Benzer Çizgiler
Uğur Mumcu
Uğur Mumcu öldürüldü! Anısına
saygı ile bir
yazısını yayımlıyoruz.
T.D.D.
Bugünlerde
düzenlenen açıkoturumlara çok sayıda 'İslamcı genç'
katılıyor. Bu İslamcı gençler, coşkuları ve tepkileri ile
60'lı yıllardaki devrimci gençlere benziyorlar.
60’lı
yıllarda üniversite ve yüksekokullarda devrimci inançlar,
sosyalist ideoloji ile birlikte hemen hemen bütün gençliği
etkilemişti. 27 Mayıs İhtilali ile gelen özgürlük
rüzgârları, gençliği peşinden sürüklemiş; antiemperyalist
düşünce ve inançlar, üniversite gençliğini gençlik aşkları
gibi büyülemişti.
27 Mayıs
öncesi üniversite gençliğinin verdiği özgürlük savaşı; 27
Mayıs'tan sonra bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm savaşımı
ile sürdürülüyordu.
Üniversitede düzenlenen açıkoturumlarda gençlik, sosyalist
yazarları ve öğretim üyelerini çılgınca alkışlıyordu.
60'lı
yılların başındaki “milli petrol” ve 'milli maden' kavgaları
'Amerikan üslerine hayır' kampanyalarına dönüşüyordu.
Ne olduysa
hep işte o sıralar oldu; sosyalist gençlerin bir kısmı
'Leninci ve 'Maocu' akımlara kapıldılar; Atatürk
devrimciliği bir 'üstyapı değişikliği' olarak görülerek
aşağılandı. Emperyalizme karşı silahlı savaş veren Mustafa
kemal ve Mustafa Kemal'in 'tam bağımsızlık' inacıyla devlet
kuran 'Kuvay-i Milliyeciler', modası geçmiş devrimciler
olarak unutturulmak istendi.
Aynı
günlerde sosyalist ideolojiye silah da sokuldu. Sosyalist
ideolojiye silah sokulması sol ideoloji ile kitleler
arasındaki güven bağlarını da yıktı.
12 Eylül
darbesi, 1960 ihtilalinden sonra yükselen sosyalist
ideolojiye İslamcı ideoloji ile engel olmaya çalıştı.
Üstelik, dünya konjonktürü de böyle bir stratejiye uygun
düşmekteydi.
Pentagon ve
Beyaz Saray, Sovyetler Birliği'ni kuşatan Müslüman ülkelerin
İslamcı ideoloji ile donatılmasını istiyor; bu stratejiyi
'yeşil kuşak teorisi' olarak adlandırıyordu.
İslam, en
etkili 'anti-komünist ideoloji' değil miydi?
İslam dini
ve İslam dinince kutsal sayılan kavramlar siyasal amaçlarla
kullanıldı. Suudi kuruluş 'Rabıta' bu stratejinin kasası
işlevini yüklendi.
27 Mayıs
1960 ihtilali Türkiye'de sola yeşil ışık yakmıştı; 12 Eylül
harekâtı da İslamcı gençliğe...
Ne ilginç
ve dramatik gelişme; solu 27 mayıs doğurdu; İslamcı
akımların güçlenmesine de 12 Eylül askeri htilali yol
açtı...
İslamcı
gençler, Atatürk'ü küçültmek ve devrimleri karalamak için
yarışa giriyorlar. Atatürk'ün 'din düşmanı' olduğuna da
inandırılıyorlar.
Dinsel
akımların siyasallaştırılması, ekonominin askerler eliyle
liberalleştirildiği döneme rastlıyor.
‘Ekonomilerin militarizasyonu' ve 'Dinin politizasyonu'...
Bu iki olgu
birlikte yaşanıyor.
Ekonomik
model, emek gelirlerini azaltırken kâr-faiz-rant gibi
sermaye gelirlerini arttırıyor. Din sömürüsü türban bayrağı
ile bugünlerde İslamcı gençliği sarıyor.
Hedef,
Atatürk'ün laiklik ilkesidir.
Laiklik
ilkesinin ardında kanlı savaşlardan ve ayaklanmalardan çıkan
, deneyler ve dersler yatıyor.
Hz.
Muhammed'in torunu İngiliz ajanı Mekke Şerifi Hüseyin'in
Türk askerlerini arkadan hançerlemesi... Yurt topraklarını
düşmana karşı savunan Mustafa Kemal ve Kuvayi Milliyecilerin
halife orduları tarafından din sömürüsü silahı ile yok
edilmek istenmeleri... 1925 yılındaki Şeyh Sait
Ayaklanması'nda din ve dince kutsal kavramların siyasal
amaçlarla kullanılması...
Mustafa
Kemal’in Şeyh Sait Ayaklanması günlerinde "Hıyaneti Vataniye
Kanunu'nu çıkarması boşa değildir. O günlerde Şeyh Sait,
dince kutsal ne kadar kavram varsa bunları bayrak yapmış;
Mustafa kemal de "Dini ve dince kutsal kavramları siyasete
temel yapmak veya araç olarak kullanmak amacıyla örgüt
kurmak yasaktır. Bu tür örgütleri kuranlar, vatan haini
sayılırlar” diye yasa getirmiştir.
Şeyh Sait
Ayaklanması'nın genç cumhuriyete faturası Musul olmuş;
emperyalizm, Türkiye'nin elinden Musul'u bu yolla
alabilmiştir.
Bunlar
bugünkü İslamcı gençler için de ders olmalıdır.
27 Mayıs
İhtilalı'ndan sonra yurtsever duygularla yola çıkan gençlere
nasıl 'kurt kapanları' kurulmuşsa; bugünkü İslamcı gençlere
de aynı kanlı pusular kurulacak, aralarından bazıları
silahlı eylem bataklığına sürükleneceklerdir.
Bugün
onların inançlarını kullananlar; yarın, türlü tuzaklarla
idam sehpalarına ve cezaevlerine sürüklenecek İslamcı
gençleri, bu düzenin ayrıcalıklı pencerelerinden ve
sığındıkları köşklerden ve kuruldukları işveren
sofralarından kayıtsız bakışlarla izleyeceklerdir.
Tıpkı dünün
anlı-şanlı Marksist yazarlarının bugün yaptıkları gibi...
Cumhuriyet,
1.11.1990, 12.2.1993