Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
fotoğraflar
iletişim

 

Öykü Yazarı Sait Faik ve "Marsilya Limanı"

 

Ahmet Miskioğlu

 

Polonya'da yaşayan Türkbilimci (Türkolog) Lucyna Antonowicz-Bauer Sait Faik üstüne çalışmalar yaparken bana sorular yöneltmişti. Şöyle diyordu:

"Şimdi ben Sait Faik'in öykülerini tercümeye çalışıyorum. Yabancıl öykülerinde örneğin "Marsilya Limanı" ile uğraşıyorum. Onu çevirdim fakat Lehçede güzel olmadı. Öykülerin hepsi hem güzel hem zordur. "Marsilya Limanı" en zordur. Eylem yok bunun için zor. Sait Faik "Lehlinin Akropolü" derken ne düşündü. Bunu tercüme etmek benim için sorun oldu."

Lucyna Antonowicz-Bauer, Türkçe-Lehçe, Lehçe-Türkçe (Slownık Turecko-Polski, Polsko-Turecki) adlı 478 sayfalık sözlük yayımlamıştır, Aleksander Dubinnski ile birlikte; Polonya ile ilgilenecek Türkler, Türkiye ile ilgilenecek Polonyalılar için,[i] Ayrıca Yahya Kemal'den Polonya diline çevirdiği şiirleri toplayıp Türkçe ve Lehçe karşılıklı olarak bir kitapta yayımlamıştır.[ii]

Yahya Kemal'in Lehçeye çevirisinin güçlüğünden söz etmeyen Lucyna Antonowicz-Bauer, Sait Faik'in güçlüğünü vurguluyor.

"Marsilya Limanı", Sait Faik'in en eski öykülerindendir. Onun yazınsal kişiliğinin ilk oluştuğu öykülerindendir. Birinci baskısı Çığır Kitabevi'nce 1939'da yapılan "Sarnıç" kitabında yer alır. "Marsilya Limanı"nın bitiriş bölümcesi şu:

Türkçe ve ermencesi bol sokaklardan mavi keten elbiseli insanların arasından geçip dar bir sokağa sapacaksınız. Sinemalar çoktan dağılmıştır. Sokakta polisler, serseriler, gizli hevesler içinde projektörlenen gözleri âdeta masum, kötü insanlar ve yalnız mistral vardır. Kum, sahra kokmakta. Cezayirliler kahvesinden alkol hâlâ dağılmaktadır. Işıklı dar bir sokak, bir sürü otel isimleri: İşte Güzel Alpler Oteli. Fransanın yalnız bu şehrinde tahtakurusunu yeniden dost çehresi, aç hortumlarıyla sigara tablasının içine dökülmüş suya bırakabilirsiniz. Dişlerinde güneş ışınları kırılmış esmer kız bir şarkı gibi Marsilya şivesiyle kulağınıza mırıldanacaktır.

Sokakta polisler kirli kahvelerin içindeki Cezayirlileri, Ermenileri, Rumları ve rumlaşmış, cezayirlileşmiş, ermenileşmiş Fransızları yakalayıp bir kamyona dolduracak, bu sırada sabah; deniz kestaneleri yenen sahile, beyaz, uzun, uzun yelkenli bir korsan gemisi hızı ve güzelliğiyle pupa yelken inecektir.

Görüşümü şöyle belirttim;

Sait Faik'in "Marsilya Umanı" öyküsünde sözünü ettiği Lehlinin iyi bir ressam olduğu belli. Resim yaparak dünyayı dolaşıyor. İşi resim yapmak.

Ağaç çizen bir ressamın tablosuna "ressamın ağacı" diyebiliyoruz. Sözgelimi, "Van Gogh'un ağacı" deriz. Çünkü, bu ağaç, doğadaki aslına benzemediği gibi, başka ressamların çizdiği ağaçlara da benzemez. Van Gogh, doğadan aldığı güçlü izlenimlerini hiç kimseninkine benzemeyen bir biçimde canlandırmıştır. Biz de tabloya baktığımız zaman "Van Gogh'un ağacı" diyoruz.

