Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
fotoğraflar
iletişim

 

Aziz Nesin Aramızda

 

Ahmet Miskioğlu

 

Sık sık tutuklanıp yargılanıyorlardı. Kimileyin de gözaltına alınıp yeniden salıveriliyorlardı. Durmadan karakola çağrılıyorlardı: Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, bir de çizgi ustası Mim Uykusuz...

O yıllar, tek partili yönetimden çok partili yönetime geçiş yılları...

Markopaşa haftalık gazetesini çıkarıyorlar...

Markopaşa kapatılıyor, Malumpaşa'yı çıkarıyorlar; Malumpaşa kapatılıyor, Merhumpaşa'yı çıkarıyorlar; o da kapanınca, Bizim Markopaşa, Hür Markopaşa geliyor arkadan... Hırsla, coşku ile "kelle koltukta" yazıp çizip duruyorlar.

Karakola çağrıldıkları bir gün, kaba güç uygulaması yapılmış onlara. Sonra salıvermişler gene. Ancak, salıverirken:

"Sakın, demişler,   size bu yaptıklarımızı yazmayınız! Yazarsanız, sizi gene buraya getirir pataklarız, haberiniz olsun!"

Aziz Nesin alıyor kalemi eline...

Yazsa, gene pataklanacak; yazmazsa, olmaz!

Yazdığı işte, şu:

"Biz, dil şakasını seviyoruz; adamlar el şakasından korkunç tad alıyorlar. Bir türlü anlaşamıyoruz onlarla."

Bu küçük, tatlı gülmeceyi yayımlar Makopaşa'da, pataklandıklarının ertesi haftasında.

Aziz Nesin, işte böyle büyüklü küçüklü içi eleştiri dolu tatlı gülmeceler yayımlayarak okuru ardından sürüklüyordu ta 40’lı yıllardan beri. Okurları, yukarıdaki iki satırla anlıyordu onların karakolda dayak yediklerini, Türkiye'de basın özgürlüğünün bulunmadığını.

Akşam gazetesinde sık sık güzel gülmece öyküleri yazdığı sıralarda, yazılarına imrenen bir sevimli, kürklü börklü bayan girer yazıevine. Aziz Nesin, küçük bir masanın başında kırık bir sandalyede oturmaktadır.

Kürklü börklü bayan, bu ufak defek, alçakgönüllü adamın dikilir karşısına:

"Haber verir misiniz, Aziz Nesin beye, onunla görüşmek istiyorum." der. "Buyurun, konuşun, benim Aziz Nesin!"

Güzel bayan inanmaz, biraz da kızar Aziz Nesin'e "Lütfen haber verin, Aziz Nesin'i görmeye geldim!" Aziz Nesin, uygun anlatımla, bayanı Aziz Nesin olduğuna inandırınca: "Vay, sen misin, Aziz Nesin!" diyerek bayan kahkahalarla gülmeye başlar. "Vay, demek sensin Aziz Nesin!" deyip deyip çırpınarak güler.

Türkiye Yazarlar Sendikası'nda cumhuriyet rejimine karşı, cumhuriyet rejimine düşman şeriatçı akımların hızla tırmanışa geçmesi dolayısıyla düzenlenen bir danışma toplantısında coşkulu konuşmalar yapılıyordu. Herkes, yalnız ben bilirim dercesine, kendini beğenmişçesine ateşli konuşmalar yapıyordu.

Aziz Nesin söz aldı.

"Arkadaşlar, dedi, şimdi hepiniz böyle coşkulu coşkulu konuştuktan sonra herkes dağılıp gidecek. Hiçbir sonuç alamıyacağız. Onun için öneriyorum. Sorunu, çıkar yolu, yapılacak savaşımı madde madde yazdım; bu maddeleri oylayıp karara bağlayalım. Hepimiz imzalayalım. Sonuca ulaşalım Havanda su dövmeyelim."

Her toplantıda böyle sonuç alınacak öneriler getiriyordu; havanda su dövmeye karşı oluyordu.

Aziz Nesin, köktendincilere karşı, devlet düzenini de savunuyordu.

Hiçbir devlet, kendi düzenini yıkmak isteyenlere olanak tanımaz. Yeryüzünde hiçbir ülkede, yıkıcılığa, bölücülüğe, düzen yozlaştırıcılığına yüz verilmez. İngiltere'de de böyledir, Fransa'da da, Almanya'da,  İran'da da... Bu; kendi varlığını koruma içgüdüsünden başka nedir?

Ancak, Türkiye Cumhuriyeti, bindiği dalı kesercesine düzenini yok edici eylemlere her zaman izin vermiştir. Buna en önemli örnek, 50'li yıllarda hiç gereği yokken, demokrasi eylemi sanarak Türkçe ezanı, Suudi devletine yağ çekercesine kendi eliyle Arapçaya çevirmesidir.

İşte o ilk çorap söküğüdür ki, bizi bugünkü korkunç devlet yıkıcı kökten-dincilik noktasına getirmiştir. Laik Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak istiyorlar. Görülen köye kılavuz istemez. Sözümona siyasa adamlarımız, niçin önlem alamıyor? Çünkü ipin ucunu kaçırmıştır yüreksizler!

Bu aşamada, Aziz Nesin, kararlılıkla sesini yükseltti. Siyasa adamları beceremiyorsa, biz önlem denemeleri geliştirelim, ne yapıp yapıp köktendincilik egemenliğini önleyelim dedi.

İşte, budur Aziz Nesin'in ulusumuza gösterdiği yollardan biri: Ödün vermeyeceksin! Ödün vermeye karşı olacaksın! Ödün verilmiş, Suudi devletinin buyruğuna girilmiş, şeriatçılık almış yürümüş ise, yozlaşma, kirlenme almış yürümüş ise; düzeni korumak için tek başına da kalsan dimdik ayağa kalkacaksın, sürekli savaşım yaparak sağduyulu yurttaşları uyandıracaksın! Ne yapıp yapıp iş işten geçmeden "kelleleri" şeriatçıların elinden kurtaracaksın. Yani laik demokratik düzeni ne yapıp yapıp kurtaracaksın! Bu ise; boyun eğerek, Suudi'lere boyun eğerek, ödün vererek, susarak, korkarak olmaz!

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2008