yaşamakta olduğu İsveç'ten savunmasını yapmak üzere
Türkiye'ye geldi.
Bilirkişi
olarak seçilen İ.Ü.H.F. Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı
Başkanı Prof. Dr. Kayıhan İçel, Anayasa Hukuku Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi Doç. Dr. Burhan Kuzu ve Yrd. Doç. Dr. Adem
Sözüer "Yasak Tümceler" isimli kitapta yer alan ifadeler ile
TCK.nun 175/3. maddesinde düzenlenmiş suçun yasal unsurları
gerçekleşmiş olmaktadır" diye görüş bildirmişlerdir.
Abdullah
Rıza Ergüven, 24.4.1996 günü çıkarıldığı mahkemede şu
savunmayı yaptı:
2. ASLİYE
CEZA MAHKEMESİNE
Sayın
Yargıçlar
Berfin
Yayınları arasında çıkan YASAK TÜMCELER adlı romanım "dine
hakaret" nedeniyle, uydurma bir suçla iki yıldan beri
yargılanmaktadır. Marmara Üniversitesi Dekanı Prof. Dr.
Salih Tuğ'un Şeriatçı raporunu İsmet Aslan ve avukatı geri
çevirince yeni bilirkişiler atandı.
Bunlar
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden Prof. Dr. Kayıhan
İçel, Doç. Dr. Burhan Kuzu ve Doç. Dr. Adem Sözüer.
İst. 2.
Asliye Yargıçlığı'na gelen bu ikinci rapor da bir bilim
kurumundan, İst. Üniversitesi Hukuk Fakültesi Prof. ve
doçentlerinden gelmesine karşın, ne yazık ki bunlar da
Şeriat'tan, Şeriat sayrılığından kurtulamamışlar!
VII. Yüzyıl
ilkel Arap oymaklarından Kureyş oymağına duyurulan öğütleri
1400 yıl sonra Türkiye'de savunmak çabasıyla; yukarda adı
geçen bilim kurumunun Prof ve doçentleri YASAK TÜMCELERİ,
romanın yazarı, Berfin Yayınları sahibi İsmet Arslan'ı
temelsiz nedenler, Şeriat kaygılarıyla ikinci kez
suçluyorlar! Bu Prof ve doçentlere acımaktan başka bir şey
gelmiyor elimden!
Onlara
acıyorum! Neden acıyorum?
Onlar kendi
tarihlerini bilmedikleri gibi, YASAK TÜMCELER'in yazarını
şöyle suçluyorlar.
"Roman
kahramanları, Anadolu'daki (..) insanları aydınlatma ve dini
olumsuz yönleri bakımından halkı uyarma gezileri yaparken,
bu kişilerin halkla giriştikleri tartışmalar sözkonusu
romanın temel olayını oluşturmaktadır. Bu tartışmalarda
verilmek istenen mesaj, İslam dininin toplumu sosyo-ekonomik
yönden geri bıraktığı ve insanları mutsuz kıldığıdır."
Bu
raporcuların da "dini olumsuz yönleri bakımından" diye
durumu onaylayıp belirledikleri gibi; bütün İslam
ülkelerinde yaşam düzeyinin, kültür düzeyinin bg. öbür
ülkelere oranla kat kat düşük olduğu gerçek değil midir?
Bilirkişilerin deyimiyle biz de "dinin olumsuz yönlerini"
belirlemeye çalıştık. İnsanın bir şey üzerinde düşüncesini
söylemesi nasıl olur da suç olur? Düşünen, araştıran insan
olarak gerçekleri söylemek zorundayım. Bunları yazmak,
söylemek neden suç olmalı? Düşlemlerle bezeyip süsleme
değil; araştırıcı, özgür düşüncenin sonucu bunlar...
Madem ki
insan olarak geldim; insanım ve düşünmem gerek, düşünmek
zorundayım. Yalnız bitkilerle, öbür canlılar düşünceden
yoksun! Onlar da düşünebilselerdi, onlar da benim gibi
düşünüp soracaklardı! Bu yeni raporcular şöyle söylüyorum
diye suçluyorlar beni:
"—Din
sözcüleri birtakım söylencelerle çıktılar karsımıza (..)
Kendi
açmazlarının çağının insanlarından başka, gelecek kuşaklara
da bulaştırdılar."