İşte, bunun gibi, Marsilya Limanı öyküsünde "Lehlinin Akropolü" derken "Lehli ressamın tablosu", "Lehli ressamın yaptığı tablodaki Akropol" diye düşünmektedir Sait Faik... Bakıyor bu tabloya "Lehlinin Akropolü" diyor, yani "Lehli ressamın yaptığı Akropol resmi" demektir. "Van Gogh'un ağacı" dediğimiz gibi... Hiçbir başka ressamın resmini yaptığı Akrapol'a benzemeyen bir resimdir bu; onun Akropolüdür, Lehli ressamın kendi kişiliğinden süzerek yarattığı bir tablodur bu "Lehlinin Akropolü".

Lehli ressam, ne çizerse, kendi bakış açısı ile çiziyor, resim yapıyor; şaşırtıyor görenleri: Yunan vapurunun bayrağı çevresinde parça parça küçük küçük çerçevelenmiş halde görüyoruz onun çizdiği Akropolü...

Sait Faik, Marsilya'yı çok sevmiş, Marsilya Limanı'nda, o, büyük bir coşkuya erişmiş. Sonra oradan güçlü izlenimlerle ayrılmış. Bu güçlü izlenimleri yansıtabilmek için normal insan olmak yetmez: Güçlü bir ozan da olmak gerekir; Sait Faik, Marsilya Limanı'nı anlatırken aynı zamanda bir ozandır, aynı zamanda bir ressamdır. Öykünün her bölümcesi, bir şiirin bendleri, parçaları gibi etkiliyor okuyanları. Şiiri bir dilden başka bir dile çevirmek nasıl güçse, bu öyküyü de çevirmek her halde Öyle güçtür.

Birinci bölümce, Marsilya Limanı şiirinin birinci bendidir. Arkadan gelen her bölümce, öncekini bütünleyen yeni bir bölümcedir sanki... Sait Faik, Marsilya'da bütün yeryüzü İnsanlarını birleştiriyor. Sanki Marsilya Limanı'nda yaşamak ona göre bütün yeryüzünün her yanında aynı zamanda yaşamaktır. Doğal olarak, büyük bir coşkunluktur bu; insanlık sevgisiyle ulaşılan sonsuz bir coşkunluk.

Sanki bir Çin kentidir Marsilya Limanı. Hayır, "sanki" sözcüğü fazla, Çin kentidir. Yani Çin'i biz Marsilya'da yaşıyoruz: "Göl kulübesi evler, insanları ile küçük bir şilebin denizdeki gölgesi üzerine kurulmuş."! Aynı zamanda: "Bir Japon yanardağını bir kırmızı bayraklı Rus vapurunun güvertesinde görüyoruz."!

Benzetmeleri bırakmış Sait Faik. "sanki", "gibi" benzetme ilgeçleri gereksiz! Güçlü izlenimlerini olduğu gibi yansıtıyor. Bu; bize yansıyan insanlık sevgisinden kaynaklanan büyük bir şiir. Bütün insanlar için duyulan çok güçlü bir sevgi ve bağlılıkla onlarla birlikte olmak, onlarla kaynaşmış olmak şiiri... Her bölümcede Sait Faik'in bu coşkunluğunu görüyoruz.

Bu yazımı, Sait Faik'in 90'ıncı yaşında, onu en çok sevdiğini kanıtlayan Perihan Ergun'a armağan ediyorum.


 

[i] Lucyna Antonowicz-Bauer, Aleksander Dubinski, Slownik Turecko-Polski, Polsko-Turecki (Türkçe-Lehçe, Lehçe-Türkçe sözlük) Wiedza Powszechna, Warszwa - 1983

[ii] Yahya Kemal Beyatlı, Türkçe Lehçe Şiirler Wiersze, Przelozyla z tureckiego (Türkçe'der Çeviren): Lucyna Antonowîoz-Bauer, Stambul-Warszawa (İstanbul-Varşova), 1989


 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2008