İki Ayın
İçinden
DAĞLARCA'YA BÜYÜK ÖDÜL
Kültür
Bakanlığı "Kültür ve Sanat Büyük Ödülü" Fazıl Hüsnü
Dağlarca’ya verildi.
Bilindiği
gibi, Kültür Bakanlığınca her yıl, görsel sanatlar, yazın,
mimarlık, müzik, sinema, kazıbilim (arkeoloji),
fotoğrafçılık vb. dallarda ülkemizin ekinine hizmet etmiş
kişilere verilmektedir.
Eleştirmenlerin yeryüzünün en iyi ozanlarından biri diye
nitelendirdikleri Fazıl Hüsnü Dağlarca, ortaya koyduğu
yapıtlarla ülkemizin ekinine büyük hizmetleri olan bir
ozanımızdır. Daha önce de birçok ödüller almıştır.
Sözgelimi, Türkiye Milli Talebe Federasyonunun Turan Emeksiz
Armağanı/Amerika International Poetry Forum'ca "Yaşayan En
İyi Türk Ozanı" seçilişi, Struga Şiir Festivali "Altın
Çelenk Ödülü", Milliyet Sanat dergisince 74’te "Yılın
Sanatçısı Ödülü", Sedat Simavi Vakfı Ödülü, TÜYAP Kitap
Fuarı'nin birincisinin "Onur Sanatçısı" ödülü bunlardan
birkaçıdır.
Kültür
Bakanlığı "Kültür ve Sanat Büyük Ödülü"nü alışı dolayısıyla
basında onunla ilgili birçok yazı çıktı. O yazılardan
birinde şöyle deniyor: "Dağlarca'nın, şiirinin büyüleyici
özü, yaşadığı zamanın olanca nirengi noktasını birer zengin
kabartma gibi kendisine özgü öğelere dönüştürerek Türkçe
söze yeni anlamlar kazandırdı, kazandırmakta. Uygarlık
öncesi bir hava, bir tat, sanki onun şiirini şimdiden bir
çeşit klasiklik duygusuyla sarıp sarmalıyor." (Uğur Kökten,
Cumhuriyet, 27.01.1995)
Seçici
kurul Şerafettin Turan, Bozkurt Güvenç, Gülsen Renda'dan
oluşuyordu. Dağlarca’ya yapıtları ve Türk yazınındaki üstün
çalışmaları için ödül, verildi.
81 yaşında
ve 81 'den çok yapıtı bulunan Fazıl Hüsnü Dağlarca, bugün
Dağlarca Eğitim Vakfı adında bir vakıf kurmuştur. Vakıf, ilk
kez bir yarışma açmıştır. "Atatürk'ü Türkçemle seviyorum."
konulu yazı yarışmasında en iyi 25 çocuğumuza birer milyon
lira ve Dağlarca Eğitim Vakfı Belgesi verilecektir.
TYS'DE
YENİ DONEM
Türkiye
Yazarlar Sendikasının olağan genel kurulu 4-5 Şubat 1995
günlerinde gerçekleştirildi.
Eskiden,
Yönetim Kurulu'nu ele geçirme savaşımı görünmüyordu TYS'de;
kuşkusuz en az ölçüde vardı ama, açık açık görünmüyordu.
"Lütfen yönetim kuruluna girerek, orada çalışmayı kabul eder
misiniz?" deniyordu yazarlara. Kurullar böylece
oluşturuluyordu. Bu kez ise, iki grup "Biz daha iyi
yönetiriz!" diyerek ve oldukça birbirini kırıcı
eleştirilerle savaşım verdi, Öner Yağcı grubuyla Ataol
Behramoğlu grubu... Ayrıntıları üzerinde durmak gereksiz.