Soruyorum
şimdi: Öyle olmalı mı? Yalan mı yazıp söylediklerim? Bir
şiirimle giriyorum konuya:
İNSANLAR
Güneşe tapmışım önce
yedirip içiren ısıtan beni
sıcacık
ellerimle duyup gözlerimle gördüğüm
süt veren çocuklara
yağmur
taşa toprağa
Gize,
büyüye inanmışım
Şamanlığa sonra
dengeleyen iyilerle kötüleri
göğe, yere, yer altına
evrene üç bölümlü
Musa'ya, İsa'ya
Kuteybe
gelmiş
başımı boynumu kesmiş
müslüman olmuşum
Dostum hepinizle
insanlar
yeryüzünde...
"Biz kılıç
müslümanıyız!" Bu atasözünü Türkiye'mizde, Anadolu'da
bilmeyen yok!
Hemen
herkes bilir. Yüzyıllar boyu bu acı gözeneklerimize işledi!
Bu kılıcı Türkler de bilir, Kürtler de! VII. Yüzyılın
yazıklı ilkel Arap oymakları da bilir! Müslümanlık barış
yoluyla değil, kılıç zoruyla yayılıyordu. "Dine
girmeyenlerle savaşın, onları öldürün!" benzeri tümceler
düzenleniyordu.
1950'den bu
yana, Cumhuriyet döneminde Menderes-Bayar ikilemesi erki ele
geçirme tutkularıyla yeniden Anadolu halkımın belini
kırdılar! Bu bel kırmalar, uyuşturmalar Evren-Özal
ikilemesiyle sürüp gitti. Dingil kırılmış durumda! Araba ne
yapsın, kağnı ne yapsın?
"Atatürkçüyüm" diyerek "iktidar koltuğuna" oturanlar,
"dudaklarında Atatürk" halkı aldattılar. Aydın bir düşünür,
değerli bir siyasacı olarak ve Atatürk'ü en iyi anlayan
değerlerimizden Doğu Perinçek, "Yunus Nadi" ödülünü kazanan
"Kemalist Devrim-II Din ve Allah" yapıtında gerçekleri şöyle
yansıtıyor:
"-Kemalist
devrimin laikliğini araştıranlar, bilimsel cesarette,
inceledikleri Kemalist devrimlerin çok çok gerisine
düşmüşlerdir. İnceleyenler, incelenenlerin arkasında
kalınca, bilimsel bir tarih yazılamıyor ve bilimsel bir
tahlil yapılamıyor."
Aradan
zaman geçer, Kenan Evren "benim babam imamdı" diyerek,
kişisel çıkarları uğruna; halka değil yalnız, yaşamış olduğu
ülkeye de ihanet eder.
Bilim
kurulunun raporcuları beni suçlayadursunlar; İslam dininin
kurucusu, Türkler üzerinde hiç de iyi düşünmediği gibi,
üstelik Türklerden öcalmak amacıyla şöyle diyor:
"-Kıyamet
kopmadan önce siz kıldan çarıklar giymiş bir ulusla
savaşacaksınız. Onların yüzleri sanki (çekiçle dövülmüş)
derilerle kılıflı kalkan gibidir. Yüzleri kırmızı, gözleri
çekiktir. (..) güçlü bir ulus olan Türklerle çarpışmadıkça
kıyamet kopmayacaktır. (..) kıyamet kopmasının koşullarından
biri de kıldan çarıklar giyen ulusla (Türklerle)
savaşmanızdır. (Buhari, 95)."
Abdullah
Rıza Ergüven, daha birçok addan kanıtlar getirdikten sonra
şöyle sürdürdü savunmasını:
"Ülkesini,
Türkiye'yi seven her insanın, her aydının, çiftçinin,
çobanın; kısaca kendini bilen halkın bu sömürü düzenine, bu
din sömürücülüğüne, bu kimlik soygunculuğuna ‘dur!’ demesi
gerek! Bunu diyemiyorsa, Türkiye için, ülkemiz için kurtuluş
yoktur! Türkiye bir Arap ülkesi değil! 'Huzur İslamdadır'
yalanıyla Türkü, Acemi, Kürdü öldürmediler mi? Tarihe
bakınız. Gerçekler yazılı tarihte!"
