Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

ATAÇ ile DAĞLARCA ÜSTÜNE

 

Ahmet Miskioğlu

 

Nurullah Ataç, yaşadığı yılları Türk şiirinin en ilginç çağlarından biri sayıyordu; çünkü bu yıllarda kendi alanında devrim yapmış üç ozan yaşamaktaydı: Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Orhan Veli...

Yahya Kemal, kendinden önceki şiir dilini yıkarak o dilin şiir için bir zincir olduğunu göstermişti. Nâzım Hikmet de "vezni” yıktı; "vezinsiz" şiirler yazılabileceğini, "veznin" aslında şiirdeki tatlı uyum için bir zincir olduğunu kanıtladı.

Ataç, Orhan Veli'nin daha da ileri bir adım atarak şiiri "şairanelik”ten kurtardığını * açıklıyor. Hem Yahya Kemal, hem Nazım Hikmet sözcüklerle oynayarak musiki yaratmaya çalışmışlardır. Orhan Veli'de bu gibi oyunlar yoktur. O, musikinin de şiirden kaldırılacağını anlatmıştır. Orhan Veli'nin şiirini kafamızla anlayabiliriz. Yahya Kemal'in Nazım Hikmet’in şiirlerini dinlerken dalsanız olur; Orhan Veli'yi dinlerken dalmaya gelmez... Ancak, Orhan Veli'nin bu gücü, aynı zamanda onun güçsüz yanıdır; kırılması gereken bir zincir oluşturmaktadır. Gerçek kurucu, kurtarıcı ozanın bu zinciri de kırması gerekecektir. Bizim şiir dilimizin de düzyazı dilimizin de soyutlaşmaya gereksinimi vardır. Ama bu işi kim ne zaman başarabilecek?

17 Kasım 1950 günü Ulus gazetesinde, ölümü nedeniyle, Orhan Veli üstüne yazdığı söyleşide Ataç'ın özet olarak bu görüşleri yer alır.

Sormaktadır Ataç: Bizim şiir dilimizin, düzyazı dilimizin gereksinimi olan soyutlamayı kim ne zaman gerçekleştirecek?

Yazının yazıldığı yıl 1950... Bugün 90’lı yıllardayız. 2000'ne doğru yol alıyoruz. O yazıdan bugüne değin yarım yüzyıla yakın bir süre geçmiş.

Bu süre içinde Nurullah Ataç'ın özlemi, yerine gelmiştir bile. Soruya yanıt verilmiştir bile...

Kim mi, özlemi yerine getirmiş; kim mi soruya yanıt vermiş?

İşte Fazıl Hüsnü Dağlarca... Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türk şiirini kurtararak Nurullah Ataç'ın özlemini yerine getirdiği gibi, Türk dilini de verdiği sayısız ürünlerle kurtarabilmiştir. Bin yıl sonra Türk dilinin nasıl geliştiğini merak edecek olanlar, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın son dönemlerde yazdığı betiklerine bakacaklardır. Dağlarca, yönetimi ele geçirenlerin her şeyi arapsaçına dönüştürmelerine karşı, tek başına savaşım vermeyi sürdürmüş bilinçli, güçlü, gerçek bir ozandır. Direncinde, kavgasında, yiğitliğinde bir bakıma Nurullah Ataç, Dağlarca’ya benzer; Dağlarca da Ataç'a benziyor. Zaten bütün uluslar arası kurtarıcılar birbirlerine benzemezler mi?

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın en son yapıtı elimde. Milliyet-Sanat’ın okuruna parça parça armağan ettiği "Sözcükler Doğada" dörtlükler betiği... İşte dörtlüklerden iki üç örnek:

BİTMEZ TÜKENMEZ ÖĞRENCİLİK

Bulmak istersen
 Anlam köyünü imgelem ilini
Dillerin sözcükleri yetmez
Öğren sözcüklerin dilini

EMEĞİN BAŞARISI

Son sözcükte
Değişiverir bütün yapı
İşte birden bire ağaçlar yemyeşil
İşte sallanmakta buğdayın sapı

ANLATIM

Sözcüklerini ayıklamıştır hep
Doğa yasasındaki dizeler
Ki evrenden ayıklanmıştır hep
Gökte gök yerde yer

SONUÇ

Sözcükleri doğada görürken
Duyarız evrensel aydınlığı biz
Yapıtın giziyle buluşur sımsıcak
Ellerimiz

Yönetimi ele geçirenler, Türk Dil Kurumu'nu da kapatarak Türkçenin gelişmesine karşı olan bir düzen kurma çabası gösterdiler. Okullarda, yüksekokullarda, üniversitelerde sözümona Türkçe okutuyoruz diyerek çocuklarımıza 'Osmanlıca-Arapça-Farsça'yı dayatıyorlardı... Bu öyküyü şimdi daha çok uzatmadan bir önerimi dile getirmek istiyorum: Genç anneler, babalar! Çocuklarınıza her sabah Fazıl Hüsnü Dağlarca'dan bir ya da iki sayfa yüksek sesle okutunuz! Anlasın, anlamasın her sabah yüksek sesle okutunuz! Bu; "Osmanlıca-Arapça-Farsça" ile koşullanmalarına karşı, çevremizdeki Fransızca-İngilizce-İtalyanca" ile oluşan korkunç yozlaşmalara karşı, çocuklarımızın tatlı dilimizle bilinçlenmelerini sağlayacaktır.

Oktay Akbal’ın Genel Başkan olarak Türkiye Yazarlar Sendikası adına açış konuşması yaptığı; Tahsin Yücel, Doğan Hızlan, Atilla Birkiye, Emre Kongar, Bedia Akarsu ile Necati Cumalı'nın konuşmacı olarak katıldıkları Nurullah Ataç toplantısı, 17 Şubat 1992 günü saat 18.00’de Karaca Tiyatrosu'nda başarıyla gerçekleştirildi. Sunuculuğu Onur Yurdatapan yapıyordu.

Kalabalık, coşku, doğrusu çok sevindirdi beni. Bugünkü yazım, o gecenin anısına yazılmıştır.                                                                  

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007