Abdullah Rıza Ergüven Üstüne
Ahmet
Miskioğlu
Evren ne
zaman nasıl varlaştı? Evreni oluşturan özdek nereden
gelmiştir? Bütün samanyolları nereye gidiyor? Bu göçün sonu
nedir? Bu fiziksel yasalar oldukları gibi midir? Nasıl
biçimleniyor bu yasalar doğada? Olduklarından başka türlü
olabilir mi? Nesnel evrenden ayrı özgürlükleri var mı
bunların?
Çok eskiden
beri Abdullah Rıza Ergüven, böyle sorular soruyor kendine.
Sorulara yanıtlar arıyor. Bu yolda yapıtlar yayımlıyor.
Sözgelimi, "Evrenbilim ve Tanrı Kavramı", "Üniversa-Kozmik
Çorba", "Başka Dünyalar", "Tanrılar Neyi Yarattı" adlı
yapıtları; "Kuramlar - Araştırma - İnceleme" altbaşlığı
altında yayımladığı yapıtlarından bir ikisi... Sürekli
düşünen, çalışan bir yazar arkadaş. Türkçeyi de o ölçüde
ustaca kullanıyor ki imrenmemek elde değil. Başka ülkelerde
olsa, okullara örnek metinler olarak önerilir, okullarda
incelenmesine olanak sağlanır.
Okullarımızdan, Milli Eğitim Bakanlığı'nın düzenlemesiyle
kaldırılan düşünbilim, gökbilim, sınırları büyük ölçüde
daraltılan dirimbilim konularının yerine, çoktan din
konularının geçtiğini duymayan kalmamıştır. Benim oğlum
Tanrısını öğrensin yeter düşüncesiyle bu yola gidiliyor
olmalıdır. Ya da ulusumuzun kafasının işlemesini önlemek
içindir. Böylece, yeni bilgiler, yeni düşünceler, yeni
buluşlar ülkemiz çoğunluğunun çocuklarından esirgenmiş
oluyor. Bu yolla da, ülkemizin geleceği karartılıyor.
Düşünmeyeceksin, konuşmayacaksın,yazmayacaksın,
eleştirmeyeceksin! Oh, ne güzel: Baylar, dikensiz gül
bahçesinde ülke yönetecekler! Baylar, ülkeyi Sivas olayları
gibi olaylar çıkararak yönetecekler.
Abdullah
Rıza Ergüven'in yapıtlarından “Yasak Tümceler"[i]
romanı için soruşturma açıldığını gazeteden öğrendim.
Yaşamı boyunca durmadan çalışarak
altmış, altmışbeş yapıt yayımlamış bir insan için armağan
törenleri mi düzenlenir yoksa cezalandırmak için soruşturma
mı açılır? Sen, bu ölçüde çalıştın, emek verdin, ürünlerinle
Türk ekinini varsıllaştırdın, Türk dilinin gelişmesine
destek verdin; onun için sana armağan veriyoruz diyerek
armağan törenleri düzenleyeceğimiz yerde, biz ne yapıyoruz?
Ceza vermek için soruşturma açıyoruz... Sanki, şu yirminci
yüzyılın sonunda usumuzu yitirmişiz. Yazıklar olsun!
Bilirkişilik yapan da kimdir bilir misiniz, Suudi - İslam
Sentezcisi olduğu anlaşılan bir üniversite öğretim üyesi.
10 Haziran
1994 günü Cumhuriyet gazetesinde Zafer Aknar'ın verdiği
habere göre, Abdullah Rıza Ergüven’in Yasak Tümceler
adlı romanı yargılanmaktadır. Cumhuriyet Savcısı
kanıtlarını, savlarını Prof. Dr. Salih Tuğ'un bilirkişi
olarak hazırladığı yazanağa göre hazırlamıştır. Yazanakta
Abdullah Rıza Ergüven, "rasyonalist düşünceyi savunmak”la
suçlanıyor
Gazetenin
sorularını yanıtlarken Abdullah Rıza Ergüven, bilirkişi
yazanağı hazırlayan için şunları söylüyor: "Prof. Dr. Tuğ,
bilimsel nesnel açıklamaları bile hakaret olarak yorumlayıp,
yazarını, yayıncısını ezmek istiyor. Daha ilginci, romanda
Atatürk devrimlerinin 1950'den bugüne çiğnenip yok edilmeye
çalışıldığı, gerçekçi bir dille belirtilmesine; Türkiye'de
kimi dinsel kuruluşların Türkiye Cumhuriyeti devletini
yıkmak amacıyla etkinlikte bulundukları açıklamasına karşın
İlahiyat Fakültesi Dekanı, hiç mi tepki göstermiyor! Bu da
suçlayıcının yansız olmadığını kanıtlıyor ayrıca!"
