Yine Ömer Asım Aksoy
Ahmet Miskioğlu
Ömer Asım
Aksoy, yirmi yaşlarında iken bir savaşım içinde buldu
kendini. Daha doğrusu, kendi eylemiyle savaşın içine girdi.
Her yurtsever genç gibi, yurt savunmasına koştu. Yıllarca
sürecek bir direnmeyi, yıllarca sürecek bir uğraşı göze
aldı. Şimdiki, askerlik hizmetinin üç ay uzatılmasına,
korkarak karşı çıkanlar gibi tabansızlık yapmadı; bunların
tam tersi bir yüreklilik gösterdi, askerliğe koştu.
İnsanın,
ulusunun diline, ekinine bağlılığı ile yurtseverliği
arasında bir koşutluk vardır. Bu koşutluğun en güzel
örneğini Ömer Asım’da görüyoruz.
1919'dan
önce ve sonra, Antakya'da, Adana’da, Şanlıurfa'da,
Kahramanmaraş’ta nasıl büyük, ölümcül bir savaş var idiyse;
Gaziantep’te de öyle bir savaş vardır. Önce İngilizler,
sonra aralarındaki anlaşmaya göre Fransızlar, kente egemen
olmaya çalışmışlar, kendi güçlerini ve Ermenileri kullanarak
Türkleri ezmek, yok etmek girişimini sürdürmüşlerdir.
Ömer Asım
Aksoy, İstanbul'da Haydarpaşa Tıp Fakültesi'nde
yükseköğrenim görmektedir bu sıralarda. Önüne iki yol çıkmış
oluyor: Okumayı mı sürdürmeli, Gaziantep savaşına mı
katılmalı? Her yurtsever gibi yurdunu saldırganlardan
kurtarmak için öğrenimini bırakıp savaşa atılmayı yeğledi.
Yineliyorum
sözümü: Şimdiki bazı tabansız zavallı gençler askerlik
hizmetinin üç ay uzatılmasına şımarık bir gözüpeklilikle
karşı çıkıyorlar; Ömer Asım bunların tam tersini yaptı,
askerliğe koştu... Hem de başlamış olduğu öğrenimini
bırakarak koştu; "Gel askerlik yap" diye çağıran olmadığı
halde öğrenimini bırakarak askerlik yapmaya koştu...
Ömer Asım
Aksoy, dilseverliğiyle örnek bir insan olduğu gibi, bu
yurtsever tutumuyla da örnektir.
Bilinçsizliği ve korkaklığı -yüzleri kızarmadan ustaca kaçış
yöntemi uygulayarak- bir yiğitlikmiş gibi göstermeye
kalkışanların önüne koymalı böyle örnekleri.
Türk Dil
Kurumu, ne yazık ki, sahiplerinden düşmanca alınıp gelişmeye
karşı olanların eline verilmiştir 1983'ten beri... Kurumun
depolarında Ömer Asım Aksoy’un sanıyorum basılı on binlerce
yapıtı vardır. Onları ele geçirenler, yakmış, yok etmiş
olmasınlar; “Türkçe Sözlük"ü yok ettikleri gibi?... Türkçe
Sözlük’ü yok etmeleri bir yana, Türk Dil Kurumu’na yerleşen
kurum düşmanları, ayrıca “Türkçe Sözlük”ün sahtesini de
yayımlamışlardır. Doğrusu, bunların her türlü kötülük
yapacaklarından korkulur. Ömer Asım Aksoy, onların
yanlışlarını sergileyip duruyordu, kamuoyuna gösteriyordu.
Yetkilileri uyarmaya çalışıyordu. Yetkililerin de uyanacağı
yok mu ne? Emin Çölaşan'ın dediği gibi "Çapsız Yöneticiler
Dönemi"ni mi yaşamaktadır Türkiye'miz? Kimsenin uyanmaya
niyeti yok. "Dilin kurtuluş çabaları elden gidiyor demek,
ülkemiz elden gidiyor demektir.
