Abdullah
Rıza Ergüven’in Bilinci
Ahmet
Miskioğlu
Tanzimat
döneminde, dilimiz ancak yüzde otuz, yüzde otuz beş
Türkçedir. Sözgelimi, Şinasi'nin yazılarındaki Türkçe
yüzdesi 33’tür, Namık Kemal'de Türkçe yüzdesi 38'dir.[i]
Değişik
siyasal olaylar, yazarların gelişen bilinci ve geçen zaman
kuşkusuz Türk yazınını ve dilini etkiliyor. Geri kalmış
olarak da yürüsek, bu etkilerle dilimizde bir gelişme, bir,
arınma olmaktadır. Bu gözle baktığımız zaman, Yahya Kemal,
yazınımızın bir aşama noktasında görülür. Onun yapıtında
dilimizin yarı yarıya Türkçeleştiği anlaşılıyor; Türkçe
yüzdesi 30-35'lerden 50'ye ulaşmıştır Yahya Kemal'in
öğrencisi Ahmet Hamdi Tanpınar'da ise Türkçe yüzdesi 62'dir.
Daha
gençlerden Sait Faik'te Türkçe yüzdesi 67, Haldun Taner'de
72'dir. Oktay Akbal'la Fakir Baykurt’ta yüzdenin 77 ye
yükseldiği görülüyor. Yaşar Kemal'le Melih Cevdet Anday'da
ise yüzde 84'tür.
Aziz
Nesin’de Türkçe %85 Tahsin Yücel'de % 90, Nermi Uygur'da %
90'dır.
Bu
saptamalar, yirmi beş yıl önceye değgin saptamalardır.
Yaşayan yazarlar bugün dilini daha da arındırmıştır
kuşkusuz. Sözgelimi Mehmet Fuat'ın Tahsin Yücel'in, Şükran
Kurdakul'un Konur Ertop'un yazılarını sık sık görüyorum,
Türk Dili Dergisi'nde Ali Dündar'la Ertuğrul Efeoğlu'nu ve
öbür dilsever yazarları okuyorum; saymadım ama sanırım ki,
alıntıladıkları metinler dışında % 100'e yakın arı duru
Türkçe ile yazabilmektedirler. Öteki yaşayan yazarlarımız
için de aynı biçimde düşünebilirim. Bu, bir bilinç
sorunudur. İşte böyle bilinçli yazarlarımız Türkiye'yi
kurtaracaktır. 12 Eylül olaylarının acımasız ortamında
büyüyen gençlerimiz, onları örnek almalıdır.
Sözü
yurtdışında yaşayan yazarımız Abdullah Rıza Ergüven'e
getirmek istiyorum. Nice yurtdışına çıkmış, yeryüzünde
gezmediği yer kalmamış okumuşlar var ki, nice yazar
geçinenler var ki; her şeyleri bulunduğu, ekinsel
donanımları eksiksiz olduğu halde, bir şeyleri, çok önemli
bir şeyleri eksik: Türkçe bilinçleri yok! Ve diyebilirim ki
ne çekiyorsak onların yüzünden çekiyoruz. Dilimizi,
yakınımızı, ekinimizi onlar yozlaştırıyor, onlar kirletiyor.
Ve Türkçe, Türkiye onların yüzünden yeni açmazlara, yeni
yozlaşmalara bayrak açmış koşuyor. Abdullah Rıza Ergüven,
yurtdışına çıkmış ama yozlaşmamış sanki yabancı dilleri
öğrendikçe, Türkçeyi daha iyi kavramış, Türkçeyi yüceltme
olanağını daha da iyi ele geçirmiş.
Son
yapıtları Yasak Tümceler’le, Tanrılar Neyi Yarattı[ii]
önümde masamın üzerinde duruyor. Adlarını andığım ve
anmadığım bilinçli yazarlar gibi arı duru bir dille yazıyor
Abdullah Rıza Ergüven. Onun da yazılarındaki Türkçenin
yüzdesi % 90'ı çoktan aşmış bulunuyor. Bu durum, insana
kıvanç veriyor. Ama onun yapıtlarını Suudi-İslam ülkücüleri
ve yurdumuzu Suudi-İslamcılara köle yapmak isteyenler
beğenmiyorlarmış.
