İki ayın
içinden
NADİR
NADİ
20.8.1991
günü Cumhuriyet gazetesi başyazarı 60 yıllık gazeteci Nadir
Nadi, yaşama gözlerini yumdu. 83 yaşındaydı. 22 Ağustos
perşembe günü çok büyük bir kalabalığın katılımıyla
Edirnekapı gömütlüğünde toprağa verildi.
Sami
Karaören'in açıklaması
20 Ağustos
günü, Sami Karaören, çağrılı olduğu Ömer Faruk Toprak
toplantısına gelemiyecek iken Fürüzan Toprak'a söz verdiği
için çok gecikmiş olarak gelebildi. Gecikmesinin nedeni, o
gün Nadir Nadi'nin yitirilmiş olmasıydı. Öbür çağrılı
arkadaşların sorularına karşılık şu bilgileri verdi:
Nadir Nadi,
akşamüzerleri bizimle oturup içkisini içerdi. Dinlemekten,
bizleri dinlemekten hoşlanırdı. Şakalara katılırdı. Çok uzun
uzun konuşanları değil de, kısa bilgi verici, başkalarına da
söz vericileri severdi. Genel yapısı açısından Nadir Bey,
şakalardan, şakalaşmalardan tad alan bir tipti.
Sayrılığı... Acı çekmeye de iki aydır başlamıştı. Son on
gündür de acısı çok fazlaydı. Kanserden gitmedi. Başka bir
şey var. Beyincik kumanda edemediğinden felç olmadığı halde
ayağa kalkamıyor, dikilemiyor, denge yok, devriliyor. Ne
olduğu keşfedilemedi, sürekli bir su geliyor mideden; çok
rahatsız edici bir şey. Kalp yetmezliğinin çeşitli
belirtileri var ve pille çalışıyor kalp, pille... Bir de
bacakta korkunç bir ağrı başlamış. Beş altı günden beri de
zatürre ile yatıyordu. Hepsi birden geldi hastalıkların.
Bugün ölümüne hepimiz üzüldük ama kurtuldu, evet kurtulma
gibi oldu.
ÖMER
FARUK TOPRAK TOPLANTISI
Ömer Faruk
Toprak'ın ölüm yıldönümü nedeniyle eşi Fürüzan Toprak,
çağrıda bulunarak, bütün dostları 20 Ağustos günü Hatay
Restaurant'ta bir araya getirdi. Toplantı saat 16 00 -17.00
lerden başlayarak 24.00’de değin sürdü. Yazınsal, yaratımsal
konuların ağırlık kazandığı özel söyleşilerden bir iki
örneğini aşağıya alıyoruz:
Fürüzan
Toprak:
Hepinizi
içtenlikle selamlarım. Yakın dostlar içtenlik dolu bir hava
içinde toplanalım ve Ömer Faruk Toprak'ı analım dedim. 20
Ağustos, onun ölüm yıldönümü. 1979'un 20 Ağustosunda
yitirdik. Yitirilen değerleri çeşitli yollardan anıyoruz. Bu
anmalar, değişik yöntemlerle oluyor. Resmi anmalar vardır,
yarı resmi anmalar vardır; kişisel anmalar da oluyor...
Geçenlerde konuşuyordum İsmet Kemal Karadayı ile. "Ben,
Dinamo'nun anma gününe Hatay'a gidiyorum." dedi. Kalktım,
ben de gittim. Burada yapıldı Dinamo'nun anma toplantısı.
Çok hoşuma gitti. Birkaç dost vardı. Kalabalık değildi.
İçten bir hava içinde anılarımızı anlattık. Dinamo’yu çok
severdim. Ömer Faruk Toprak da severdi. Dinamo; Toprak Şiir
ödülü Seçici Kurul Üyesi idi...
Ömer Faruk
Toprak'ı çeşitli dönemlerde törenlerle de andık.
Konuşmacılarımız, arkadaşlarımız var, Şükran Kurdakul...
Geçen yılki toplantıda İsmet Kemal, Ömer Nida, Aydın
Hatipoğlu şiirlerinden okudular..
Ömer Faruk
Toprak, edebiyata şiirle başlamış çeşitli türlerde yapıtlar
vermiş bir şairdir. Toplumcu-Gerçekçi şiirin
temsilcilerinden. Çok olumlu yanları olan, geleceğe umutla
bağlanan bir insandı, bir şairdi, hiç kötümser değildi.
Değerlerimizi anmak, onları yaşatmak, yeni kuşaklara
belletmek çok yararlıdır; bunu hepimiz yapmalıyız
kanısındayım.
Bugün
burada, bu toplantıda bulunanlara teşekkür ediyorum.