Sonuçta şu değerli arkadaşlar Yönetim Kurulu'na girmeyi
başardılar:
Öner Yağcı
(100)
Ataol Behramoğlu (96)
Sunay Akın(95)
Feyza Hepçilingirler (81)
Necati Güngör (86)
Turgut Tanyol (85)
Adnan Özer (77)
Işıl Özgentürk (76)
Celal Üstel (74)
TYS için
uğurlu olsun diyoruz, başarılı olmalarını diliyoruz. Hangi
gruba oy Vermiş olurlarsa olsun, kazananları desteklemek
yazarlık onuru gereğidir diyoruz. Gazetelerden izlediğimiz
çirkin politikacıların durumuna düşmemek gerekir diyoruz. O
çirkin siyasetçiler ki, arkadaşlarını kıskandıklarından, bir
partiden kopup ayrılmak için "hizipçilik" üstüne
"hizipçilik" yaparak, milletvekili ayartarak Türkiye'de tüm
iki yıl boşu boşuna kargaşa yaptılar, ayrı parti kurdular.
Sonra da birleşelim, bütünleşelim diyerek gürültü patırtı
çıkarıp durdular. Bir yılımızı da böylece tükettiler. 12
Eylülcülerce "gaspedilen" Türk Dil Kurumu yasasını, bizlere
söz verdikleri halde unuttular. Madem birleşecektiniz, niçin
ayrıldınız ve bu yolla üç uzun yılımızı bomboş geçirttiniz!
Bu halk, size nasıl güvenecek? Şimdi birleştiniz diyelim,
zaten daha önce birlikte değil miydiniz? Niçin bu ulusun
gözleri önünde böyle çocuk oyuncağı işler yapıyorsunuz? En
yakınlarınıza karşı bu hırs; bu kin, bu düşmanlık, bu
kıskançlık, bu ben-bencilik bitsin artık!
Evet,
umuyoruz ki, TYS, politikacılar gibi küçülmeyecektir.
NEVHİZ'İN SERGİSİ
Bir uçurum,
korkunç bir uçurum; bir adam uçuruma döştü düşecek...
Uçurumun kıyısında adam duruyor mu, tam düşme anında mı
yakalanmış tuvale?
Bu;
Nevhiz'in evreni işte.
Onun
resimlerine bakanların elleri ağzında... korku... Evet,
Nevhiz, korkunun resmini yapıyor.
Onun tinsel
evreni kimseye benzemediği gibi, yaratım ürünleri de
kimseninkine benzemiyor. Tinsel evrenine tuval üzerinde
görsel biçimler verdikçe, bu görsel biçimlerin, uyumlu
renkler, uyumlu çizgilerle güzellikleri doruğa çıkarken,
Nevhiz'in tam o anda bir aykırı fırça -vuruşu resim
izleyicilerinin yüreklerini hoplatıyor.
Renklerin
ve Çizgilerin uyumu içinde sıksık vurulan aykırı fırçalar
sanki korkuyu somutluyor. Güzellikle aykırının
kaynaştırılması ile Nevhiz, bize özel bildirisini ulaştırmış
oluyor. Aynı yapıtı yeniden ve yeniden görme isteğiyle
dolduruyor bu ürünler sizi.
1 Şubat
1995 günü, Beyoğlu'nda Caza Pera Art (Türkiye'de bugün
herkes yabancı sözcük tutsağıdır. Yabana dil tutsağıdır.
Türkiye sömürgedir.) sergi salonunda iğne atsanız yere
düşmez. Nevhiz'in sergisi var. Ahmet Özol, İsmail Avcı, İsa
Başlıoğlu, Ahmet Miskioğlu, Refika Bezirci, Mehrizat, Öner
Yağcı, Ataol Behramoğlu ve daha birçokları kalabalığın
içinde görülüyordu.
