Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

TÜRK DİL KURUMUNUN KAPATILMASI
            CİNAYET FİLMLERİNE BENZİYOR

 

Ahmet Miskioğlu

 

Gerçekten bir savaşım içindeyiz. Altmış yıldan beri sürüyor bu savaşım. 'Altmış yıldan beri’ demekle, Türk Dil Kurumu'nun kuruluşundan beri sürüyor demiş oluyorum. Türk Dil Kurumu, 12 Temmuz 1932'de kurulduğuna göre kapatılmamış olsaydı 1992'de altmış yaşını doldurup altmış birinci yaşma basacaktı.

Aslında savaşımız yüz, iki yüz yıldan beri ve daha eski yıllardan beri sürmektedir. Türk dilinin kendi benliğini kurtarma savaşımıdır bu. Türk Dil Kurumu'nun kurulmasıyla örgütlü olarak sürdürülmüştür. Doğal olarak örgütle çok daha iyi sonuçlar alınmıştır. Bütün Türk yazarları, ozanları, bilim adamları gelişmelere katılmış, dil devrimi ulusa mal olmuştur.

Türk Dil Kurumu’nu kapatarak gelişmeleri durduracaklarını sanan 12 Eylül’cüler yanılmışlardır, çünkü gelişmeleri durduramamışlardır. Paşa gönülleri gelişmeleri durdurmak istiyordu. Atatürkçüyüz diye diye ilkeleri yok ediyorlardı.

Amacı, Türkçenin özleştirilmesi ve geliştirilmesi olan bir kurumu acımasızca kapattılar; hem de Atatürk'ün bütün kalıtına hukuk dışı, insanlık dışı bir tutumla el koyarak kapattılar.

Türk Dil Kurumu, yani kapatılan Türk Dil Kurumu; Türkçeyi bağımsızlığına kavuşturmak istiyordu. Dili geliştirme, özleştirme ve kendine yeter duruma getirme çabası gösteriyordu. Bunun için devrimci bir anlayışla deviniyor ve bilimsel yöntemler kullanıyordu. Türk dili araştırmalarını bütün alanlarda sürdürüyordu. Sonuç olarak, Kurum, gerçekten tarihimizin hiçbir döneminde görülmeyen üstün bir başarıya ulaştı. Bu; dilimizin ve ulusumuzun başarısı demekti. Çünkü Kurum, Atatürk'ün kendisine vasiyet ettiği kalıtını en tutumlu bir biçimde kullanarak ulusumuzun ekinine en üstün yararı sağlayabilmişti. Doğal olarak, özverili etkinliğiyle yalnız üyelerinin değil bütün ulus bireylerinin temsil hakkını kazandı.

Kapatılan Türk Dil Kurumu, bu temsil gücüyle, sorunlarımızın birçoğunu çözümlemişti. Bir devlet kurumu olmadığı halde, hiçbir yaptırım gücü bulunmadığı halde Türkiye'de görülmemiş bir birlik sağlamıştı. Bu, kıvanç verici bir olaydı. Aydınlar için, yazarlar, ozanlar, sanatçılar için, bütün yaratımerleri ve bütün ulus bireyleri için kıvanç verici bir olaydı. Hepimiz için bir sevinç kaynağıydı.

Ancak, nasıl ki, yeryuvarlağının her yöresinde, her ulusun içinde tek tük hayınlar bulunursa, Türkçenin bağımsızlığının sevincini de çekemeyen örümcekleşmiş geri kafalılar da vardı aramızda. Kurumu arkasından vurmaya hazırlandıklarını, zaman zaman eyleme geçmelerine karşılık başaramadıklarını görmüyor değildik. Ancak Atatürk'ün kalıtının güvencesine inanarak, yeryüzünün her uygar ülkesinde mülkiyet hakkının kutsallığına, dokunulmazlığına güvenerek ulusumuza hizmetini sürdürüyordu Türk Dil Kurumu.

Atatürk ne demişti? Yönetimi ellerine geçirenler, aymazlık, sapkınlık ve hatta hayınlık içinde bulunabilirler!

Evet, hayınlık içinde bulunabilirler.

Bakarsanız ne Atatürk'ün kalıtının güvencesini tanırlar ne de mülkiyet hakkının kutsallığını, dokunulmazlığını!

Beyinleri Türkçenin gelişmesine karşı düşmanlıkla yıkanmış olan örümcekleşmiş geri kafalılar, ne yapar yapar, gelişmeyi önleme olanaklarını aramayı sürdürür!