Sabahattin Kudret Aksal
Acaba
diyorum, şu masada toplanan arkadaşlar içinde Ömer Faruk'u
en eski tanıyan ben miyim. Gene düşünüyorum, acaba Ömer
Faruk'u Hanımefendi’den daha önce mi tanıdım; merak
ediyorum. Ben, çok eskiden tanırım onu. Yıl, 41 yılı...
Benim içimde Ömer Faruk'un bana çok değerli gelen anılan
vardır. Bu anılar daha çok resimlerdir benim gözümde yani
hayal anlamında resimler, fotoğraflar değil resimler. O
resimleri ben olduğu gibi belleğimde korumuşumdur.
Anımsarım. Örneğin, "Ömer Faruk" deyince, bana ençok egemen
olan resimler iki bölüğe ayrılır benim için. Bir tanesi o
41-42 yıllarında Beyoğlu'nda yürüyüşü, onu görüşüm,
konuşmamız, Nisuaz pastahanesinden kapıdan içeriye girişi...
Sakin, her zaman efendi... Sakin, biraz durgun gelip masaya
oturuşu...
Bir de
ikinci grup resimler... Daha geç resimler, 48, 49 yıllarında
Ankara'dadır. O resimler de şunlar. Ben askerliğimi
yapıyordum Ankara'da. Cebeci'de oturuyordum, her sabah
gittiğim kıtam da Etimesgut'taydı. Ömer Faruk da
Etimesgut'tan bir istasyon ya da iki istasyon önce bir
petrol ofisinde çalışıyordu. Sabahları çoğunlukla trende
birlikte giderdik. Bunları anımsıyorum.
Ömer Faruk,
güzel yazılar yazdı. Bugün bıraktı bizi ama, yazılar
elimizde. İlk şiirleri daha çok dava şiirleriydi. Sonra,
daha sonraki yıllarda sonneler yazdı, ben onları da çok
beğenirim. Güzel sonneleri vardı. Şimdi böyle uzağa bakınca
bir yığın insan arasından bir Ömer Faruk Toprak yapıtıyla
bugüne kalmış, bugün sürüyor; ne mutlu diyorum.
Halim
Uğurlu
Çok zarif,
çok kibar, gerçekten beyefendi dediğimize bir örnekti. Onu
hep güzel anılarla anıyoruz. Sanmam ki kimseyi kırmış olsun,
incitmiş olsun. Bende öyle bir duygu birikimi var ki, sanki
Ömer Faruk Toprak, karıncayı bile incitmemiş insandır. Ama
asıl benim söyleyeceğim Ömer Faruk Toprak’tan öte, hepimizin
ortak bir yanı olan bir konuya değinmek istiyorum.
Herkes
çalışır, yaratır, bir yapıt koyar ortaya ve gider bu
yeryüzünden. Onları, sonradan yaşatacak insan çıkacak mı,
çıkmayacak mı; işte sorun burada bence. Bakın bunun bazı
örnekleri var. Behçet Bey'in evi bu konuda çok iyi
çalışmakta. Azime Korkmazgil, başka iyi bir örnek. Belki
daha vardır. Ama şu anda anımsayamıyorum. Yazdıklarını
müsfeddelerine değin saklayan, onun yapıtlarını derleyen,
yaşatan ve zamanlarını değerlendiren, doğum gününü, ölüm
gününü dile getiren insanlar da var. İşte ben burada, tam bu
noktada Fürüzan Toprak Hanımefendinin kendisinden, adından
sözaçmak istiyorum. Çünkü o Ömer Faruk Toprak için kitaplık
kurdu, ödüller koydu. Şimdi böyle toplantılar yapıyor. Yani
bir eş olarak çok "vefalı" bir insan olarak bu sorunu, bu
davayı sürdürmekte. Ben sözü burada bağlıyorum; hepinize
böyle duygularla besli, yüklü evler, aileler diliyorum. Ve
Diyorum ki, Sayın Füruzan Toprak ne mutlu size, sizi
kutlarım.
Şükran
Kurdakul
Ben Ömer
Faruk'u şiirlerinden sonra tanıdım. Önce şiirini tanıdım.
1943... Karşıyaka Halkevi Kitaplığı'na Servetifünun dergisi
gelirdi. Edebiyata açık dergilerden belki yalnız o gelirdi.
Ömer Faruk'un şiirlerini o dergide gördüm. Sanıyorum ilk
şiirlerini orada yazmış olacak. Hece ile başladı. Fürüzan
daha iyi bilir, çünkü o araştırmalar yaptı. Sonra biz yine
İzmir'de edebiyat çalışmalarını sürdürdük, yaşımız büyüdü.
