Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

GÖRÜLMEYEN, BAŞKASINDAN DUYULMAYAN
            (-İKLİ) GEÇMİŞ ZAMAN

 

Ahmet Miskioğlu

 

Bu yazımda İstanbul ağzında bulunmayan, ancak eskiden Antakya, Gaziantep, Kahramanmaraş gibi kentlerimizde kullanılmış olduğunu bildiğimiz bir geçmiş zamandan söz açıyorum.

Geleneksel dilbilgi açısından, eylem, çekimi olan bir sözcük türüdür. Kişi, sayı, cins, zaman ve kip gibi değişik kavramları içerir.

Zaman kavramı, eylemin içinde oluştuğu zamanı gösterir. Eylem çekiminde, zaman, temel kavramdır. Zamanlarına göre eylemler;

1.       geçmiş zaman,

2.       şimdiki zaman,

3.       gelecek zaman,

4.       geniş zaman

olarak dörde ayrılıyor.

“Eylemen bildirdiği zaman, içinde bulunulan zamandan önceyi gösteriyorsa buna

"geçmiş zaman" diyoruz.

İstanbul ağzında iki türlü geçmiş zaman vardır:

1.       Görülen "-di’li” geçmiş zaman

2.       Öğrenilen-başkasından duyulan "-miş’lı" geçmiş zaman
Antakya ağzında bu iki geçmiş zamandan başka bir üçüncü daha vardır;

3.       Görülmeyen, başkasından duyulmayan, ancak oluştuğu anlaşılan “ik’li” geçmiş zaman vardır.

Çekimlerini karşılaştırarak "oluştuğu anlaşılan “-ik’li” geçmiş zamanın niteliğini ve yerini belirleyelim.

görülen "-di'Ii”  geçmiş zaman               Öğrenilen, başkasından duyulan;"-miş'li" geçmiş zaman

geldim                                                                                gelmişim
geldin                                                                                 gelmişsin
geldi                                                                                    gelmiş
geldik                                                                                 gelmişiz
geldiniz                                                                                             gelmişsiniz
geldiler                                                                                              gelmişler

Görülmeyen, başkasından duyulmayan, ancak oluştuğu anlaşılan (ik'li) geçmiş zaman:

geliğim
geliksin
gelik
geliğik,
geliğiz
geliksiniz
gelikler

Bu bildirme kiplerinde biçimsel ayrım apaçık görülüyor. İstanbul ağzında kullanılan "görülen "-dili" geçmiş zaman" geldi ve "öğrenilen, başkasından duyulan "-misli" geçmiş zaman" gelmiş çekimleri Antakya ağzında da kuşkusuz bulunmaktadır. Ancak Antakya ağzı mantığına göre, geldi ve gelmiş biçimlerinden başka -önemli bir inceliğin yitirilmemesi için- gelik biçiminin de kullanılmasına gereksinim vardır. Çünkü geldi ile gelmiş arasında ne ölçüde bir ayrım, ne ölçüde bir ayırtı varsa, gelik de o ölçüde ayrımlıdır. Antakya ağzı mantığına göre, bu noktada İstanbul ağzında önemli bir eksiklik vardır. İstanbul ağzını bilip de antakya ağzını bilmeyenler, bu eksikliğin hiç kuşkusuz ayrımına varamazlar.

Yukarıya aldığım bildirme kipinden başka çekimleri de yazdıktan sonra açıklamaya geçelim.                                                                                                                       

Görülmeyen, başkasından duyulmayan ancak oluştuğu anlaşılan geçmiş zamanın hikâye bileşik zaman çekimi:

geliktim
geliktin
gelikti
geliktik
geliktiniz
geliktiler, geliklerdi

rivayet bileşik zaman çekimi                                 koşul bileşik zaman çekimi

gelinmişim                                                                                       geliksem
gelikmişsin                                                                                      geliksen
gelikmiş                                                                                            gelikse
gelikmişik, gelikmişiz                                                                  geliksek
gelikmişsiniz                                                                                   gelikseniz
gelikmişler, geliklermiş                                                                             gelikseler, geliklerse,

Eylem çekimlerini yukarıya yazdıktan sonra anlamlarını örneklerle anlatabiliriz.

-ik’lı geçmiş zaman, birbirinden ayrımlı üç anlama geliyor;

1. Varsayalım ki, fakültede öğretim üyesi, bir Antakyalı öğrenciye başka bir öğrencinin, sözgelimi B'nin fakülteye gelip gelmediğini soruyor. Antakyalı öğrenci yanıt vermek için gidip B’yi kitaplıkta, öğrencelikte, bahçede arar. Bu arama sonunda Antakyalı öğrenci aranan B'yi bahçede görmüş olsun.''Yani sorulan öğrenci gelmiştir. Artık gidip öğretim üyesine B'nin gelmiş olduğu haberi verilebilir. Haber verilebilir ama nasıl söylenecek?