Gazetenin
haberine göre, PEN Yazarlar Derneği de, Abdullah Rıza
Ergüven'in suçlanmasını "rasyonalist düşünceyi savunmak”la
suçlanmasını eleştirdi. Dernek adına Alpay Kabacalı şunları
söylüyor: "Ceza yasasının, din ve mezhepleri küçük düşürme
ve aşağılamayı amaçlayanları kapsamına alan 175. maddenin
bilim ve sanat eserleri için de işletilmesi ve bu gibi
eserlerden adeta cımbızla ayıklanarak seçilmiş cümle ve
bölümlerin suçlama gerekçesi olarak gösterilmesi ancak son
yıllarda rasladığımız çok tehlikeli bir eğilimdir. Başka bir
deyişle, köktendinciliğin bağımsız yargıyı hedef almış
tehlikeli bir görünümüdür.
Öte yandan
Abdullah Rıza Ergüven'in 'Yasak Tümceler' adlı kitabı
dolayısıyla hazırlanmış olan, kimi bölümlerini 10 Haziran
günkü Cumhuriyet gazetesinde gördüğümüz bilirkişi raporu,
yargı erkine yardımcı olması gereken bilirkişilik kurumunun
kökten-dincilik adına ve yargıyı yanıltmak üzere kötüye
kullanılabileceğini ortaya koyan çarpıcı bir örnektir.
Bu raporda
Cumhuriyet devriminin düşsel kaynağını oluşturan
'Aydınlanma' ile temelini 'Aydınlanma'da bulan ulusçuluk
(nasyonalizm), özdekçilik (materyalizm), olguculuk
(pozitivizm) gibi akımlar ile aklın ışığına inanç, Anadolu
Türk halkının inanış, yaşayış ve geleneklerine aykırı
gösterilmektedir. Olayın en üzücü yanı, raporu kaleme alan
Cumhuriyet üniversitelerinin birinde profesör ve dekan
olarak görev yapmakta olmasıdır.
Meşruiyetini, cumhuriyet devriminin laik hukukundan alan
bağımsız yargının, bu ve benzeri şeriatçı fetvalara
kapılmayacağına inanıyoruz."
Şimdi
soruyorum; Bu ülkede hiç kimsenin düşünmeye, düşündüklerini
-kendi bildiği, araştırıp bulduğu gibi- yazmaya hakkı yok
mudur? Hepimiz, "Suudi-İslam Sentezi" içinde mi kalmak
zorundayız? "Suudi-İslam Sentezi"[ii]
demir mengene gibi sürekli olarak kafalarımızı sıkıştırıp
duracak mı?
PEN
Yazarlar Derneği, sesini yükselterek Ergüven'in yalnız
olmadığını göstermiştir. Öbür "Edebiyatçı - Yazar"
demeklerinin, sendikalarının da tepkilerini göstereceklerine
inanıyorum.
Bilindiği
gibi, Abdullah Rıza Ergüven, 1940'ta "Yedigün"
dergisinde şiirler yazmaya başladı. Henüz on beş yaşındaydı.
Ve sürekli olarak beğenilen, övülen şiirler yayımladı.
Yirmi, yirmi bir yaşına geldiğinde oldukça ünlenmişti.
Biz, kırklı
yılların sonları ile, ellili yılların başlarında Beyazıt'ta
Küllük kahvesine gidiyorduk, Buluşma yerimiz orasıydı. Bir
gün, Edebiyat Fakültesi'ne yeni yazılmış bir genç geldi
aramıza; dedi ki:
"Yaşamım
boyunca iki ülküm vardı, birincisine kavuştum bugün, çok
sevinçliyim.
Ona
kavuştuğu birinci ülküsünün ne olduğunu sorduk. Yanıtı şu
oldu:
"Büyük ozan
Abdullah Rıza Ergüven'le tanışmak!"
Bugün,
Abdullah Rıza Ergüven, yetmiş yaşına ulaşmış bir ozan,
denemeci, düşünür, romancı, kimliğiyle Türk diline büyük
hizmetleri olmuş bir insandır. Davayı kazanacağına
inanıyoruz.
[i] H Abdullah Rıza Ergüven, Yasak
Tümceler, Roman, Berfin Yayınları, Ekim 1993, 240
s.; Evrenbilim ve Tanrı Kavramı, 1989.227 s;
Üniversa-Kozmik Çorba. 1991,112 s.; Başka Dünyalar,
1991,128 s.. Gerçek Sanat Yayınları
[ii] "Türk-İslam Sentezi"
dedikleri, incelendiğinde, "Suudi-Arap ülküsü"
olduğu açıkça görülür. Bu; "Suudi-İslam Sentezi'dir.
Türkiye halkını baskı altında tutarak amaçlarına
ulaşmak için, başına Türk adını koydukları
anlaşılıyor.