Behçet Necatigil İzmir'de yedek subaylığını yaptı -bir
bölümünü- o zaman tanıştık. Biz dergi çıkarır hale
geldiğimiz zaman -bitmeyen dergilerden ikincisidir Genç
Nesil- Faruk'un adresini nereden bulduksa bulduk, mektup
yazdık; bize şiir gönderdi. Attila İlhan çok severdi
Faruk'u. Şiirlerinin etkisinde de kalmıştır. Olabilir. Belki
Attila verdi adresini. "Vatan Mahzun Ben Mahzun"... Hiç
unutmuyorum, şiirin adı da budur. Tırnak içine almıştı şiir
adını. 1950'de İstanbul’a geldiğim zaman A. Kadir'den sonra
tanıdım. Halim Uğurlu'nun söylediği gibi çok çelebi biriydi.
Hiç sinirlendiğini görmedim. Hiç bozulmamış. Eleştiriye açık
bir kişilikti. Sonra belli bir mücadele döneminin içinde
edebiyatçıların birbirlerinden kopmaları diye bir olay var.
Başlangıçta birlikte oluyorsunuz da sonra değişik
nedenlerle, bazan ideolojik oluyor, bazan sanatsal oluyor,
bazan özel oluyor; o kopmaları da Faruk'un olgunlukla
karşıladığını biliyorum. Kavga adamı değildi. Naif bir
yapısı vardı.
Dostluğumuzun ikinci bir kısmı... Ben, evlenmelerine sebep
oldum. "Evlen yahu. Evlen yani, 40'ı geçtin, seni
evlendirelim." dedim. "Çok zor bir olay bu!" diye yanıtladı
beni. Konuştum yine: "Benim hanımın arkadaşlarından birisi
var, ben çok münasip görüyorum!" Tanıştırdık onları...
Üçüncü bir
olay: Faruk’tan biraz sonra, ben enfarktüs geçirdim; yaşam
direncini çağrıştıran, konuşmalarımız, arkadaşlığımız da
oldu hastalıktan sonra.
Öldüğü
zaman düşüncelerimi yazmıştım. Şimdi bu masada sanatçı
kişiliğinden söz açmayayım.
Adnan
Özyalçıner
40
kuşağının içinde bulunan Ömer Faruk Toprak, başka şairlere
sonradan örneklik etmiştir. Ömer Faruk Toprak toplumcu şiiri
özgün bir biçim içinde de sunarak ortaya koymuştur, 60
kuşağına da yol açmıştır. Aslında bütün 40 kuşağı, 60
kuşağına yol açmıştır. 60 kuşağı, 40 kuşağının ardılı olarak
geldi. Gerçi o zaman başka bir şiir vardı. Ancak, 60 kuşağı,
o başka şiiri almayıp 40 kuşağından etkilendi. 40 kuşağının
sanatı, asıl toplumcu -gerçekçi sanatı, özgün biçimleri
yakalayan bir sanattı, içerikle birlikten 60 kuşağı, 40
kuşağı ustalarının etkisiyle öz ve biçimi geliştirdi.
Toplumcu - gerçekçi sanat, asıl özgün biçimleri içerikle
birlikte yakalayan bir sanattır.
Şennur
Sezer
İçeriğin
önemi biçime bağlı. Biçim içeriği iletemezse, içerik kaba,
slogan, makale gibi kalabilir. 40 kuşağının ustalarından
çoğu, biçime önem verdi. Bu biçime önem veriş, içeriği
vurgulamış, biçimi de kolay anlaşılır durma getirmiş. Bence
Ömer Faruk'un biçimi içeriğine uygundu ve duygusallığa
düşmeden duyguyu da içeriyordu, 40 kuşağı biçimleri
birbirine benzemeyen bu yüzden her biri kendince özgün olan
ustalarından duyguyu en iyi belirten ve
evrenselleştirenlerden biridir Ömer Faruk.
Vedat
Günyol
Ömer Faruk
benim dergime geldiği zaman korkunç bir sevinç duydum.
Şiirlerini Yeni Ufuklar'da yayımlamak benim için büyük bir
mutluluktu. Onu her zaman sevgi ile anarım, anıyorum,
anmaktayım...
Ömer
Nida
Ömer
Faruk'un romanı "Tuz ve Ekmek", çok önemli bir yapıttır.
Benim kanım budur. Şairliğinden gelen bir yetenekle
romandaki lirik gerçekten çoğu romanda bulunmayan bir
özellik. Tuz ve Ekmek, ikinci Dünya savaşı yıllarının
belgesel bir yapıtıdır. Bu roman bir yol açmıştır benim
kanımca.
