Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
fotoğraflar
iletişim

 

 

Altımızdaki Toprak Kayıyor mu?

 

Ahmet Miskioğlu

 

Bir ülkede hiç gerekmezken, "Seçim isterim, seçim isterim!" diye tepiniyorsa yöneticiler; öbürleri de "Biz seçimden korkmayız, 'Hodri meydan’ gidelim seçime" diye çığlık atıyorsa, bir başkası da "Yağ bal bize, her şey yağ bal!" diyerek şıkır şıkır oynuyorsa; o ülkeyi duraksamadan 'geri kalmış ülke' diye nitelendirebilirsiniz. Böyle geri kalmış ülke çok var yeryüzünde!

Mahallenin sokaklarında, mahalle çocukları, amaçsız, düşüncesiz oyun oynarlar; birbirleriyle sidik yarışı yaparlar amaçsız, düşüncesiz olarak, kendi çocukluklarını yaşarlar. Çocukluklarını yaşamak yeter onlar için. Bu çocukluklar, onlara deneyim kazandıracak ve büyüdüklerinde ülkeye yararlı olacaklar diye düşünürüz. Oynadıkları da bir oyundur, çocuk oyunu... Bu bir tutkudur... Çocukların her biri kendi tutkusunu doygunlaştırmak ister. Yaradılışlarından gelen bir eylemle de, mahallede çok kötü kavgalar yaptıkları olur çocukların. Mahallelerarası kavgalar da çıkar zaman zaman, büyükler gelip olaya el koyuncaya değin.

Çocukluk geçer gider, yıllar geçtikçe. İnsanlar öğrenim gördükçe, okudukça, yetiştikçe, ulusuna, ülkesine yararlı kişiler olmaya başlarlar. Eski sidik yarışlarını, eski mahalle kavgalarını bırakır, unuturlar. Ülkelerin düşünenleri de böyle olmasını ister zaten. Eskilerden kalan bir söz var: "Nasıl küçücek, öyle büyücek!" İşte bugün sanki bu sözü doğru çıkartmaya çalışıyor Büyük Millet Meclisi'mizdeki bazı dokunulmaz baylar...

*

Kadına karşı içinde düşmanlık duygusu taşımak, kadından korkmak, kadını aşırı ölçüde kıskanmak; şeriatçı erkeklerin aşağılık duygusundan mı ileri geliyor? Hele bu kadın gerçekten üstünse, şeriatçı erkek bu üstünlüğe dayanabilir mi? Her türlü hırçınlığı, kavgacılığı, uzlaşmaya yanaşmayan davranışları göstermez mi?

"Ört başını, kapat yüzünü, çarşaflara bürün, eve kapan, çıkma dışarı, sokağa çıkma! Okuma, yazma, düşünme, konuşma!" bütün bu gibi buyruklar, şeriatçı erkeğin karşı cinsten çok korkmasından ileri gelmektedir diye düşündürmüyor mu uzaktan bakanları?

Türkiye'de başarılan devrimlerle, bu aşağılık duygusundan kaynaklanan davranışlar aşılmış da olsa, çoğu erkeğin içinde bu tür eğilimlerin hâlâ yaşamakta olduğu görülmekte değil midir? Bütün bu duyguların bilinçaltında sürekli taşındığı sanısını vermiyor mu gördüğümüz insan davranışları?

*

Anımsadığımız gibi, ortanın solunda bulunan bir parti, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için, bir özveri göstererek sevildiğini sandığı bir müzikçiyi kendi adayı olarak sundu seçmenlerine. Bu müzikçi, yaptığı konuşmalarda neler söyledi anımsıyoruz. Kendisini özveriyle aday seçen partinin başkanını istemediğini duyurdu topluma. Açık açık, başkanı istemediğini yineledi durdu. Oysa o parti, kendisini seçtiği gibi, başkanını da severek seçmişti. Adayı sevdikleri gibi, başkanlarını da seviyordu üyeler. O aday ise, en sıkışık zamanda, "Hayır, ben bu başkanı istemiyorum" dedi, hem de ciddi ciddi, şaka değil; herkes şaştı bu duruma. Onun önceden, adaylığı kabul etmemesi "ben bu başkan varken aday olmam" demesi gerekirdi.

İşte bu da geri kalmışlığımıza başka bir çarpıcı örnek. Doğal olarak halk, o sıkışık koşullarda bağrına taş basa basa kendi adayı olan şarkıcıya oy vermekten vazgeçti. Vazgeçmeseydi, çok daha kötü durumlarla karşılaşılacağı anlaşılmıştı çünkü. Bu olay, şeriatçıların işine yaradı.

*

Dildeki açmazlarımız daha çok! Ve bu açmazlardan da kurtulmak gerekmez mi? "Milliyetçi" olduğunu söyleyen bir parti; ezanın Türkçe olmasını öneren bir üyesini partiden atıyor! Şeriat yandaşları, Ortaasya'daki Türklere yardım için, milyonlarca Arapça Kur'an gönderiyorlar; onlara Türkçe öğreteceklerine Arapça öğretmiş oluyorlar. Yarın, herhangi bir yarın, birtakım şeriatçıların Türk devletinin resmi dilinin Türkçe değil Arapça olmasını isteyebileceğinden kuşkumuz olabilir mi?

Emin Çölaşan, "Çapsız yöneticiler dönemi yaşıyoruz" demiş bir yazısında. Bu saptamada gerçeklik yok mudur?

Şimdi asıl soruyu sormak gerekmiyor mu: Altımızdaki toprak kayıyor mu diye sormaktan kendimizi alabilir miyiz?


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2008