İstanbul ağzı ile söylenmek istense:

"B gelmiş." denilebilir.

 

 

 

 

Antakyalı öğrenci "B gelmiş" diyemez. Çünkü, "gelmiş" demesi için başkasından duymuş olması gerekir. "Geldi" de diyemez. Çünkü, "Geldi" diyebilmesi için geldiğini doğrudan kendisinin görmesi gerekir. O ise B'nin ne geldiğini görmüştür ne de başkalarından duymuştur. Öyleyse ne "geldi" ne de "gelmiş" diyebilir. Öğretim üyesine Antakyalı öğrencinin haber verirken söyleyeceği şudur:

"Gelik!"

Antakyalı ağzıyla konuşan bir öğrencinin gözünde -zorunlu olduğu için onlara uymasına karşın- böyle bir durumda İstanbul ağzı konuşması yetersizdir. Yeterli yanıt, doğru yanıt "gelik" biçimidir.

2. Antakya'da güçlü bir olasılığı anlatırken de bu eylem biçimi kullanılır. Bir şey “tahmin" ediliyor ama aynı zamanda bu "tahminin" yüzde yüz doğru olduğuna inanılıyorsa "-ik'li geçmiş zaman" ile anlatılır. Örnek verelim.

Tiyatroda temsile her akşam saat 9.00'da başlanılır. Geç kalan birinci perdeyi göremez. Bunu bilen bir Antakyalı saat 9.00'dan sonra ulaşmak için acele eden arkadaşına şöyle der:

"Birinci perde başlayık. Artık acele etmeğe gerek yok, nasıl olsa birinci perde görülemiyecek."

"Başlayık", "gelik" biçimleri; İstanbul ağzının "gelmiştir", "gelmiş olması gerekir", "her halde başlamış", "başlamıştır" biçimlerinde anlatılan anlamlara karşılık oluyor.

3. –Miş’li geçmiş zaman, başkalarından işiterek anlatılanlar için kullanılır. Olayın doğruluğu ve yanlışlığı üstüne, anlatan yansızdır. Olayın doğruluğuna anlatan inanıyorsa yani yansız değilse ve doğru olduğunun da belirlenmesini istiyorsa... yani olayı gözü ile görmemiş, başkasından işitmiş ama doğru olduğuna kesinlikle inanıyorsa?.. O zaman Antakyalı "-miş’li” geçmiş zaman değil "-ik'Iİ" geçmiş zaman kullanır.

Sözgelimi, babası geziden dönen bir Antakyalı çocuk, babasından dinlediklerini arkadaşlarına şöyle anlatır:

"İstanbul'da bir hafta kalık, dönüşte Ankara'ya uğrayık sonra Adana'ya gelik, dün de Antakya'ya döndü."

Kahramanmaraşlı, Gaziantepli arkadaşlardan, konuşmaları yerli ağza çalanlarında yakalamaya çalıştığım özellikler arasında, yukarıda sunduğum geçmiş zaman biçimini saptayabilmiş değilim. Ancak -ik ekiyle yapılmış ad tabanlarının bolluğu; oralarda da "-ik'li" geçmiş zamanın kullanılmış ama bırakılmış olduğu yargısına vardırıyor bizi. Araştırma yapmak için Kahramanmaraş'a, Gaziantep'e gidilse bu dil özelliğinin izleri yakalanabilir mi diye düşünüyorum, soruyorum. Antakya'da ise hâlâ bu dil özelliği bütün canlılığı ite yaşamaktadır.

Ömer Asım Aksoy'un "Gaziantep Ağzı" adlı üç ciltlik yapıtında aynı ad verilmese de "ik-'li" geçmiş zamandan söz açılmış olması, Gaziantep'te "-ik'li" geçmiş zamanın kullanıldığının kanıtıdır. Oralarda bildirme kipinin üçüncü tekil kişisi (kapanık, uyanık, bg.), bugün sık sık görülmekte ancak "eylem" midir, "ad" mıdır, birbirine karışmaktadır.

Bildirme kipinin üçüncü tekil kişisi, İstanbul ağzındaki "ik" ekiyle yapılmış ad tabanlarına karşılık olduğu için, yalnızca tek üçüncü tekil kişinin bugün kullanılıyor olması fazla bir özgünlük oluşturmaz. “-ik’li" geçmiş zamanın Antakya ağzında bugün belirgin özellik olduğu görülüyor. Önemli bir inceliği oluşturan bu özellik yitirilmeli mi yoksa yaşatılması için çaba gösterilmeli mi diye sorabiliriz.

Böyle sorulara ancak ileride yetişecek genç araştırmacılar yanıt verebilir.

 

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007