Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Sabahattin Kudret Aksal

 

Ahmet Miskioğlu

 

Sabahattin Kudret Aksal’la ilgili, şimdilerde yeniden anımsadığım yığından fotoğraf var belleğimde.

Melisa Gürpınar, Mehrizat, Nevhiz, o ve daha başkaları; söyleşiyoruz.

İşte -dedim- sağlığınız çok iyi bugün. Kendinizi toplamışsınız. Yüz görünüşünüz canlı canlı olmuş. Birkaç kilo almanız yaramış."

"Hayır -diye atılıyor Doktor Yegenağa- Sabahattin Kudret için kilo almak hiç iyi değil. Ona şişmanlık hiç yaramaz. Keşke zayıflasa!"

Başka bir anı. Dönüp dönüp arkaya bakıyor Sabahattin Kudret.

"Garson mu çağıralım, istediğiniz bir şey mi var?" diye soruyoruz.

"Bir pencere açık olmalı, rüzgâr geliyor!"

Oysa, bütün kapılar, pencereler kapalı. Sonradan anlıyoruz: Kapalı kapının alt ucu ile yer arasındaki ince aralıktan gelen havadan etkileniyor.

Benzer anıları bir araya getirince Sabahattin Kudret Aksal'ın, o zamanlar pek anlayamadığımız büyük sağlık sorunları çıkıyor ortaya...

Sabahattin Kudret Aksal’la en son 5 Haziran 1992 günü telefonla konuştuk. Melisa Gürpınar'ın Türk Dili Dergisi'nin Mayıs/Haziran 1992 sayısındaki "Kahvede Şenlik Var" oyununun eleştirisiydi konumuz. Melisa'nın iyi bir yazar, incelikleri yakalamasını bilen iyi bir eleştirmen olduğu üstünde durduk. "Ona hep yazdıralım, ara verdirmeyelim." dedi. Perşembe toplantısının son zamanlarda bozulan yanlarının düzeltilmesi, aksamaları giderici önlemler alınması konusunu da ele aldık; en yakın zamanda buluşup konuşacaktık. Yaşam dolu bir insandı. İlgi alanı çok genişti. Türk Dili Dergisi'ni de sordu. Muhsin Ertuğrul üstüne yaptığı konuşmanın on sayfa tuttuğunu, Temmuz/Ağustos 1992 sayısında yayımlanacağını haber verdim.

Konuştuğumuzun ertesi günü Melisa Gürpınar'la da konuşmuş. Benimle söyleştiğini anlatmış. Yazısını çok beğendiğimizi açıklamış.

Sabahattin Kudret Aksal, bir iki gün sonra 10 Haziran 1992 Çarşamba günü sayrılar evine gidip yürekyazımına (kardiyografisine) baktırıyor. Yürekyazımı (kardiyografisi) iyi çıkıyor. Eve sevinçle dönüyor. Eşi Münire Aksal’a muştuyu veriyor;

"Yürekyazım (kardiyografi) iyi çıktı!"

İyi çıkmasına karşın (şaşılacak bir şey!) o günün akşamı yürek bunalımı (krizi) geçiriyor: Sırtında bir ağrı, dayanılmaz bir ağrı duyumsuyor; bir de, bütün gövdesinde güçsüzlük... Bu kez, eşi Münire Aksal, onu sayrıevine götürüyor. Yürekyazım (kardiyografi) iyi çıkmış ama, görünümü yürek bunalımını apaçık göstermekte.

Hemen yoğun bakıma alınıyor.

Sabahattin Kudret Aksal, 11 Haziran 1992'den başlayarak günlerce kimse ile görüştürülmeden yoğun bakımda kalıyor. 14 Haziran, kurban bayramının son günü... Günler geçiyor. Eşinin bile bir iki dakikadan fazla görmesine izin verilmiyor. Bitkin bir durumda olmakla birlikte, iyiye doğru gitmekte olduğu öğreniliyor; 17 Haziran Çarşamba günü eşine ilk kez bir iki sözcük söyleyebiliyor. Ayın 18'inde de daha iyiye doğru gitmekte olduğu gözlemleniyor. Ancak, eksiksiz iyileşmesi için on gün daha yatması uygun görülüyor. Herkes seviniyor artık: On gün sonra Sabahattin Kudret Aksal, iyileşmiş olarak çıkacak "Kalp ve Damar Hastalıkları Hastahanesi"nden...

Ne yazık ki, on gün dolmadan Aksal'a inme iniyor. Gövdenin sağ yanı bütünüyle inmeli duruma düşüyor.

Bu durumda Doç. Dr. Itır Yegenağa, "Ben Numune Hastahanesi’ne alırım," der. Prof. Dr. Coşkun Özdemir de Çapa İstanbul Tıp Fakültesi Hastahanesi'ne götürmeyi önerir.

23 Haziran 1992 günü bitkisel yaşama geçiyor Sabahattin Kudret...

Çapa'da bitkisel yaşamdan kurtulsa da, sağ yanı bütünüyle inmeli olarak çevresinde olup bitenlerin bilincine varamadan, konuşamadan, dinlediklerini anlayamadan aylarca kaldı... Üzgüntüler, sıkıntılar içinde başından bir an bile ayrılmayan eşi Münire Aksal, her "iyiye gidiyor, iyileşiyor." denmesinde ölçüsüz sevinç duyduğu için, Coşkun Özdemir, onu uyarır:

"Hiçbir zaman eski durumuna gelemiyecek!"

Sabahattin Kudret, yürek bunalımı sırasında yoğun bakımla yürek damarını tıkayan kan pıhtısından kurtarılmıştı ama, bu kez aynı pıhtı, kan dolaşımı ile beyne gelerek beyindeki kan damarını tıkamıştı. Sabahattin Kudret’e bu yüzden inme indi.

İnme indikten sonra onun uygun sağaltımın yapılabileceği bir yere hemen ulaştırılması gerekirdi. En geç altı saat içinde ulaştırılması gerekirdi. Bu altı saatte bile beyin işlevlerinde büyük bozukluklar oluşabiliyor. Altı saatte ulaştırılabildi mi, bilmiyorum. Bozulan beyin işlevlerinin çok uzun süren sağaltım çabalarıyla eski durumuna gelebilmesi olanağı varmış. Nitekim, başka büyük bir yazarımız kendi çabasıyla ve yakınlarının çabasıyla kurtuluşa ulaşabilmişti geçen yıllarda.

Şimdi eşi Münire Aksal’ın,başı ucunda bulunduğu Sabahattin Kudret, Haydarpaşa Numune Hastahanesi’nde yatıyor.

Sabahattin Kudret’i kurtarmak için çırpınanlar çok. Söz gelimi, Mehmet Saçlıoğlu koşturuyor, Sabahattin Batur'la Alp Kuran da çırpınıyor; Oktay Akbal ve Sami Karaören de... Daha bilmediğim birçokları... Ama Devlet eli olmazsa nasıl gücümüz yeter?

Prof. Dr. Coşkun Özdemir, "Kesinlikle eski durumuna gelemiyecek." diyorsa; eski durumuna gelemiyecek demektir.

Vah, Sabahattin Kudret vah!

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007