Abdullah
Rıza Ergüven, birçok kanıt gösterdikten sonra şöyle konuştu:
"Fransız
Devrimi'nin rasyonalist görüşünden esinlenmiştir." diye
suçluyorlar YASAK TÜMCELER'in yazarını! Buna gülmek gerek!
YASAK TÜMCELER'i yazmak İçin 1789'lara gitmeye gerek var mı?
Ben oralarda, Kızılırmak eğrimini çevreleyen topraklarda
doğup büyüdüm. İlk abecenin anayurdu Anadolu! Çocukluğum,
gençlik yıllarım, orta yaşlarım hep oralarda geçti. Okul
yollarına düşmüşüm yaya yapıldak! Gülmüş, ağlamışım, oralar
acım sevincim benim;
ÇOCUKLUĞUM
Avanos'ta geçti çocukluğum
Kızılırmak boylarında
Adım gibi biliyorum
Bahçemizdeki zerdali ağacını
Halı tezgâhını sofada kurulu
Hâlâ aklımda unutmadım
İğde ağaçlarının Kayabaşı'nın
Nevşehir'de
geçti çocukluğum
Üzüm bağlar, arasında
Günışığı aydınlık gecelerde
Düşmüşüm yollara yaya yapıldak
Ardından karpuz yüklü arabaların
Bir öğle bir ikindi bir akşam
Bakmışım çaresine başımın
Anadolu'da
geçti çocukluğum
Ekin tarlaları arasında
Ateş yakıp mısır kavurduğum
Kâğıttan gemiler yaparak
Değirmen arklarına saldığım
Yitirmişim çocukluğumu gerçek
Havasında Kızılırmak boylarının
(Abdullah
Rıza Ergüven Seviden Yana, 1963)
Raporcuların yanlış yorumları gibi, esinlerimin kaynağı
Fransız Devrimi değil; doğduğum, büyüdüğüm yerler, doğrudan
doğruya Anadolu, Türkiye! YASAK TÜMCELER'de yer alan
konuşmalarım çoğu da oradaki özlediğim insanlara değgin.
"Biz kılıç müslümanıyız" atasözünü de Avanos'taki yaşlı
bilgelerden duydum ilk olarak!
Daha X.
Yüzyılda Arap düşünür ve bilginlerinden İbn Ravendi,
‘—Özdek,
mekanik öğelerin bütünlediği atomlar yığınıdır. Ancak insan
usu, insanları bilgiye götürür. Peygamberler gereksizdir.'
demiş ve bu yüzden onu hiç kimse yargılığa vermemiştir."
Abdullah
Rıza Ergüven, burada daha birçok ünlüden örnekler vererek
hiçbirinin yargılanmadığını belirttikten sonra, Tanzimat
yazınına ulaşıyor ve sürdürüyor:
"Tanzimat
Yazını sanatçılarından Ziya Paşa, şu dizelerinde İslam
dünyasının toplumsal-ekonomik yıkımını sergilemiyor mu?
Diyar-ı
küfrü gezdim beldeler; kâşaneler gördüm,
Dolaştım mülk-i İslâm'ı bütün viraneler gördüm.
Yine
Osmanlı İmparatorluğu döneminde değerli ozanlarımızdan
Tevfik Fikret:
Şeytan da
biziz, cin de, ne şeytan ne de melek var.
Dünya dönecek cennete, insanla inandım.
dizelerini
içeren şiirinde cini, şeytanı, meleği yadsıyor diye
yargılığa verilmedi.
Dinin
"Ötedünyalı” ve insanı ezen doğmalarına karşın Mehmet Akif
bile gerçekleri söylemekten çekinmez:
Ey bunca
zamandır bize te'dip eden Allah
Ey âlem-i İslam'ı ezen, inleten Allah
Bu
dizelerden dolayı Akif i hiç kimse yargılığa vermedi!
Laik
Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı olarak Ramazan'da Hacca
giderek göz boyamak için Turgut Özal'ın ihram giyip: "Devlet
laik ama, ben değilim, ben müslümanım" demesinin de çağdışı
saldırıları körüklemekten başka bir işlevi olmamıştır!
Sayın
Yargıç,
1.11.1995
günü bilirkişi raporunun yazarı, Prof ve Doçentler YASAK
TÜMCELER adlı romanımı okumadan yazmışlar. Bu rapor geçerli
değildir! Okusalardı romanı; yanlış yorumlara
saplanmazlardı! Bilim kurumunun bu bilirkişileri romanımı
okuyup ağırbaşlı bir roman yazsalardı, bu rapor ilk raporun
kısaltmalı, yanlış, kötü bir örneği olmazdı!