ONAT
KUTLAR ÖLDÜRÜLDÜ
The Marmara
Pastahanesi'nde arkadaşlarıyla otururken patlayan bir bomba
ile yaralanan Onat Kutlar, kaldırıldığı Amiral Bristol
sayrıevinde 11 Ocak 1995’te yitirildi. (Doğumu 1936 Alanya)
Aşiyan gömütlüğünde toprağa verildi. Ozandı, öykü yazarıydı
denemeciydi, yazardı, sinema eleştirmeniydi. İlk yapıtı olan
Ishak ile Türk Dil Kurumu öykü ödülünü kazanmıştı. Paralı
Bir Aşk için Divan (şiirler), Yeter ki Kararmasın (mektup),
Sinema Bir Şenliktir (yazılar), Unutulmuş Bir Kent
(Şiirler), Bahar İsyancıdır (yazılar) yayımlanmış
yapıtlarıdır. Vedat Günyol, onun İshak adlı yapıtı için
şöyle yazmıştır: "Konuları ele alışında, işleyişinde, yavaş
yavaş çözümleyişinde, bazan da alacakaranlıkta bırakışındaki
(İshak, Kediler'de olduğu gibi) sihirli hava yanında,
dilinin pek Sait Faik'inki gibi büyük coşkulara götürmeyen
ama yine de güçlü ve özellikle ölçülü şiirliliği ("komşu
şaşkınlık tonunda homurdandı", "kirli karın pamuklandırdığı
iri taşlar", "öksürüklü sakalların titreştiği" denli sayılı
zevksizliklere rağmen) Onat Kutlar'ı bu ilk kitabıyla bile
birinci sınıf bir hikayeci yapmaya elveriyor." (*)
(*) Vedat Günyol, Dile Gelseler
(Eleştiriler), Çan Yayınları, İstanbul, 1966,264 s.
YABANCI
DİLLE EĞİTİME NEDEN HAYIR?
Ç.Ü. Fen-Ed. Fak. T.D. ve Ed. Bl. Öğretim Üyeleri Bildirisi
Son
zamanlarda, ana dilimizin çeşitli nedenlerle hak ettiği
saygı ve özeni görmediği bir gerçektir. Giderek yozlaşmaya
yol açan bu saygı ve özen eksikliği nedenleri arasında Batı
dillerinin, özellikle İngilizcenin yoğun etkisi olduğu
bilinmektedir. Türkçenin bilim, kültür ve eğitim dili olarak
önemini yitirmesinde, ana dilimize gösterilmesi gereken
saygının azalmasında, ana dili bilincinin gelişmemesinde
yabancı dille eğitimin olumsuz etkisi öncelikle göz önünde
tutulmalıdır. Bu nedenle Yüksek Öğretim Kurumu’nun 7 Ekim
1994 tarihli ve 22074 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan
yüksek öğretim kurumlarında yabancı dille eğitim-öğretimi
sınırlayan Yönetmelik'inden sonra üniversitelerimizde
yabancı dille eğitim konusunda ısrarlı olunabileceği
düşüncesi ile konuyla ilgili aşağıdaki görüşlerin
belirtilmesine yarar görülmüştür.
19.
yüzyılın ikinci yarısından beri Türkçe, Batı kültür
çevresine girilmesine koşut olarak Batı dillerinin, önce
Fransızca daha sonra da özellikle İngilizcenin etkisi altına
girmiştir. Günümüzde, bazı çevrelerce İngilizce bilim dili
kabul edilmekte, bu kabullenişin doğal uzantısı olarak
eğitim dilinin de İngilizce olması yeğlenmekte ve ilk
öğretimden yüksek öğretime kadar bazı öğretim kurumlarında
eğitim dili olarak ingilizce kullanılmaktadır. Çünkü eğitim
dilinin İngilizce olmasıyla Batı bilim ve teknolojisine daha
kolay ulaşılabileceği, dolayısıyla aynı ya da yakın
standartta bilim üretilebileceği görüşü vardır. Kaliteli
eğitimin ancak yabancı dille sağlanabileceğine
inanılmaktadır.