Söyleyecek
çok şey var. Ancak bütün bunları göz önüne getirerek Ömer
Asım Aksoy'un "Özleştirme Durdurulamaz”[i]
adlı yapıtından bazı düşüncelerini, bilenlere anımsatmak,
bilmeyenlere de ilk kez sunmak için aşağıya alıyorum:
"Sözcük yaratma ilkesinde birleşiyorsak bunun yolu,
bulacağımız sözcükleri korkmadan ortaya atmaktır. Ortaya
atılmayan bir sözcüğün tutunabilip tutunamayacağını hiç
kimse önceden kestiremez."
"Herkesin bildiği daha nice yabancı sözcükler vardır ki,
'hiç kimsenin bilmediği' yeni Türkçeleri ortaya atılıp bir
süre kullanıldıktan sonra, eskiden bilinenler bilinmez,
hatta gülünç oldular."
"
'Hükümranlığımızın lüzumlu kıldığı kelimeleri fethettik'
diye yorumlamak çok yanlıştır. Biz o sözcükleri fethetmedik;
o sözcükler bizim dilimizi fethetti. Çünkü biz ‘fatih'
olduğumuz halde Arapça ve Farsça ile temsil olunan din ve
kültürün egemenliği altında idik ve Türkçemiz, bu
beyannamede 'fethettiğimiz' denilen sözcüklerin yüzyıllar
boyunca tutsağı oldu."
"Türkçe,
kendi ulusal gücü içerisinde serpilip olgunlaşmalı idi.
Vaktile yanlış bir yol tutulmuştur. Yabancı sözcükler Türkçe
sözcüklerden üstün görülmüş, hatta kutsal sayılmıştır. Bu
yüzden de dilimiz işlenmemiş, kısır kalmış, yoksul
düşmüştür. Biz şimdi, geç kalmış bir ödevi başarmak,
Türkçeyi işlemek, kısırlıktan kurtarmak, zenginliğine
kavuşturmak istiyoruz. Bu bizim için hem bilimsel hem ulusal
bir borçtur."
"Dil
devrimi gereksemeden doğmuş bir akım, önüne geçilemeyecek
bir seldir. Onu durdurmaya kimsenin gücü yetmez. Yapılacak
şey engellemek değil, taşkınlıkları ana yatağa çevirerek
akıma yararlı bir biçim ve yön vermektir."
"Bizim
ilkemiz, doğudan gelen sözcüklerin de, batıdan gelen
sözcüklerin de salgınına karşı koymaktır."
"Öyle bir
ortamdayız ki devrimleri yıkmak isteyenler, adlarının
başında 'devrimci, Atatürkçü, ilerici' sözler bulunan
dernekler kuruyorlar. 'Milliyetçi' adını taşıyan bir
kuruluş, milli dilin karşısına dikiliyor... İş sözde değil,
davranıştadır. Bir kişi ehlimizi yabancı dillerin
boyunduruğundan kurtarmayı gerçekten ve içten istiyorsa 'her
sahadaki bütün mefhumları' demez, 'her alandaki bütün
kavramları' der. 'Yabancı dillerin tesirinden’ demez,
'Yabancı dillerin etkisinden' der."
"Kişiliğinin değerini düşürmek istemeyen bir profesör,
sözlerinde iki şeye çok dikkat eder: Davayı kazanmak için
yalan söylemez, aleyhine de olsa gözlemlerini olduğu gibi
belirtir."
"Türk
dilini yükseltenlere -siyasi de olsalar- saygı göstermek,
baltalayanlara - siyasi de olsalar - karşı koymak, siyasete
karışmak değildir; siyasi olmayan ulusal bir ödevdir."
[i] Ömer Asım Aksoy, Özleştirme
Durdurulamaz, ikinci baskı, Türk Dil Kurumu
Yayınları, Ankara 1973