Türk Dil Kurumu Er ya da Geç Kurtulacak
Ahmet Miskioğlu
Türk Dil
Kurumu, er geç kapatılmış olmaktan kurtulacak. Yüzde yüz,
yüzde bin, kurtulacak Türk Dil Kurumu!
Bu süresi
biten meclis üyeleri, -kendilerini ulusal da sanıyor
olsalar- Türk Dil Kurumu'nu kurtarmayı başaramadı;
kendilerine verdikleri ada uygun davranamadı. Onların ulusal
amaçlara bağlılığı işte bu kadarmış diyoruz biz de. Ama,
kapatılan partiler, birtakım çıkar hesaplarıyla, çarçabuk
kurtarılarak siyasal kavgalar alabildiğine renklendirildi.
12
Eylülcüler, Türk Dil Kurumu'na niçin vurdular? Türk Dil
Kurumu, cumhuriyetimizin kurucusunun "vasiyet”iydi,
"vakıf”ıydı. Niçin vurdular bu "vasiyetle, bu "vakıf"a?
Bosna'da Bosnalı müslümanlara da böyle yumruk vurarak bütün
vasiyetleri, bütün vakıfları yıktılar, Bosnalı müslümanların
düşmanları...
Türk Dil
Kurumu'nun Türkiye'deki düşmanlarının sevinçleri
kursaklarında kalacak er ya da geç. Utanacaklar,
sıkılacaklar; vasiyeti, vakfı yıkmak gibi bir hayınlık
yaptıklarına pişman olacaklar!
Ancak çok
şaştığım bir şey var:
Onurlu
insanlara hiç yakışmayan bir davranışı, onurlu sanılan kimi
"pürüfüsürler”in sürekli olarak sergilemesi... Yumruk
vuruldu, cumhuriyetimizin kurucusunun vakfı yıkıldı,
cumhuriyetimizin kurucusunun vasiyeti yıkıldı. Bu yıkıma
herkes sızlanırken, herkes açınırken, vakfın bütün taşınmaz,
bütün taşınır mallarının başına -Bosnalı müslümanları kovup
insan kasaplarını yerleştirir gibi- birtakım "pürüfüsürleri"
görevlendirdiler; işte onlar, niçin, evet niçin, "Biz onurlu
insanlarız, bir yumrukla yıktığınız ve seçilmiş asıl
üyelerini dışarı attığınız bir yere bizi atamayınız lütfen,
biz utanırız böyle bir görevi almaktan!" demediler.
Utanmadılar, "emir komuta zinciri içinde" tepeden inme
komutla atandıkları başkalarının yerine tıpış tıpış gidip
oturdular. Utanmadan daha öte, bir şey daha yaptılar: Öylece
oturduktan sonra, Bosna müslümanlarının yerlerini alan insan
kasapları, nasıl burası bizim demeye başladılarsa, bunlar da
Türk Dil Kurumu'nun asıl üyeleri, gerçek üyeleri ortada iken
kendi kendilerine gülünç bir biçimde "aslî üye" demeye
başladılar. "Sahtekâr”lığın ölçüsüzlüğüne bakınız!
Türk Dil
Kurumumun ağırbaşlı asıl üyelerini yeniden birer birer
sayarak utanma yeteneği olanları utandırmak gerekir. Bu asıl
üyeler, 12 Eylülcülerin işledikleri "cinayet" üzerine,
patırtı-kütürtüden uzak durdular. Çünkü onlar siyaset adamı
değil bilim ve sanat adamıdırlar. Türk Dil Kurumu'nun işte
bu onurlu üyeleri, Türk Dil Kurumu'nun yönetim kurulu
üyeleri ortada iken, sen kalk kendine "asli üye" de.
Utanmazlığın ölçüsü yok, geri kalmış ülkemizde!
Saygı
duyduğumuz Büyük Millet Meclisi'ndeki bazı "dokunulmaz"
bayların çirkinliklerini, televizyondan seyrediyoruz,
tüylerimiz diken diken oluyor; saygı duyduğumuz Büyük Millet
Meclisi'miz için üzülüyoruz. Türk Dil Kurumu, 12
Eylülcülerce kapatıldıktan sonra da, cumhuriyetimizin
kurucusunun bize bıraktığı "vakıf”ın, "vasiyet”in har
vurulup harman savrulmasına da tüylerimiz diken diken olarak
bakıyoruz.
