Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

ATAÇ HEP GÜNDEMDE

 

Ahmet Miskioğlu

Nurullah Ataç'ı anma gecesinin yankıları sürüyor. Doğan Hızlan “Hürriyet”te yazdı, Attila Birkiye "Cumhuriyette; son olarak da "Adam Sanat” dergisinde Orhan Barlas'ın Ataç konusunu işleyen bir yazısını okudum. [i] Türkiye Yazarlar Sendikası'nın Ataç'ı anma toplantısını da ele alarak, konuşmacıların neredeyse ağız birliğiyle Ataç'ın artık okunmadığından yakındıklarını da dile getiriyor.

Konuşmacıların "Ataç okunmuyor" görüşü, ne ölçüde gerçeğe uygundur diye kendime sormadan edemiyorum şimdi. Son yıllara değin satış yerlerinde Ataç’tan bir yapıt kalmış mıydı ki "Ataç okunmuyor!" demek yürekliliğini gösterebilelim? "Can Yayınları”nın Ataç yapıtlarını yayımlamaya başlamadan önce bir gün, bir tanıdığıma Nurullah Ataç’tan betik armağan etmek istemiştim de İstanbul'da birçok yeri aramama karşın bulamamıştım. Bu yüzden, ben “Ataç okunmuyor" görüşüne katılamıyacağımı belirtmek isterim. Aramanıza karşın bulamadığınız bir yapıtı nasıl okuyacaksınız, satış yerlerinde bulunmayan "Okunmuyor!" yargısını verebilirsiniz? Türkiye'de yayımlanan yapıtlar ne ölçüde okur bulabiliyorsa, sanırım ki, Ataç da o ölçüde bulacaktır. Ataç yapıtları sıra ile basılıp yayımlandıkça daha çok okunacaktır kanısındayım. Hem de benim görüşüme göre, okur patlaması bile yapabilir; yaratım ile, yaratım erleriyle ilgilenenler gittikçe çoğalıyor; engellemecilere direnenler gittikçe artıyor.

Orhan Barlas'ın sözünü ettiği anma toplantısında Ataç'ın birçok yönü dile getirildi. Sanki bir "ekin şöleni" vardı o gün anma toplantısında… Türk yazınında, kendi alanında, Ataç'ın “tek” olduğunu, düşüncelerinin de anlatımının da eskimediğini; önerdiği görüşlerinin bugün de değerini sürdürdüğünü söylüyordu Oktay Akbal. Ataç'ın tüm yapıtları gerekli açıklamalarla ortaya çıktığı zaman Türk yazınının en büyük başyapıtlarından birini kazanmış olacağını belirtiyordu Tahsin Yücel, gerekçelerini uzun uzun açıklıyordu; Ataç'ın önemli bir özelliğinin kesin bir düşünceyi benimseyip oraya hiçbir zaman yerleşmemek, hep sormak hep tartışmak olduğunu söylüyordu.

Bugün, Kültür Bakanlığı Müsteşarı olan Emre Kongar, neler anlattı, nasıl coşturdu dinleyenleri! – Özellikle böyle yapmayı seçtiğini söyleyerek – hem yer yer güldürdü,  hem de sinirlendirerek hop oturttu, hop kaldırttı bütün salonda bulunanları: "Bir Fransız çocuğu Fransız ekinini (kültürünü), ekinin temel taşlarını okulda öğrenir. Ortaokul ve lisede okur. Üniversiteye ulaşmadan her şeyi kavrar. Biz ise ne yapmışız? Türk ekininin temel taşlarının "yurt hayını" olduğu duyurusunu yapmışız. Ataç ve Ataç'ın savunduğu görüşler, "hayın" sayılmıştır. Bırakınız onu okul betiklerinde okutmayı, bunlardan söz açmak suç sayılmıştır. Bu toplumda yönetimi ele geçirenler, Atatürkçü olduklarını ileri süre süre Atatürk'ün kişisel haklarını zedelemişlerdir; "hukuk" dışı bir anlayışla kalıtına (mirasına) el atmışlardır; "vasiyetini bozarak Türk Dil Kurumu'nu kapatmışlardır. Bu nedenle ekinimiz bir türlü gelişmiyor. Bu nedenle hep bocalıyoruz. Bir Nurullah Ataç'ımızı bile kurtaramıyoruz!"

