Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

Dil Kurumu Cinayeti

 

Ahmet Miskioğlu

 

Türk Dil Kurumu, 12 Eylülcülerce   -ancak bir düşman gücün acımasızca yapabileceği bir davranışla- kapatıldı. Evet, ne yazık ki, Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu'nu 12 Eylülcüler kapattılar; kapatmakla  yetinmediler,   sahiplerinin  elinden -düşmanca-   alıp, karşıtlarının kucağına sundular, ne yaparsanız yapın der gibi... Bosna-Hersek Müslümanlarını Sırp canavarlarına teslim eder gibi...

Bu, çifte cinayettir!

Evet, 12 Eylülcüler, Türk Dil Kurumu'na bunu yapmakla çifte cinayet işlediler!

Türk Dil Kurumu'nu kapatmak, herhangi bir yurttaşın "vasiyet’ine el sürmek; birinci cinayet... Kurumu karşıtlarının eline teslim etmek de; ikinci cinayet...

Hiçbir karşılık beklemeden, özveriyle, kurumda emek veren birçok bilimadamı ve sanatçı; Atatürk'ün “vasiyet”ine uygun olarak çalışmalarını sürdürüyordu. Türkçe için çaba harcıyorlardı. Türkçenin kirlenmesini önlemeye ellerinden geleni yapıyorlardı.

Özverili çalışmalarıyla da toplumda büyük bir saygınlık kazanmışlardı. Böylece Türk Dil Kurumu, hiçbir yaptırım gücü olmadığı halde; dilde, yazında, yazımda ve bütün basın-yayın alanında, yazar-çizerler arasında erişilmez bir birlik sağlamıştı. Herkes onlara yurdumuzun gelişecek üstün ekin düzeyinin temsilcisi gözü ile bakıyordu.

Bu güzel olaydan birer yurttaş olarak hepimiz mutluluk duyuyorduk.

Türk Dil Kurumu, üye olsun olmasın herkesin, bütün ülkemizin temsilcisi durumuna gelmişti. Böylece Türk tarihinin hiçbir döneminde görülmemiş üstün bir birlik oluşmuştu ülkemizde.

Birlik olmanın düşmanı, gelişmelerin düşmanı, ilerlemenin düşmanı olanlar da her zaman bulunuyor ne yazık ki! Yıkmak, bozmak, bölmek bunların işi...

*

Ekinsel etkinlik alanında, üye olsun olmasın bütün Türk ulusunun temsilcisi durumuna ulaşmış olan Türk Dil Kurumu'nun kapatılmadan önceki seçimle görev alan son yönetim kurulu üyeleri şu adlardı:

Prof. Dr. Akşit Göktürk, Doç. Dr. Mustafa Canpolat, Prof. Dr. Berke Vardar, Oktay Akbal, Prof. Dr. Şerafettin Turan, Prof. Dr. Doğan Aksan, Ömer Asım Aksoy, Sami Karaören, Prof. Dr. Tahsin Yücel, Emin Özdemir, Cahit Külebi, Prof. Dr. Atalay Yörükoğlu, Prof. Dr. Sadettin Buluç,   Doç. Dr. Aydın Koksal,  Prof. Dr. Hasibe Mazıoğlu, Kemal Demlray, Prof.Dr. Ruşen Keleş, Prof.Dr.Erdem Aksoy, Doç.Dr.Türker Alkan, Sabahattin Kudret Aksal, Doç. Dr. Kâmile İmer, Doç.Dr.Ahmet Kocaman, Necati Cumalı, Prof. Dr. Bedia Akarsu, Emel Vardarlı, Prof. Dr. Özcan Başkan, Doç. Dr. Özer Soysal, Doç. Dr. Tuğrul İnal, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Prof. Dr. Vecihe Hatlpoğlu, Hikmet İlaydın, Prof. Dr. Özdemir Nutku, Prof. Dr. Bahri Savcı, Necdet Uğur, Doç. Dr. Semih Tezcan.

Yürütme Kurulu'nu şu adlar oluşturuyordu:
Başkan: Prof. Dr. Şerafettin Turan
Asbaşkan: Prof. Dr. Bedia Akarsu
Genel Yazman: Cahit Külebi
Derleme ve Tarama Kolu Başkanı: Emel Vardarlı
Sözlük Kolu Başkanı: Doç. Dr. Mustafa Canpolat
Terim Kolu Başkanı: Doç. Dr. Aydın Koksal
Yayın ve Tanıtma Kolu Başkanı: Doç. Dr. Özer Soysal
Sayman: Doç Dr. Tuğrul İnal

Denetleme Kurulu ise şu adlardan oluşuyordu:
Bülent Aydın, Muzaffer Uyguner, Muzaffer Hacıhasanoğlu.

*

Bana göre, yapılan çifte cinayet, aynı zamanda büyük bir hayınlıktır. "iş başında bulunanlar, aymazlık ve sapkınlık ve üstelik hayınlık içinde bulunabilirler; dahası, ülkenin başında bulunan bu kişiler, kendi çıkarlarını, yurduna girmiş olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirebilirler"[i]

*

Türk diline ve Türk ekininine verilen emeklerden sonra, gelişmeleri ters yüz etmek için vurulan yumrukla açılan yara, durmadan kanayacaktır. Kanama yıllarca, yüzyıllarca sürecektir.

Yüzyıllar içinde Türk ulusunun yakaladığı, başardığı bir gelişmeyi ters yüz etmek için böyle hayınlık yapılsın! Bu, olacak şey değildir; yapılan cinayet bağışlanabilir cinayet değildir.

Öldürdüğü insanın cebinden çaldığı kimliği çıkarıp bize göstererek "Öldürüldü sandığınız kişi öldürülmedi, o kişi benim, işte bakın kimliğime!" diyen yüzsüzlerin yüzsüzlüğüne ne demeli? Yeryüzünde utanmazlığın da bir ölçüsü vardır; Türkiye'de de biraz utanmazlık ölçüsü olmalıdır.

Adamlar, "Sahteciliklerini gizlemek için "Kurum kapatılmadı." diyorlarmış; bir de kendi kişiliklerinin "sahte" olduğunu örtbas etmek için de kendi kendilerine "asli üye" diyorlarmış. Tepeden inme, "emir-komuta" zinciri içinde atanan "sahte" üyeler bunlar. Türkiye'yi, bu yolla, bütün yeryüzünde küçük düşürüyorlar, gülünç ediyorlar. Sen Dil Kurumu'na vur yumruğu, asıl üyeleri bir yana it, sonra tepeden inme "sahteler atayarak onlara "asli üye" de; acaba Moliere'in güldürü yapıtlarına taş çıkartmıyor mu bu görünüm?

Hak, hukuk diye bir şey; Türkiye'de olmasa da yeryüzünün birçok bölgesinde vardır. Onun için, kimlik hırsızlarının çaldıkları belgelere kimse aldanmaz; Türkiye'de ve bütün dünyada notlarını aldılar bile.

Utanma, yüzü kızarma diye birşey vardır bu yeryüzünde. Doğruluk, namus diye bir şey vardır!

Güneşi balçıkla sıvamaya istedikleri ölçüde uğraşsınlar, "sahte"cilerin "sahte"-likleri, gülünç durumları her geçen gün biraz daha belirginleşiyor.


 

[i] Gazi M. Kemal Atatürk, Söylev, Ord.Prof.Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu yayını, Çağdaş Yayınları. 2


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2008