Oysa,
eğitimde yabancı dil amaç değil araçtır. Düşüncenin ve
bilimin aktarılmasında bir araç olması gereken yabancı dil,
gerek bilimin gerekse onun ayrılmaz parçası olan düşüncenin
aktarılmasında ana dili kadar işlevsel olamaz. Başka bir
söyleyişle, ana dilinin bilim ve düşünce aktarımında ve
üretiminde eğitimciye sağlayacağı kolaylığı hiçbir yabancı
dil, ana dili kadar sağlayamaz. Durum öğrenci açısından da
aynıdır. Ayrıca, eğitimin yalnızca bilgi aktarıcılığı
olmadığı, kişilik, ulusal ve evrensel değerler kazandırma
süreci olduğu da dikkate alınacak olursa, eğitimde anadili
kullanımının önemi inkâr edilemez.
Dünyada
eğitim dili olarak yabancı bir dilin kullanıldığı ülkelerin
ancak, ana dili, bilim üretiminde yetersiz olan, gelişmemiş
veya sömürge konumunda olan ülkeler olduğu
unutulmamalıdır. Yabancı dille eğitim yapan bir başka grup
kalkınmakta olan ülkeler ise yabancı dille eğitim yapan
kurumların, yabancı devletlerin açtığı eğitim kurumları
olduğuna dikkat edilmelidir (örneğin: Lübnan ve Suudi
Arabistan'daki Amerikan Üniversiteleri). Gerek Batı
ülkelerinde gerekse komşularımızda ana dillerinin dışında
yabancı dille eğitim yapılmamaktadır. Son yıllarda
dünyadaki gelişmiş sayılı ülkelerden biri olan Japonya'da da
hiçbir zaman yabancı dille eğitim yapılmamaktadır.
Yakın
tarihimize bakıldığında Tanzimat döneminde Batılılaşma
aşamasında Tıp Fakültesinin kuruluşunda Fransızca eğitim
yapıldığı görülür. Ancak, bu, modern tıp eğitiminin
kuruluşu aşamasında eğitimci, ders araç ve gereçlerinin
bulunmamasından kaynaklanmıştır. Oysa bugün Türkiye'de bir
üniversite geleneği oluşmuş, çağdaş bilim düzeyine
ulaşılmıştır. Ana dilimiz, gelişimini sürdüren bu gelenek
içinde, eğitim, öğretim ve bilim dili olarak İşlev
görebilecek zenginliktedir.
Bilimi
getireceği sanılan yabancı dil, o dilin kültürünü de
beraberinde getirmektedir. Bu durum, bizi kendi kültürümüze
yabancılaşma sorunuyla yüz yüze bırakmaktadır. Dil, kültürü
oluşturan ana öğelerden biridir. Daha da önemlisi dil, bir
ulusu oluşturan ve ulusallığı sağlayan temel taşlardan
biridir. Kültür öğelerinin en önemlisi olması nedeniyle ana
dili, Kültürün ve ulusun temelinde yer alır. Bu nedenle
kültür sorunlarına eğilen Türk düşünür ve araştırıcıları da
Türkçeyi Türk kültürünün temeli saymışlardır. Yabancı dille
eğitim, ana dili saygısını ve bilincini yıpratmaktadır. Ana
dili saygısının yıpratılması, ana dilin yok olması
tehlikesiyle karşı karşıya kalınmasına yol açar. Türkçe
eğitim ve bilim dili olarak gelişmeye uygun ve yeterli bir
dildir, bilim adamlarının bu konuda gayret göstermemeleri
dilin gelişmesini engelleyen önemli nedenlerden biridir.
Üstelik bilim adamının sadece bilimsel sorumluluğu yoktur.
Bilim adamının ulusuna ve ulusal varlığının esası olan ana
diline karsı da sorumluluğu vardır. Bu sorumluluğumuzu
yerine getirmekte yetersiz kalırsak, Arapça ye Farsçayı
kullanmaları nedeniyle Osmanlı aydınının Cumhuriyet
döneminde suçlanmasının ve sorgulanmasının benzerinin
gelecek tarihimizde de bizlere yöneltileceğini unutmamak
gerekir.