Aydın
Hatipoğlu
Ömer
Faruk'un şiiri, dört mevsim, küçük bir ırmak gibi pırıl
pırıl akan etrafında çiçekler, çimenler yetiştiren, sürekli
güzellikler üreten bir ırmak; hayat veren, yaşamla
bağlantısı olan, bunun özü de şiirin özünden gelen bir yapı.
Ömer Faruk şiiri halkın içinden köklerini alan ve ayrınca
bir yapıyla biçimlenen bir şiir...
Şükran
Kurdakul
Arkadaşlar,
bir öneriyi söylemek zorundayım: Ömer Faruk ödülü yeniden
konmalıdır. Türkiye'de ödül enflasyonu var deniyor ama, o
başka bir olaydır. Sağlam bir seçiciler kurulu ile ödül
yeniden diriltilmelidir. Bu masanın en genci Aydın Hatipoğlu
olduğuna göre, ödül genel yazmanlığını o yüklenmelidir. Her
dergide Ömer Faruk'un yeri vardır; Aydın da o dergilerde
yetişmiştir. Ödül Genel Yazmanı Aydın Hatipoğlu'dur.
YUSUF
ÇOTUKSÖKEN
Genç dilci,
eleştirmen Yusuf Çotuksöken; günümüzün çalışkan, verimli,
ciddi yazarlarından... Ekim ayında İnsancıl’da "Okuyup
Geçerken", Gösteri'de "Resmi TDK ve Yeni Sözcükler",
Varlık’ta "Taraflı ve Önyargılı Bir Edebiyat Ansiklopedisi"
başlıklı yazıları çıktı. Hem eleştiriyor, hem öğretiyor
Yusuf Çotuksöken...
Varlık’taki
yazısında şöyle diyor: "Kimi günlük gazetelerin kupon
karşılığında okurlarına kitap vermesi kültür ve sanata
hizmet gibi görünüyorsa da, gerçekte gazetenin baskı
sayısını arttırmaya yöneliktir. Bu armağan kitapların
kimileri gerçekten uzman kişilerin kaleminden çıktığı için
nitelikli; ne var ki kimileri küçük dilimizi yutturacak
yanlışlarla, saçmalıklarla dolu. Bu tür niteliksiz
kitapların verilmesi, ciddi olarak bilinen gazeteler için
yüzkarasıdır." Betiği didik didik ettikten sonra da bir
öneride bulunuyor Çotuksöken: "Sayın Milliyet gazetesi
yöneticileri, bu kitabı okurlarınıza denetimsiz sunmakla
büyük bir haksızlık yapmış oluyorsunuz. Biz okurlarınız, bu
kadar kötü bir kitabı hak etmedik. Henüz fırsat kaçmış
değil; uzmanlara yeni bir Edebiyat Ansiklopedisi hazırlatıp
okurlarınızın gönlünü almaya çalışmalısınız. Dahası,
okurlarınızdan söz konusu Edebiyat Ansiklopedisini toplayıp
hazırlayanlarına armağan etmeniz de iyi olur, kanısındayım."
OKURLARIMIZA
1 — Dergi
üyeliği süresinin bitip bitmediğini soran sayın okurlarımıza
açıklama:
Dergileriniz postadan elinize ulaştığı zaman, adlarınızın
üzerinde kod numarasının yazılı olduğunu görmektesiniz.
Kodların başında küçük çizgi ile ayrılmış iki sayı vardır.
Söz gelimi 18-23 sayıları varsa, bu, sizin 18. sayıdan
başlayarak üyelik ederini ödediğinizi, 23. sayıda
ödentinizin bittiğini gösterir. Yeniden üyelik ödentisi
gönderdiğinizde bu kez 24-29 yazılmış olduğunu göreceksiniz.
Böylece, "dergi üyeliği”nizin hangi sayıda bittiğini /
biteceğini elinize ulaşan her dergide görüyorsunuz /
göreceksiniz. Ayrıca bir yazışmaya gerek kalmadan yıllık
dergi ederini ödüyorsunuz / ödeyeceksiniz.
Okurlarımızın yakın ilgilerine sonsuz gönül borçluluğu
içindeyiz; kendilerine sağlık, esenlik dileklerimizi
sunarız.
2 — Çok iyi
niyetli okurlarımızdan özür dileyerek belirtmek isteriz;
Bağış kabul etmiyoruz. Yıllık ödentilerin düzenli olarak
hesaba yatırılması, bizim için, yüreklendiren en büyük
destektir; işte bu desteğin hiçbir zaman eksik olmamasını
dileriz.
3 —
İşlemlerin daha hızlı yürütülebilmesi için yazışmalarda,
ödentilerin yatırılmasında üyelik kod numarasını da lütfen
belirtiniz.
Arat
Ovalı