Sözgelimi,
Abdullah Rıza Ergüven, yazılarında “muvaffakiyet" deseydi de
"başarı" demeseydi; "kürre-i arz" deseydi de, “yeryuvarlağı”
demeseydi, “İnkılap” deseydi de “devrim” demeseydi: Hiçbir
zaman, hiç kimse dokunmayacaktı ona. Öveceklerdi de. "İslamî
sözcükleri ne güzel kullanıyor, kalıcı yapıtlar veriyor,
destekleyelim onu!" diyeceklerdi.
Bazıları
"İslamî sözcük olduğunu düşünerek sözgelimi, “muafak"
diyor, bunun doğrusu "muvaffak”tır; "başarılı” dese
kurtulacak yanlıştan; hayır, Suudi-İslamcıların güdümünde
olduğu için her adımında güzel Türkçeyi dışlayacak adam!
Abdullah Rıza ise, eylemiyle Türkçeyi savunuyor.
“Küre",
Arapça bir sözcüktür; Türkçesi, “yuvarlak" tır. "Arz",
Arapçadır; Türkçesi “yer”,.. “Kürre-i arz” bir ad
tamlamasıdır; Türkçe karşılığı “yeryuvarlağı”dır. Akşit
Göktürk de Abdullah Rıza gibi bu “yeryuvarlağı” sözcüğünü
yazılarında ne güzel kullanmıştı, "Efendim; bu kürre, bu arz
yerleşmiştir artık dilimize, vazgeçmeyelim onlardan” mı
diyeceğiz?
İyi niyetli
olduğundan kuşkumuz olmayan kimi değerli yazarımız, ne yazık
ki “yeryuvarlağı” demiyor da “yerküre” diyor. Büsbütün
yanlış, büsbütün yanılgı! Bu sözcük 12 Eylül kanıtıdır.
Böyle Arapça sözcükle Türkçe sözcüğü birleştirerek yeni
sözcük yapmaya kalkışmışlar. Bir de Arapça sözcükten yeni
sözcük ürettiler. 12 Eylül döneminde “kürre”den
“küreselleşmek” yaptılar. Büsbütün yanlış, büsbütün yanılgı!
Saygı
duyduğum, iyi niyetli olduğunu çok iyi bildiğim yazar
dostlardan rica etmek gerekir, bu “küreselleşmek”
sözcüğünden neyi anlatmak istiyorlarsa, bu anlatmak
istedikleri kavram için bir Türkçe sözcük bulup kullansınlar
lütfen, Türkçeyi sevmeyen yozlaştırmacıların ekmeğine yağ
sürmesinler.
Abdullah
Rıza Ergüven’in başarısı Türkçeyi kullanırken en küçük açık
vermemeye özen göstermesinden ileri geliyor. Aydınlık
bilinciyle Türkçenin gelişmesine destek veriyor.
15 Eylül
1994 günü yapılan duruşmada verilen Ergüven’le ilgili kararı
olduğu gibi buraya alıyorum.
“Sanık
Abdullah Rıza Ergüven’in yurda dönme ihtimali nazara
alınarak, Türkiye’ye avdetinde hudut kapılarında yakalanıp
savunmasının alınması için mahkemede gün beklemeksizin hazır
edilmek üzere Cumhuriyet Savcılığı’na yazı yazılmasına,
hazır ettiğinde gün beklemeksizin dinlenmesine… karar
verildi.”
İsveç’te
bulunan değerli arkadaşımız Abdullah Rıza Ergüven’e buradan
selâmlarımızı yolluyoruz.
[i] Ömer Asım Aksoy, Gelişen ve
Özleşen Dilimiz, Dil Konuları Dizisi 13, Ankara,
Türk Dil Kurumu Yayınları 312, İkinci Baskı, 1970