Son
günlerde yabancı dillerin özelikle İngilizcenin, ana
dilimizdeki istilası artmıştır. Bu istilayı durdurma
çarelerinden biri de Türkçenin itibarını arttırmak İçin
eğitim ve öğretim dili olarak Türkçeyi kutlanmaktır.
Ulusal
varlık ve dilin yakın ilişkisini bilen Atatürk’ün "Yüksek
istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı
diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.” sözünü uygulamaya
geçirmek gereklidir.
Bugün
yüksek öğretime başlayan öğrencilerin pek çoğu Türkçeyle
bile kendilerini ifade etmekte ve bir düşünce dünyası
kurmakta zorlanmaktadırlar. Durum böyle iken yabancı bir
dilin gençlere bunu sağlaması düşünülebilir mi? Gençlerimizi
ana dilleriyle yoğrulmuş, kişilikli, kendilerine özgü bir
düşünce dünyası geliştirmiş duruma getirmeden onlardan
yabancı dilde bilimsel düşünüş geliştirmelerini
bekleyebilir miyiz?
Ulusal
varlığımıza yönelen çeşitli saldırı ve tehditlerin de söz
konusu olduğu günümüz şartlarında bazı dillere sağlanan bu
türden imtiyazların toplum içindeki gruplarda başka
isteklere de yol açacağı dikkatlerden uzak tutulmamalıdır.
Uluslararası ilişkilerin son derece önem kazandığı günümüz
koşullarında, ileri ülkelerin bilim ve teknolojilerini
izleyebilmenin ve hemen hepimizce, mesleğimizde
ilerleyebilmenin en etkin aracı gözüyle baktığımız yabancı
dil öğretilmeli ve öğrenilmelidir. Yabancı dilin en iyi
biçimde öğretilmesi ve öğrenilmesinin yolları aranmalıdır.
Bu doğrultuda üniversitelerimizde yabancı dil derslerinin
programlarının yeniden düzenlenmesi, örneğin, yabancı dil
derslerinin ihtiyaca göre arttırılması, her sınıfta
okutulması, mesleki yabancı dil derslerinin verilmesi,
isteyen öğrenciler için yabancı dil sertifika
programlarının açılması, dil okullarının kurulması çözüm
yolları içinde düşünülmesi gereken korulardır.
Türk
dilini, ulusal bütünlüğümüzün eksiksiz bir anlatım aracı
haline getirmek, Türkçeyi çağdaş uygarlığın bütün
gereksinimleri karşılayacağı bir yetkinliğe ulaştırmak
için, Türkçeyi özlenen zenginliğe ve güzelliğe kavuşturmak
için yabancı dille öğretime hayır demek gerekmektedir.
Yukarıda
sayılan bütün bu gerekçelerle yabancı dil eğitimine evet,
ancak, yabancı dille eğitime hayır diyoruz.
Çukurova
üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı
Bölüm Öğretim Üyeleri
FATMA
GÜREL'E ÖDÜL
Öykü yazarı
Fatma Gürel, Türkiye İş Bankası Büyük Ödülü'nü kazandı.
Dergimizin
bu sayısında "Seni Öldüreceğim* adlı öyküsünü okuduğunuz
öykücü Fatma Gürel'e "Bir Yaz Gecesi" adlı öykü yapıtı
dolayısıyla İş Bankasının 1994 yılı "Edebiyat Ödülü"
verildi. Kendisini kutluyoruz.
ÖZEL TV
OLAYI
Özel
televizyon yayınlarının çirkinliğinden herkes yakınıyor.
Ama, birey olarak bu çirkinlikleri düzeltmeye kimsenin gücü
yetmiyor. Bu; onları şımarttıkça şımartıyor. Çirkinliklerini
yurt düzeyinde yaydıkça yayıyorlar. Her alana yayılan
yozlaşmayı arttırdıkça arttırıyorlar. Yayın özgürlüğü, bütün
Türkiye'yi kirletmek, bütün halkı sinirlendirmek için bir
araç mıdır?