Yeryuvarlağının neresinde olursak olalım uygar bir ülkede insanın tüylerini diken diken edebilecek çok ilkel işlemleri yüzleri kızarmadan yürütebilirler.

Ne insana saygı var, ne insan onuruna değer veriliyor ne de Atatürk'ün haklarına...

Doğrusu şudur ki, Türk Dil Kurumu’nun kapatılması, cinayet filmlerine benzemektedir.

Bazı cinayet filmleri vardır, izlemişsinizdir:

Polisçe aranan bir suçlu adam; suçsuz-sessiz bir kişinin yoluna çıkıyor, onu öldürüyor.

Sonra öldürdüğü adamın nüfus cüzdanını alıp kendi cebine koyuyor; kendi nüfus cüzdanını da yırtıp yok ediyor. Bunun ardından öldürdüğü suçsuz-sessiz adamın malvarlığına, kalıtına el koyuyor. Paralarını bol bol mirasyedi gibi kullanıyor.

Artık suçlu adam, öldürdüğü suçsuz - sessiz kişinin adıyla çevrede dolaşmaktadır.

Durumu bilenler, “Hayır, o sen değilsin, sen öldürdüğün adamın yerine geçmişsin!” diyemiyorlar, korkuyorlar.

İşte Türk Dil Kurumu'nun başına gelen böyle bir olaydır.

Türk Dil Kurumu kapatıldı. Şimdi onun nüfus kimlik kâğıdını “Biz o’yuz, biz Türk Dil Kurumuyuz" diyerek sahteciler kullanıyor.

Evet, bugün Türk Dil Kurumu’nun malvarlığını “biz o’yuz” diyerek sahteciler kullanıyor; ceplerindeki nüfus cüzdanları, öldürdükleri adamdan çaldıkları nüfus cüzdanıdır.

Bugün, dil bayramını kutlarken bağırıyoruz onlara: Siz o değilsiniz, siz Türk Dil Kurumu değilsiniz! Siz öldürdüğünüz adamın nüfus cüzdanını çalıp kullanan caniler ve sahtecilersiniz. Biz suçsuz - sessiz yurttaşlar olarak bunu yutmuyoruz.

Evet, böyle sesleniyoruz o cinayet filmlerinden hortlamış olan kimlik hırsızlarına.

Televizyonda izledik, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, yaptığı güzel konuşmasında, "Biz kimseyi kaldırıp yerine oturmadık; biz, seçimle geldik, demokrasi var ülkemizde!”dedi.

Bu demokrasi güvencesine dayanarak şimdi soruyorum. Bütün ağırbaşlı dilbilim dünyasının gözleri önünde soruyorum:

Cinayet filmlerinde görüldüğü gibi Türk Dil Kurumu’nu öldürüp, onun kimlik kartıyla ortaya çıkarak "Ben Türk Dil Kurumu’yum!" diyenlere ne zaman suç duyurusu yapılacak? Gerçeğe benzeyen demokrasinin koşulları ne zaman yerine getirilecek?

Bir caninin; öldürdüğü kişinin kimlik kartını kullanması ne denli aykırı ise, Türk Dil Kurumu kapatıldıktan sonra, Türk Dil Kurumu’nun düşmanlarını çağırıp, Kurumu onlara kullandırmak, o ölçüde aykırıdır. Büyük cinayettir. Baskıdır. Kargaşadır. Büyük bir yurt hayınlığıdır.

Uluslararası dilbilim ve Türkbilim alanında devletimizi, ulusumuzu ve bizim bilim dünyamızı küçük düşürmektir.  Bunu uygun bulmuyoruz, buna boyun eğmiyoruz.

Şimdi öğreniyoruz ki, Türk Dil Kurumu’nu öldürüp, onun kimliğini çalarak ceplerine koyanlar, “Biz O’yuz!” diyerek Dolmabahçe Sarayı’nda Uluslararası Türk Dil Kurultayı düzenliyorlarmış.

Yeniden haykırıyoruz:

Bunlar Türk Dil Kurumu değildir. Bunlar, Türk Dil Kurumu'nu öldürüp onun kimliğini ceplerine koyanlardır.

Yerli, yabancı bütün dilciler önünde; yerli, yabancı bütün yazarlar, yaratımerleri ye gazeteciler önünde açık olarak suç duyurusunda bulunuyoruz.


 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007