İki ayın
içinden
37
KİŞİYİ YAKARAK ÖLDÜRDÜLER
2 Temmuz
1993... Yüzlerce yıl, binlerce yıl unutulamıyacak bir tarih.
37 kişiyi Sivas’ta yakarak öldürdüler.
Türk yazını
tarihlerinde okuduğumuz için zaman zaman yeri geldikçe "Nesimi’yi
derisini yüzerek öldürdüler!" diyorduk. Ancak, doğrusunu
söylemek gerekirse, kişioğlunun böyle canavarlaşacağına için
için inanamıyorduk. Olamazdı, bir ozanı, derisini yüzerek
hiç kimse öldüremezdi. Bunun olanağı yoktu.
Hayır,
olanağı vardır. Bugün kesinlikle anlıyoruz ki, Nesimi,
derisi yüzülerek öldürülmüştür; İçin için inanamazlığa gerek
yok. Kişioğlu hayvandan daha hayvan oluyor, hayvandan daha
acımasız oluyor. 20. yüzyıl uygarlığının sonunda, uygar
Türkiye'de birtakım gözüdönmüşler 37 yaratımerini yakarak
öldürüyorlar.
Biz, sözü
uzatmadan, görgü tanıkları tanıklığına başvurarak duruma
bakalım:
"Isıdan
şekil değiştiren kapı camına elimi vuruyorum hemen geri
çekiyorum. Ateş gibi. Ve dışarıda kızıl alevin dilini
görüyorum arada bir. Geç mi kaldık acaba? Yan odaya
geçebilirsek, kurtulabiliriz belki. Burada bekleyip
ölmektense, denemekte yarar var. Aziz Ağabey'e düşüncemi
açıklıyorum, 'hemen' diyor. Daha fazla dayanma gücümüz
yok... Kapıyı açıyorum. İçeriye bir ejderha kızıl dilini
uzatıyor. (...) Öleceğiz abi, diyorum. Böyle bir ölümü hiç
beklemiyordum diyor Aziz Ağabey (...) -Polis çığlıklarım
devam etti. Ola ki insan sütü emmiş birileri çıkardı
içlerinden. Nitekim yanılmadım, biri sivil, öbürü çift
yıldızlı bir komiser Aziz Ağabey'i sahiplendiler. O sakallı
azgın ile öbür görevlilerin eline düşmeden kendimi aşağı
atıverdim. Aziz Ağabeyle birlikte girdik polis otosuna. O
halde bile dövüyorlardı Aziz Ağabey'i... Yürüdü araba yardı
geçti kalabalığı. (...) Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesinde
insan doktorlar ve hemşireler çok sıcak karşıladılar bizi.
Ve iki polis sayesinde kurtulduk." (Lütfi Kaleİi, Aydınlık
gazetesi, 7 Temmuz 1993,)
Öbür tanık;
"Gözlerimizle gördük, video kayıtlarından izledik,
fotoğraflarına baktık, dinledik, anladık ve inandık ki;
gerici güruh devletin bilgisi altında, gözetimi ve denetimi
altında yaktı bizi. Biz yaşayanlar, yaşadığımıza
sevinemiyoruz. Sadece utanıyoruz...
"...
Saldırganlar, devletten kültür merkezinin önündeki heykeli
İstemişlerdir, almışlardır. Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin
iptalini istemişlerdir, almışlardır. Şenlik için kente
gelenlerin canını istemişlerdir, almışlardır. Daha ne
alsınlar?.. Cumhuriyeti almaları da yakındır." (Ali Balkız,
"Pir Sultan Abdal dergisi, Sayı 8, Ağustos 1993)
Başka bir
tanık:
"Burada
dikkat edilmesi gereken ciddi bir durum var. Bir tahrikle
silahlar patlasa, değil 40 kişi 400 kişi ölse bu kadar acı
çekmezdim. Sivas olayı farklı. Yürüyen onbinleri... "Şeriat"
diye diye yeri göğü inleten on binleri gördüm. Son derece
düzenliydi... Son derece ciddiydi hepsi.