Son olaydan
sonra, doğrusu Devlet Radyo ve Televizyonu daha bir değer
kazanmıştır gözümüzde; bütün eleştirilerimize karşın, çok
daha düzeyli olduğu görülüyor onların.
Güner Ümit
olayı, aslında yalnızca "bardağı taşıran bir damla"dır.
Niteliksizlik, düzeysizlik, çirkinlik dopdoludur
televizyonlarda. Güner Ümit olayında görüldüğü gibi kitlesel
tepkileri beklemeden bu niteliksizlik, eğitimsizlik,
saygısızlık görünümünü düzeltmek gerekir.
DEĞERLİ
OKURLARIMIZA
Geçen
sayımızda, bu sütunlarda yayımladığımız açıklamadan sonra da
sorular geldi. Yanıtlar vermek görevimiz:
1. Türk
Dili Dergisi'nin 1 Ocak 1995ten başlayarak yıllık ederi 240
000 TL'dir.
2. Ocak
ayından önce, çok önce, peşin olarak bir ya da iki üç yıllık
ödeme yapan sayın okurlarımızın ödedikleri yıllık 150 binden
aşağı ise, onların 150 bine bütünlemelerini istedik.
Sanıyoruz haklarıdır çok erken ödeme yapanların buncacık
kazanç. Bu uygulamayı heryıl böyle yapıyoruz. Derginin yeni
ederi duyurulunca, eski sayılarımız da yeni eder ile işlem
görmeye başlıyor.
3. Elden
para verilmemesini, bu konuda üsteleme yapılmamasını
diliyoruz. Hiçbir okurumuzdan elden para almıyoruz. Bizi
gerçekten, içtenlikle destekliyorsanız, lütfen üşenmeyerek,
postaneye değin zahmet edip Türk Dili Dergisi'nin 122807
numaralı Posta Çeki hesabına 240 000 TL yatırınız.
Arat
Ovalı
DAĞLARCA
EĞİTİM VAKFINDAN DUYURU
"Atatürk 'ü
Türkçemle Seviyorum "
Bütün
ilkokul öğrencilerine açık Yazı Yarışması
1. Bütün
ilkokul öğrencileri, yukarıda belirtilen konuyu en az 20, en
çok 30 sözcükle işleyecekler, yazılarını okul müdürlerine
vereceklerdir. Müdürler topladıkları yazıları aşağıdaki
adrese göndereceklerdir.
2. Bizce
yapılacak önseçimden geçebilen yazılar, Üst Seçiciler
Kurulu’na sunulacak, Üst Seçiciler Kurulu'nun
değerlendirdiği yirmi beş (25) yazıya birer milyon lira ile
"Dağlarca Eğitim Vakfı Başarı Belgesi" verilecektir.
3. Yazılar
en geç 23 Nisan 1995ten önce, aşağıda gösterilen adrese
ulaşmış olacaktır. Kazananlar, 29 Mayıs 1995 Pazartesi günü
Kadıköy Halk Eğitim Salonu'nda yapılacak törende armağanını
alacaktır.
4.
"Atatürk'ü Türkçemle seviyorum" ilkokullara açık yazı
yarışmasını yönetme çalışmaları İstanbul'da yayımlanmakta
olan Türk Dili Dergisi'nce (P.K. 118 Kadıköy-İstanbul)
yürütülecektir.
NOT:
Katılacakların adı, soyadı, okul ve adreslerinin açıkça
yazılmasını dileriz.
(Maarif
Müdürlerine, okul müdürlerine, öğretmenlere; yardımları için
şimdiden teşekkür ederiz.)
ADRES:
Türk Dili
Dergisi P.K. 118 Kadıköy - İstanbul
DAĞLARCA
EĞİTİM VAKFI