Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

Hepimiz Suçluyuz

 

Ahmet Miskioğlu

 

"Şeriat isterük" eylemlerini görerek, “Atı alan Üsküdar'ı aştı." mı diyeceğiz şimdi. Bölücülük ve yıkıcılık bu ölçüde güçlendi mi Türkiye'mizde? Arapça yazılı yeşil Suudi Arabistan bayrağı, nasıl havalara yükseltilerek çekilebiliyor? Yetkililerin gözlerinin içine baka baka, hatta saldırganlıkla yeşil Suudi Arabistan bayrağı yükseklere çekilebiliyor! Bu halk, Suudi Arabistan boyunduruğuna niçin sokulmaya çalışılıyor? Niçin, niçin? Korkunç bölücülük, yıkıcılık var ülkemizde. Her yurtseverin uyanık olması gerekiyor. Tam bilinçli olması gerekiyor.

Bana sorarsanız, Türkiye'de bölücülüğe ilk adım, ellili yıllarda Türkçe ezanın Arapçaya çevirilmesiyle atılmıştır. Biz çocukluğumuzda hep Türkçe ezan dinlemiştik. Onu Arapçaya çevirmek, bugünün bölücü, yıkıcı şeriatçılığına atılan ilk adımdır. Çorabın bir ilmik sökülmesi, ilk sökülmesi, bu olayla başlamıştır günde beş kez duyduğumuz Türkçe sesin, güzel Türkçenin yok olmasıyla başlamıştır. Türkçe ezanı arapçalaştıranlar suçludur, bölücüdür, yıkıcıdır.

O sıralarda tepki göstermesi gerekenler niçin yeterli tepki göstermemiştir, diye de sorabiliriz. Büyük bir aymazlık... Çorap söküğünün alabildiğine yürüyeceğini zamanında düşünememek de büyük bir aymazlıktır! Onun için, kırklı yılların aydın gençleriyle, ellili yılların aydın gençlerini de aymazlıkları nedeniyle suçlular arasında sayabiliriz. Bu konuda acaba ciddi bir savaşım verebilmişler midir kırklı, ellili yılların gençleri? Verebilselerdi, belki de, çorap söküğünü durdurabilirlerdi. Belki de Türkçeye dönüşü sağlayabilirlerdi. Türkçe, aydınlık Türkiye'nin güvencesidir. Türkçe yozlaştıkça, Türkiye yozlaşır;

Türkçe yok oldukça Türkiye yok olur.

Birileri Türkiye'yi batırma çabası gösterdikçe, başkaları da sorumluları arayacaktır kuşkusuz. Çukura düşürülüşlerimizin, hepimiz, sorumlusuyuz, suçlusuyuz. Bugünkü savaşımımızı böyle bir bilinçle yürütmemiz gerekir. Herkes üstüne düşen görevi yapmalıdır. Görevden kaçanlar da suçludur.

Şeriatçılık denen bölücülüğün başkaldırması ve bu konuda bizim ne yapmamız gerektiği üstüne konuşmak üzere, Türkiye Yazarlar Sendikasında toplandığımız gün görüşümü orada da söylemiştim. Oktay Akbal,

"Evet, evet; suçluyuz, biz, suçluyuz." diye yanıtlamıştı.

Oysa Oktay Akbal'ın nasıl bir savaşım verdiğini ve vermekte olduğunu hepimiz biliriz, suçlamak değil, ona hakkını vermek gerekir. İşte bütün yazıları ortada... Akbal; hep uyarmış, Atatürk devrimlerinden ödün vermenin bizi ortaçağ karanlığına götüreceğini söylemiştir, her yeri geldikçe durmadan uyarmıştır. Benim suçlamam, Akbal'a değil, her ödün verilişinde boş ver, ne çıkar bundan, diyenleredir. Din ile dilin ilgisi yok hangi dille olursa olur diyerek Türkçenin yerleşmesini önleyenleredir. Asıl suçlular ise, yönetimi ellerine geçirenlerdir.

Yönetimi ellerine geçirenler; ya aymazlıktan ya da hayınlıktan, kurtuluş savaşı utkusunun getirdiği aydınlık düzeni adım adım kararttılar. En son, 12 Eylül yönetimi; hem bilinçsizliğinden hem de güvensizliğinden ödün üstüne ödün vererek ellili yıllardan başlayan çorap söküğünü tümden hızlandırdı.

12 Eylül yönetimi, bütün yaptığı kötülüklere ek olarak da Türk Dil Kurumu'nu kapattı. Böylece Türkiye'yi batırmak görevini eksiksiz biçimde gerçekleştirmiş oluyordu. Kurtuluş savaşı utkusunun getirdiği aydınlık düzeni böylece batırmış oluyordu. Ama gene de bir yutturmaca yoluna saparak kapattıkları bağımsız, özgür, bilimsel, devrimci Türk Dil Kurumu'nun yerine sahtesini kurmaya yöneldiler. Yani göz boyayacaklar da suçlarını gizleyeceklerdi. Atatürk'ün vasiyetini bozma suçu nasıl gizlenebilir? "Yutturmacalarla", göz boyamalarla, çorap söküğü, işte böyle bugünlere geldi.

Bugün ise her şey toz duman: Bir başkası, kendi düzenini "kan" dökerek getireceğini söylüyor, söyleyebiliyor; gözdağı vererek açık açık söylüyor, söyleyebiliyor. "Kan" dökeceklermiş; öyle mi? Ona, yıllardan beri yataklık eden bütün okullar, bütün yüksekokullar, bütün Milli Eğitim Bakanları suçludur. Küçücük bir ödünden ne çıkar denemez, ödün verilemez. Ama, bol bol verilmiştir. Milli Eğitim kadrolarındaki bütün yöneticiler; bütün Talim Terbiye Kurulları; hepsi suçludur. Eskisi, yenisi; bütün üniversiteler suçludur. Kurtuluş savaşı utkusunun getirdiği aydınlık düzenden sürekli ödünler vererek geleceğimizi bile karartanların hepsi suçludur.

Herkesi us yoluna çağırıyorum. Kuşkusuz, her ulus, kendine yaraşan yönetimi bulur!

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2008