Binlerce
insan, 37 insanı birdenbire patlayan bir öfkeyle değil, son
derece soğukkanlı bir davranışla katletti." (Cengiz
Gündoğdu, İnsancıl dergisi, Sayı 34, Ağustos 1993)
Asım
Bezirci
Bu 37 addan
biri de Asım Bezirci. Gelecek sayılarımızda öbür adları da
değerlendirmeye çalışacağız. Bu sayımızda, perşembe
gecelerinin üyesi de olan Asım Bezirci’ye yöneldi
arkadaşlar. Günümüzün Neyzen Tevfik'i dediğimiz Nezihi
Gülcüoğlu, anımsanacağı gibi Asım Bezirci için dörtlükler
yazmıştır. Bu kez de şu dörtlükleri yazdı:
Yüreğim hiç
elvermiyor
Bezirciye yazmak ağıt
Şeriatçı yapmışola
Yöneticilerle bağıt
Ve laiklik
olgusu kim
Arar iken bir payanda
Bütün gözler seni arar
Her perşembe Çağlayanda.
Son kez
görmek ister idim
O sevimli güler yüzün
Kuşattı tüm benliğimi
Kapkaranlık yoğun hüzün.
Sizler ki
ey Sivaslılar
Yapsanıza 'harakiri'
Kanınızla atarsınız
Ruhunuza dolan kiri.
RIFAT
İLGAZ ÖLDÜ
1911
doğumlu ozan, romancı, öykücü, gülmece yazarı Rıfat Ilgaz,
Sivas'ta yobazların 37 yaratımerini yakmalarından kısa süre
sonra 7 Temmuz 1993 Çarşamba günü yürek bunalımı geçirerek
yaşamını yitirdi. Günlük gazetelerden öğrendiğimize göre, 2
Temmuzda Sivas’ta birçok yaratımerinin yakılarak
öldürüldüğünü öğrenince "Ben bu acıya dayanamam" demiş.
Yazın
evrenine şiirle giren Rıfat Ilgaz, sonradan gülmece
alanında, düzyazıda büyük ün yaptı, özellikle "Hababam
Sınıfı" yapıtıyla bütün bakışları üstüne çeken bir usta
görünümü kazandı. Asım Bezirci'nin "Rıfat Ilgaz" betiği
Çınar Yayınları arasında yayımlanmıştır.
MACİT
GÖKBERK
Prof. Dr.
Macit Gökberk, 15 Ağustos 1993 günü Cerrahpaşa Tıp
Fakültesinde öldü. 18 Ağustos 1993’te Teşvikiye Camiinde
yapılan dinsel törenden sonra Edirnekapı gömütlüğünde
toprağa verildi. 85 yaşında bulunuyordu.
Atatürk'ün
kurduğu, bugün kapatılmış bulunan Türk Dil kurumu Başkanlığı
da yapan Prof. Dr. Macit Gökberk, yazılarında olanağı
ölçüsünde öztürkçe kullanmış, Türkçe karşılığı olmayan
kavramların Türkçe köklerden türetilen sözcüklerle
karşılanmasına emek vermiştir. Felsefe terimlerinin
Türkçeleşmesi için çaba harcamıştır. Onun bu emeği
unutulmayacaktır.
Başlıca
yapıtları; Kant ve Herder'de Tarih Anlayışı, Felsefe Tarihi,
Değişen Dünya Değişen Dil.
KADIKÖY-RIHTIM'DA İMZA GÜNÜ
Türk Dili
Dergisi'nin yazıevi yakınındaki ‘yazarlar Kitabevi'nin ön
alanında 21 Ağustos’ta saat 16.00 ile 19.30 arasında imza
günü yapıldı. Doğu Perinçek, Muazzez Menemencioğlu, İsmet
Kemal Karadayı, Nevra Bucak, Hasan Kıyafet, Zeynep Aliye'nin
katıldığı güzel bir imza günü... Rıhtım'ın serin bir köşesi
olan bu yerde gerçekleştirilen imza gününde çok sayıda
okurun yapıt imzalattığı görüldü. Güne konuk olarak Tahir
Özçelik, Ercüment Uçarı, Ahmet Miskioğlu, Emine Erbaş,
Hayriye Savcıgil, Mehmet Abbasoğlu da katıldı. Yazarlar
Kitabevi'nin yöneticisi Elvan Göçmen de bir konuksever
görünümü sergiliyordu.
Arat OVALI