Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

Yapıt Tanıtma Yazarlığı ve Muzaffer Uyguner

 

Ahmet Miskioğlu

 

Yazın türlerini anlatan yapıtlarda, yazın tarihlerinde "yapıt tanıtma türü" diye bir türden söz ediliyor mu, bilemiyorum.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Mustafa Nihat Özön'ün Son Asır Türk Edebiyatı Tarihi'ni değerlendirirken, “O, pirinç üzerine ayet yazabilenlerdendir." diyerek, ince ayrıntıları nasıl kaçırmadığını, titizliğini, dikkatini vurguluyordu Özön'ün. Mustafa Nihat Özön, yazın tarihini incelerken bölümlemesini yazın türlerine göre yapmış, türleri ele almış: Nazım, tiyatro, roman, tarih, coğrafya ve gezi, yazın tarihi ve eleştiri, mektup, anı, felsefe, söylev ve gazetecilik, dil sorunları... Her türün tarihini örneklerle ele almış. Ancak yapıt tanıtma türü diye bir tür yok 30’lu yıllarda ilk basımı yapılan bu yazın tarihinde.

Başka tarihlere de bakıyorum, onlarda da bulamıyorum. Sözgelimi, yazılan en son Türk Yazını tarihleri Şükran Kurdakul’un yazdığı üç ciltlik Çağdaş Türk Edebiyatı Tarihi ile Mahir Ünlü'nün yazdığı dört ciltlik 20. Yüzyıl Türk Edebiyatı Tarihi... Bunlarda da böyle bir türden söz açılmıyor.

Şimdi, eleştiri türü var ya, denilebilir. Hayır, onu söylemek istemiyorum: Benim vurgulamak istediğim, amacı eleştiri olmayan bir tanıtma çalışması...

Muzaffer Uyguner, elli yıldan beri durmadan okuyan, okuduğunu da değerlendirip durmadan kamuya tanıtan, yazarak tanıtan bir insan. Her okuduğu öyküyü sevsin, sevmesin; her okuduğu romanı sevsin, sevmesin; her okuduğu şiiri sevsin, sevmesin herkesle paylaşmak için, onu anlatıyor. Dikkatli ve bilinçli; belleği de güçlü...

Okuduğu yapıtın eksiksiz olarak her yönünü ele alıyor; ama, sözü hiç uzatmadan, çok kısa olarak... Hem çok kısa, hem eksiksiz!.. Bu özelliği, kimsenin dikkatini çekmeyen bir özelliğidir onun. Aşırı alçakgönüllüğü de, kendini gösterme çabasını engellemekte.

Öyle yazılar görüyoruz, sözgelimi, adam, sözümona yapıt tanıtacak: “Bu arkadaşla ben falan yerde tanıştım, ne can çocuktur bilemezsiniz. Şimdi bu yapıtı yayımlamış. Onunla bizim uzun bir arkadaşlık dönemimiz oldu. Okuyun bu kitabı!" diyor; bunun gibi uzun uzun açıklamalar yapıyor. Böylece tanıtmadığı yapıtı okumamızı öneriyor bize.

Bu da bir yazış yöntemidir diyebilirsiniz. Muzaffer Uyguner ise hiçbir senlibenliliğe düşmeden doğrudan yapıtı ele alır, sözü boş yere uzatmaz.

Muzaffer Uyguner, elli yıldır bu eylemini coşku ile sürdürüyor. Çok okuyor, çok yazıyor. 1952'de kaleme aldığım Sait Faik'le ilgili yapıtımda şöyle demiştim: "... acemice yazılmış sandığımız başı sonu olmayan yazılarını aralıksız sürdürünce (...) yeni bir öykücülük akımının karşısında olduğumuzu anlıyoruz."

Bugün, öykücülük tarihimizde Sait Faik'in yeni bir akımın önderi olduğu herkesçe kabul ediliyor. Muzaffer Uyguner de çok değişik bir alanda çalışarak, elli yıl çalışarak, Türk yazın tarihinde bulunmayan yeni bir tür ortaya koymuş bulunuyor. O, "yapıt tanıtma türü"nün kurucusudur. Nasıl Sait Faik öykücülüğümüzde büyük bir yenilik yaptığı halde, öncü olduğunun ayrımında değil idiyse, öykücülüğümüzde yeni bir yöntemin kurucusu olduğunu bilememişse, Muzaffer Uyguner de yeni bir yazın türü yaratmış olduğunun hiç mi, hiç ayrımında değildir. Alçakgönüllüğü de öncülüğünün ayrımına varmasına engel olmuştur.

Türkiye'de kitap tanıtma yazarlığının kurucusu olan Muzaffer Uyguner'in çalışma alanı yalnızca bu kurucusu olduğu tür değildir. Onun ta 1953'te yayımladığı Kayınağacı adlı, şiirlerini içeren yapıtında Yücel, Varlık, Türk Dili, Mülkiye, Mavi vb. gibi dergilerde 1943'ten beri çıkan şiirlerinin bir bölümünü görüyoruz.

Onun yazarlık serüveninde en çok dikkat çeken yanlarından biri de, eleştirmenliği ve inceleme türünde çok başarılı, özgün yayınlar ortaya koymasıdır. Bu çalışmalara ilk kez Yaşar Nabi'nin önerisiyle Varlık'ta başladığını sanıyorum.

Muzaffer Uyguner'in incelediği yazarların hepsini anmaya şu anda gücüm yetmez. Birbirinden güzel, özgün incelemeler bunlar. Yalnız haksız bir durumu şimdi söylemeden geçemiyeceğim: Bilgi Yayınevi, bu özgün incelemelerin kapağına hep şöyle yazıyor: "Derleyen: Muzaffer Uyguner".   Bu, bir yanlışlıktır, bir haksızlıktır. "İnceleyen Muzaffer Uyguner" ya da "Yazan Muzaffer Uyguner" denmesi gerekirdi. Son çıkan yapıtlarından Yaşar Kemal elimde, Romancının yaşamını, sanatını incelemiş, değerlendirmiş Yazmış yani. Yapıt, 188 sayfa. Bunun 103 sayfası Muzaffer Uyguner'in yazdıklarıdır. Artanı romancının yapıtlarından seçmelerdir. Yani "Yazan: Muzaffer Uyguner" diye yazılması gerekirdi. Alçakgönüllü Muzaffer Uyguner, düzeltmeleri gerektiğini söylemiyor bile.

Muzaffer Uyguner'in yazdığı ve Bilgi Yayınevi'nde yayımlanmayı bekleyen yapıtları da şunlarmış: Ataç, Orhan Veli, Behçet Necatigil, Faruk Nafiz Çamlıbel, Ömer Bedrittin Uşaklı, Sabahattin Kudret Aksal, Hoca Nasrettin, Evliya Çelebi, Haldun Taner, Ahmet Hamdi Tanpınar... Umuyorum ki, bunlar için "Derleyen" değil de "İnceleyen" ya da "Yazan" denecektir.

Bu ölçüde verimli bir yazarın, elli yıl durmadan çalışmış bir yazarın yazarlar ortamında hakkının verilmesi gerekir. "Ben en büyüğüm" diyen büyüklük delilerinin arasında, bırakın bir alçakgönüllü yazar da bulunsun. Ama, toplumun ona hakkını vermesi gerekir. Toplum, alçakgönüllünün hakkını vermezse, büyüklük delilerini kabullenmiş oluyor demektir. Böyle bir ülkede, ne insan haklarından söz edebilirsiniz, ne de insanlıktan.

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2008