Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Kara Günlerimiz ve Yazarlarımız

 

Ahmet Miskioğlu

 

Bilindiği gibi, 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros ateşkesiyle -özet olarak bir tümce ile söylemek gerekirse- her şeyini yitirmiş oluyordu Osmanlı İmparatorluğu. Hemen içimizdeki düşmanlar, bizi yok etmek için eyleme geçerler. Dıştaki düşmanlarla da iletişime koyulurlar...

15 Mayıs 1919'da Yunanlılar İzmir'e çıkarak saldırıya başladılar!

İzmir, Aydın, Manisa, Ayvalık, Edremit Yunanlıların eline geçti. Biraz durakladıktan sonra, yeniden saldırıyı sürdürerek Salihli'yi, Akhisar'ı, Alaşehir'i, Balıkesir'i, Bandırma'yı,   Bursa'yı aldılar. Tekirdağ'a, Kırklareli'ne, Edirne'ye, girdiler.

Söylediklerimizin hepsi bilinen şeyler ama yinelemekte yarar vardır: Geçmişimizi anımsayarak gerçekleri yeniden görmek gerekiyor!

Her dış düşmanın saldırısında, içimizdeki düşmanlar bizi arkadan vurmuştur, bunu usumuzdan çıkarmayalım.

Bir yazarın, bir üniversite öğretim üyesinin değerini "dil tutumu" ile anlayabilirsiniz. Ne ölçüde övülmüş olursa olsun, düzmece midir değil midir bilebiliriz onu. Altın değer ölçümcülerinin kullandığı denektaşı gibidir   "dil tutumları". O yazar, o öğretim üyesi; gerçek midir, düzmece midir denektaşıyla hemen anlayabilirsiniz.

Cenap Sahabettin örneğine bakalım:

Cenap Sahabettin, övülmüş, göklere çıkarılmış bir yazardır. Yunan orduları Anadolu'nun içlerine doğru ilerlediği kara günlerimizde üniversitede öğretim üyesidir. "Darülfünun Osmanlı Edebiyatı Tarihi Müderrisidir.

Ne anlatıyordu acaba çocuklarımıza? Ona göre Arapça olmadan, Farsça olmadan yazı yazılamaz. Ya, işte böyle: Arapça ve Farsça sözcükler (kendisinin deyimiyle (elfaz-ı Arabî ve Farisî) olmadan Türkçe yazı yazılamaz. O yazılar güzel de olmaz. Güzel yazmak istiyorsan  "elfaz-ı Arabî ve Farisî" kullanacaksın. Kendisi bunun çok güzel örneklerini de vermiştir çocuklarımıza. İşte ondan küçük bir örnek:

Ümmîd-i sermediyyeti hep sende her kesin;
Bir fikr ü hissi nâmütenâhî kılar sesin!
Ey şi'r-i bî beyân-ı beşer, şi'r-i hiss ü ruh,
Ey dem'adan, sükût ü nazardan eden sünûh,
Ey şi'r-i bî şevâib-i san'at ki dâima
Ulviyyet-i mealine hayran durur semâ

Derslerinde böyle bir Türkçe (!) öğretmeye çaba göstermiştir Cenap Sahabettin, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde... Bugün bu kurumlarda zaman zaman görülen Türk dilinin kendi olanakları içinde gelişmesine karşı oluş, Cenap Şahabettin'in attığı tohumların sonucu ya da izleri değil midir diye de düşünemez miyiz? Türkçenin gelişmesine karşı çıkarak Türkçedeki Arapça ve Farsça sözcükleri ısrarla savunan öğretim üyelerinin tek tük son zamanlara değin gelebilmiş olması belki de Cenap Sahabettin gibilerinin attığı zehirli tohumlar yüzündendir.

Türk dilinin kendi olanaklarıyla gelişmesine karşı olanlar, yurt sevgisinden de yoksundurlar: Dillerine hayınlık yaptıkları gibi yurtlarına, uluslarına da hayınlık yaparlar. Nitekim Yunanlılar, Anadolu içlerine doğru saldırılarını sürdürürken; herkes kan ağlarken; Türkçeye karşı  Arapça ve Farsça sözcükleri, kendi deyimiyle 'elfaz-ı Arabî ve Farisî'yi savunan bu sevilmiş saygıdeğer yazar, bakınız öğrencilerine neler söylüyor:

"Niçin müteessir oluyorsunuz efendiler! Memnun olmalısınız. Çünkü Yunanlılar bizim menfaatımıza çalışıyor. Memleketi bâgîlirden tathire uğraşıyor." (bagi: başkaldırmış; tathir: arıtma, temizleme)

Fransa'ya, gazetelere de yazılar göndererek, Cenap Sahabettin, Kurtuluş Savaşı yiğitlerini değil, Yunanlıları över... Belki "ödüller" ummuştur onlardan!

Bu olayda yurt sevgisiyle dil bilincinin koşutluğunu görüyoruz. Yurdunu, yurdunun insanını sevmemiş, sevememiş bir yazarda, ne ölçüde övülmüş, ne ölçüde yüceltilmiş olursa olsun dil bilinci bulunmuyor. Ne öğretebilir çocuklarımıza dilbilimden habersiz, dil bilinci olmayan Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi"? Kargaşa ve karmaşa yaratmaktan başka ne yararı olabilir çocuklarımıza?

Bu, övülmüş, sevilmiş yazar; kurtuluş savaşı veren yiğitleri "başkaldıran" diye niteliyor ve onların yok edilmesini istiyor. Türk ulusu, verdiği savaşla utku kazandıktan sonra, o, tutumunu değiştirmiş gibi de görülse ve onu bağışlasak da, bu olumsuzluğunu unutabiliyor muyuz?

Bugünlere kolay ulaşılmadı.

 

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2008