Sözkonusu
romanda "hakaret" değil, açıklamalar yer almaktadır. Bir
konu üzerinde düşünceler ileri sürmek, açıklamalar,
belirlemelerde bulunmak suç değildir. Sözkonusu raporların
gülünç suçlamalarıyla uğraşmak yerine, Atatürk'ün biricik
yapıtı Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmaya yönelikli kimi dinsel
kuruluşların etkinliklerini dava konusu yapmak, Türkiye'miz
için daha sağlıklı olur kanısındayım!
Sayın
Yargıç,
Altmış
yıldan beri ne dedim, ne yazdımsa hep doğru bildiğim
gerçekleri yansıttım. ‘Bu budur’ dedim. Özgürce yazıp,
özgürce söyledim. Hem okuyor, hem yazıyorum. Okuyor ve
düşünüyorum. Suçum, okuyup düşünmek ise; benim suçum da bu
olsun!
Yazıp
belirlediğim gerçeklerin, doğup büyüdüğüm ülkem için de
yararlı olduğuna inanıyorum.
Sayın
yargılığa bırakıyorum son sözü.
Saygılarımla...
Abdullah
Rıza Ergüven
İstanbul, 24.4.1996
10.
ALTIN KOZA FESTİVALİ “ŞİİR DOSYASI YARIŞMASI" VE "FİLM
ÖYKÜSÜ YARIŞMASI" YÖNETMELİKLERİ YAYIMLANDI
Film öyküsü
yarışması yönetmeliğinde amaç şöyle açıklanmaktadır:
"Edebiyat,
Türk Sineması'na nitelikli senaryo üretmede her zaman iyi
bir kaynak olmuştur. Bu nedenle bu yıl yapılacak olan "Film
Öyküsü yarışmasında, öykü dalında yazan tüm yazarların
sinemaya yönelik ilgi ve duyarlıkların arttırılması, bu
yolla Türk Sineması'nın ihtiyaç duyduğu nitelikli
senaryoların sağlanması amaçlanmıştır."
Ödüller:
En iyi film
öyküsü. Altın Koza Heykeli ve 20 milyon lira
Orhan Kemal
Ödülü: Altın Koza Heykeli ve 20 milyon lira
Seçici
Kurul:
1. Sinema
Emekçileri Sendikası temsilcisi bir senarist
2. Film
Yönetmenleri Derneği temsilcisi bir yönetmen
3.
Çukurova Üniversitesi temsilcisi bir öğretim görevlisi
4. Türkiye
Yazarlar Sendikası temsilcisi bir yazar
5. İlim ve
Sanat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği temsilcisi.
"Şiir
dosyası yarışması yönetmeliği”nde amaç şöyle
belirlenmektedir:
"Şiir
dünyamıza yeni adlar, yeni eserler kazandırmak; Altın Koza
Festivali çerçevesinde şiirin sesini yeni yaklaşımlarla
duymak ve duyurmak..."
Ödüller:
En iyi şiir
dosyası: Altın Koza Heykeli ve 20 milyon lira
Karacaoğlan
ödülü: Plaket ve 20 milyon lira
Dadaloğlu
ödülü: Plaket ve 20 milyon lira
Seçici
Kurul:
1. PEN
Yazarlar Derneği Temsilcisi
2. Türkiye
Yazarlar Sendikası Temsilcisi
3.
Edebiyatçılar Derneği Temsilcisi
4. İLESAM
Temsilcisi
Her iki
yarışma için geniş bilgi aşağıdaki adresten alınır:
Altın Koza
Kültür ve Sanat Festivali
Fuzuli Cad. No. 140
01010 Adana
Telefon: (0322) 457 02 43 - 457 11 93
Faks:(0322)558 16 28
DAĞLARCA
EĞİTİM KURULU ÖDÜLLERİ
Duyurusunu
yaptığımız Türkçe oluyorum beni Konuşurken yazarken" İlkokul
öğrencilerine açık yazı yarışması sonuçlandı.
Türk Dili
Dergisinin yazıevinde. Ahmet Miskioğlu'nun yönetiminde.