Türk Dil
Kurumu'nun ağırbaşlı üyelerinin seçtiği yönetim kurulu
üyeleri -ki burası Türkiye ise, Bosna değilse, yasal olarak
asıl yönetim kurulu üyeleri onlardır- şu bilim ve sanat
adamlarıdır:
Prof. Dr.
Akşit Göktürk, Doç. Dr. Mustafa Canpolat, Prof. Dr, Berke
Vardar, Oktay Akbal, Prof. Dr. Şerafettin Turan, Prof. Dr.
Doğan Aksan, Ömer Asım Aksoy, Sami Karaören, Prof. Dr.
Tahsin Yücel, Emin Özdemir, Cahit Külebi, Prof. Dr. Atalay
Yörükoğlu, Prof. Dr. Sadettin Buluç, Doç. Dr. Aydın Köksal,
Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu, Kemal Demiray, Prof. Dr. Ruşen
Keleş, Prof. Dr. Erdem Aksoy, Doç. Dr. Türker Alkan,
Sabahattin Kudret Aksal, Doç. Dr. Kâmile İmer, Doç. Dr.
Ahmet Kocaman, Necati Cumalı, Prof. Dr. Bedia Akarsu, Emel
Vardar, Doç. Dr. Özer Soysal, Doç. Dr. Turgut İnal, Fazıl
Hüsnü Dağlarca, Prof. Dr. Vecihe Hatipoğlu, Hikmet İlaydın,
Prof. Dr. Özdemir Nutku, Prof. Dr. Bahri Savcı, Necdet Uğur,
Doç. Dr. Semih Tezcan...
Bu
saygıdeğer insanlar, 1983'te, Türk Dil Kurumu Yönetim
Kurulu'nun asıl üyeleri oldukları gibi; bugün de yasal
olarak asıl Yönetim Kurulu üyeleri bu saygıdeğer
insanlardır; Eğer insan kasaplarının müslümanlara
uyguladıkları yöntem geçerli değilse! Bu saygıdeğer
insanlar, seçilmişler, onurla görevlerini yapmışlar, hiçbir
zaman görevden ayrılmayı düşünmemişlerdir. Siz onları bir
yumruk vurarak dağıtamazsınız, eğer burası Bosna değil
Türkiye ise! İnsanlık denilen, uygarlık denilen, hak
denilen, hukuk denilen değerlerden yoksun değil isek! Ve:
Birazcık cumhuriyetimizin kurucusuna saygımız varsa,
birazcık! Ve: Birazcık hukuğa saygımız varsa... Ama; onlar,
vız gelir bana, ben kişisel çıkarımı bilirim, saygı maygı,
hukuk mukuk vız gelir bana, ben, çıkarımın ardında koşarım
diyorlarsa, söyleyecek çok daha başka sözlerimiz olur; başka
sözlerimiz olacak bizim de! Tepeden inme atanmışız, ama, bu
bizim işimize gelmiştir." diye düşünüp çekilmemekte direnen
"pürüfüsürlere” de çok söyleyecekler vardır.
Bu dönemi
biten meclis üyeleri hiçbir şey yapmadı, yapamadı; sesimizi
duymadı, duyamadı; "dava"ya inanmadı, inanamadı.
Biz inanmak
istiyoruz ki, yeni toplanacak Büyük Millet Meclisi üyeleri,
gereken yasal düzenlemeleri savsaklamayarak, Türk
yazarlarının, Türk sanatçılarının, Türk aydınlarının
gözbebeği olmuş, dokunulmaz bildiğimiz Türk Dil Kurumu'nu
kurtaracaktır.
Türk Dil
Kurumu'nu kurtarmayı "düşmanlar" önlerler ise, açılmış olan
yara, sızım sızım sızlayarak yüzyıllarca, bin yıllarca
kuşaktan kuşağa sürecek, yana yana kanayıp duracaktır.