Nurullah Ataç'ın 'Seçtiğim kızım' dediği Bedia Akarsu, Atatürk dönemi'nin, gerçek deyimiyle aydınlanma döneminin tipik bir düşünürü olduğunu söyledi Ataç'ın. Onun 'Ben eleştirmen değilim' dediğini anımsatarak, düşüncelerini söyleyen, yazan bir insan olduğunu açıkladı. Türk Dil Kurumu'nun başarılarında onun büyük katkısı olduğunu anımsattı. Necati Cumalı; Tanzimatla başlayan yenileşme devinimlerinin bütün birikimlerini Nurullah Ataç'ın kendi kişiliğinde topladığını, onun hiçbir zaman raslantı olmadığını, Şinasi’yle başlayan aydınlar kuşağının, ortak koşulların yetiştirdiği yetkin bir beyni olduğunu vurguladı.

Gerçekten Nurullah Ataç yeniden gündemde!

Henüz bütün olarak, tüm olarak tanıyabilmiş değiliz onu. Ona yeniden eğilmek olanağı bulursak çok şeyler öğreneceğiz.

Anma gününde değinilmeyen bir noktayı da söz konusu yapmış Orhan Barlas: Kullandığı dilin kaynağını bilmek isteyen aydının yetiştirilmesi...

Bir aydın, düşünen bir kafa, kullandığı dilin köküne inmek, kökünü bilmek ister; o kökten türeyerek oluşan sözcükleri, oluşum kurallarını anlamaya çalışır; köklerin ve türemiş sözcüklerin üzerinde çaba harcar. Batı; bu nedenle okullarda Latince okutarak, Latincenin köklerini, türevlerini, türevlerin oluşum kurallarını küçük yaşlardan belletmeye başlayıp "aydın"ın oluşumunu sağladı, bizde de, eski yüzyıllarda "aydın"ın oluşumunun Medreselerde okutulan Arapçayla sağlandığı bilinmektedir. Arapça sözcüklerin kökleri, o köklerden yeni sözcükler türetilmesinin kuralları, bu kuralların ve bütün Arapça biliminin kullanana kazandırdığı bilimsel güç... hepsi "Medrese"de öğretiliyordu.

Ataç bakıyor, iki yol var karşımızda. Daha doğrusu bir "açmaz" var! İçinden çıkılmaz durumdan nasıl kurtulacağız? Nurullah Ataç, -Necati Cumalı'nın anlatımıyla- Şinasi’yle başlayan "aydınlar kuşağı’nın ortak koşulların yetiştirdiği yetkin beyni Nurullah Ataç; Cumhuriyetin "aydınlanma dönemi"nde sanki hepimizin temsilcisi olarak seçimini yaptı, Türkçeye yöneldi. Latinceye değil, Arapçaya değil; Türkçeye! Nurullah Ataç, eylemli olarak Türkçeyi seçip hepimizi kurtardı.

Ne çıkar Türk dilini seçmekten, güç bir iş mi, diye düşünmeyiniz sakın. Türk dilini savunmak en güç bir savaşımdır, hele o dönemde, Nurullah Ataç'ınki büyük bir yürekliliktir. Bugün bile, kapatılan Türk Dil Kurumu'nun durumunu düşünürseniz, bana hak vereceksiniz.

Evet, Nurullah Ataç'ın bütün yapıtlarını yeniden okumak dönemi başlamıştır. Çok şey öğreneceğiz ondan!


 

[i] Orhan Barlas, "Ataç, Yolun Yarısında," Adam Sanat Sayı: 78 (Mayıs 1992)

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007