Konur Ertop, Rüksan Günaysu. Mahir Ünlü. Yılmaz Çongar ve
Mustafa Öneş'ten oluşan seçici kurulca 28 öğrenci ödüle
değer bulundu. Seçici Kurul üyelerinden Erdoğan Alkan
sayrılığı dolayısıyla katılamamıştı.
Ödül
kazananları aşağıya yazıyoruz:
Özden Sezer/Trakya Birlik İlköğretim
Okulu. Sınıf 4/D No. 767. Edirne
Pınar Erteke, U.S.O. İlkokulu. 5/B,
498. Burdur
Merve Toksoylu, Dumlupınar ilkokulu.
3/A Sınıfı, Gölcük, Kocaeli
Aykut Ekinkıran, Şehit Asım ilkokulu.
5/A. No. 197, Kaleiçi-Edirne
Can Taşın, Şehit Asım ilkokulu. 5/A.
No. 1 Kaleiçi-Edirne
Eda Çakıroğlu, Gülsüm Sami Kefeli
İlköğretim Okulu. 5/C, No. 1510. Samsun
Seda Çakıroğlu,Gülsüm Sami Kefeli
İlköğretim Okulu, 5/C, Samsun
Fuat Keskin, Mithatpaşa İlkokulu, Sınıf
4/F No. 1975. İskenderun
Eda Aydın, Özel BHim Koleji ilk Kısmı.
Sınıf 2/E. No. 324. Balgat-Ankara
Rukiye Altunkara, Şenesenevler Hakkı
Değer ilkokulu 3/B, No. 68. Bostancı-İstanbul
Cemil Cöcen, Mithat Paşa ilkokulu.
Sınıf 4/F, No. 2107. İskenderun-Hatay
Keziban Tuncer, U.S.O. İlkokulu Sınıf
Ş/B, No. 289. Burdur
Yaşar Topçu, U.S.O. ilkokulu Sınıf 5/B.
No. 234. Burdur
Mine Akçay, Trakya Birlik ilköğretim
Okulu, Sınıf 4/D. No. 1031. Edirne
Hüsnü Otker, Fatih hkdkulu, Sınıf 4/A.
No. 274, Silopi-Şırnak
Özlem Kaplan, Fatih İlkokulu. Sınıf
4/A, No. 174, Silopi-Şırnak
İdil Uğur, Şehit Asım İlkokulu, Sınıf
5/A, No. 159, Kaleiçi-Edirne
Doğaç Akpınar, Şehit Asım İlkokulu,
Sınıf 5/A, No. 427, Kaleiçi-Edirne
Duygu Açış, Şehit Asım İlkokulu, Sınıf
5/A. No. 167, Kaleiçi-Edirne
Emel Çetinkaya, Şehit Asım
İlkokulu.Sınıf 5/A, No.51, Kaleiçi-Edirne
Gökhan Yüksel, Şehit Asım
ilkokulu,Sınıf 5/A. No.45 Kaleiçi-Edirne
Eme| Zortuoğlu, Şehit Asım
İlkokulu.Sınıf 5/A. No. 353, Kaleiçi-Edirne
Sevcan Akgün, Şehit Asım İlkokulu.Sınıf
5/A, No. 736. Kaleiçi-Edirne
Zeynep Çağıl, 100. Yıl ilkokulu. Sınıf
3. No. 347. 16601 Gemlik-Bursa
Salih Ercan Sunguroğlu, Şükrü Malaz
ilkokulu. Sınıf 4/B, No. 1030. Karasinan-Kayseri
Özlem Duymuş, Orhan Gazi İlkokulu.
Sınıf 3/C. 38080 Kocasihan-Kayseri
Yusuf Ülker, Orhan Gazi İlkokulu. Sınıf
4/C 39080 Kocasinan-Kayseri
Demet Çoban, Orhan Gazi İlkokulu, Sınıf
5/D, No. 143.38080 Kocasinan-Kayseri
Yukarıya
adlarını yazdığımız 28 öğrenciye kazandıkları birer
milyonları telgraf havalesiyle gönderilmiştir. Ayrıca başarı
belgeleri postalanmıştır.
ÖDÜL
ALANLARDAN ÖRNEKLER
DERSİMİZ
TÜRKÇE
Ne güzeldir
Türkçemiz
Ana sütümüz.
Ne güzeldir abecemiz
Atamızın armağanı.
Ben Türkçemi çok severim.
Ekmek gibi, su gibi.
Anne derim.
Öğretmenim derim.
Atatürk derim.
Bugün hava çok güzel
Çiçekler açacak derim.
Dersimiz Türkçe derim.
Eda Aydın,
Batıkent-Ankara
BEN TÜRKÇE
OLUYORUM
Bizler
doğduğumuz andan başlayarak Türkçe ile iç içeyiz. Çünkü
evde, okulda, çevrede kısaca her yerde Türkçe konuşup Türkçe
yazıp Türkçe okuyoruz. Su, hava, güneş kadar gerekli olan
dilimizi en iyi biçimde öğrenmeli ve kullanmalıyız.
Pınar
Erteke, Burdur
TÜRKÇE
OLUYORUM BEN KONUŞURKEN YAZARKEN
Ben Türk
çocuğuyum. Türk doğdum. Türkçe ninnilerle uyudum, türkçe
masallarla büyüdüm. Dilimde türkçe şarkılar, çantamda türkçe
kitaplarım, okuluma koşuyorum, öğretmenim ve arkadaşlarımla
türkçe konuşuyorum. Ne güzel anlaşıyorum. Türkçe okuyorum,
türkçe yazıyorum. Türkçem, seni çok seviyorum!
TÜRKÇE
OLUYORUM BEN; KONUŞURKEN, YAZARKEN
Ailemden
öğrenip öğretmenimle pekiştirdiğim güzel Türkçem;
Kurallarına
uygun tümcelerle konuşmak yerine, argo sözcüklerle dilimizi
zehirleyenlere, Atam'ın armağanı Türk dilini en kötü haliyle
bana sunanları, güzelliklerini hiçe sayanları Atam'a şikâyet
ediyor, seni daima koruyacağıma and içiyorum!...
Can Taşın,
Kaleiçi, Edirne
SEVGİLİ
DİLİM
Okulum,
ailem, öğretmenim, Atatürk'ümsün benim.
Seni
konuşuyor, seni yazıyorum, seninle yaşıyorum. Bir tek
sözcüğünü değişmem dünyaları verseler.
Seni
öylesine seviyorum ki, Türkçe oluyorum ben konuşurken
yazarken.
Seda
Çakıroğlu, Samsun
TÜRKÇE
OLUYORUM BEN KONUŞURKEN YAZARKEN
Bana bütün
güzellikleriyle TÜRKÇE'yi öğrettiler. Onunla iyi bir dost,
bölünmez bir ikili olduk.
Yazım,
sözüm hepsi TÜRKÇE.
Onunla
doğdum, onunla yaşıyorum. Ben, TÜRKÇEmi çok seviyorum.
Eda
Çakıroğlu, Samsun
Türkçe
Oluyorum Ben/Konuşurken Yazarken"
Anadilim
Türkçe. Annem beni Türkçe ninnilerle uyuttu. Türkçe
türkülerle büyüttü. Okulda öğretmenim dersi Türkçe
anlatıyor. Türkçe konuşuyor, okuyor, yazıyorum. Böylece
anadilimle bütünleşiyor, Türkçe oluyorum hepten. Dağlarca
amca da şiirlerini Türkçe yazıyor
Yaşasın
Türkçemiz!...
Rukiye
Altunkara, Bostancı-İstanbul
NE MUTLU
Atalarımızdan bize kalan Türkçemizin Orta Asya'dan
Türkiye'ye uzanan uzun bir geçmişi bulunmaktadır. Konuşurken
Atamla gurur duyuyorum. Çünkü Türkçe konuşmak Türk
olduğumuzu hatırlatıp onurlanmaktır.
NE MUTLU
TÜRKÜM DİYENE,
NE MUTLU TÜRKÇEYİ GÜZEL KONUŞANA
Aykut
Ekinkıran, Kaleiçi-Edirne
TÜRK
DİLİ DERGİSİ'NİN 10. YAŞ TOPLANTISI
Türk Dili
Dergisi dergisinin onuncu yaş toplantısı, eylül ayının
sonunda yapılacaktır. Bütün yazarlarımız, okurlarımız
çağrılıdır. Günü, saati ve yeri ayrıca duyurulacaktır.
Arat
Ovalı