AD
KOYMAK
Ahmet
Miskioğlu
Bilindiği
gibi 6 - 12 Mayıs 1991 günleri arasında İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanlığı, bir şiir kurultayı düzenledi. Belediye
Başkanı Prof. Dr. Nurettin Sözen, yaptığı konuşmada,
iletişim araçlarının görsel-işitsel alanda ağırlık kazanması
yüzünden insanlık ekininin bütünü içinde yazı ve sözün
gerilediği izlenimi vermesine karşı çıkılması gereğini
vurguladı. Bu duruma seyirci kalınamayacağını, dili ve
yazıyı savunmak zorunda olduğumuzu açıkladı.
Dili ve
yazıyı savunmak...
Sayın
Belediye Başkanı’nın söylediği doğru. Dili ve yazıyı ne
pahasına olursa olsun savunmak gerek.
Dilin
savunulması düşüncesi hiç de yeni değildir. İ.Ö. Dördüncü
yüzyılda Platon'un yazdığı "Dil Üstüne"[i]
betiğinde Sokrates dili savunur. Somut ya da soyut nesnelere
nasıl ad koyabiliriz? Ad koymak, çok önemli, aynı ölçüde güç
bir iştir; yaşamsal bir iştir. Bu iş için bir ilkemiz
olmalıdır. Hiçbir ilkeye dayanmadan ad koymaya kalkmak bizi
gülünç duruma düşürür. Ana ilkeye uymak gerek. "Bir nesneye
bir ses mi, yoksa birbirine katılmış birçok ses mi vermek
gerektiğini bileceğiz. Ressamlar benzerlik elde etmek için
kimi zaman yalnız kırmızı rengi, kimi zaman başka bir renk
kullanır; kimi zaman da, örneğin et rengi, ya da gene bu
türden başka bir renk hazırladıklarında, birçok renkleri
karıştırırlar. Demek ki, anlaşılan hazırladıkları renkler,
yapılacak tablonun "isterlerine göredir. Bunun gibi, biz de
harfleri nesnelere gereğince uygulayarak, kimi zaman bir
nesne için bir tek, kimi zaman da bir arada birkaç ses,
heceler kullanacağız. Sonra da heceleri bir araya getirerek
adlarla eylemleri kuracağız. Sonra, yeniden adlar,
eylemlerle büyük ve güzel bir bütün çıkaracağız ortaya.
Resim sanatının ürettiği canlı varlığa benzer bu. Bizim de
burada ister adlar bilgisi, ister retorik denilsin, kısası
bu sanata ne denirse densin, onunla ortaya koyacağımız bir
yapıt vardır: Sözcük:(1) Böyle çeşitli açıklamalar koyar
ortaya Sokrates. Kullandığı dili korumak için, yüceltme
için, savunmak için! İnsanlık; binlerce yıldan beri
konuştuğu dili savunmaktadır, yüceltmektedir, korumaktadır.
Her ülkede devlet de bu çabaya destek olur. Ta İ.Ö. dördüncü
yüzyılda yaşamış Sokrates’ten beri bu, böyledir.
Pek iyi,
sözümona dili ve yazıyı savunalım demelerine karşın
İstanbul'un SHP’Ii Büyükşehir Belediye Başkanlığı ne yapmış?
Dile, Türkçeye destek olmuş mu? Dilin gelişmesine,
korunmasına, yücelmesine, savunulmasına katkıda bulunmuş mu?
Hayır,
hiçbir zaman Türk dilinin yücelmesine, gelişmesine,
savunulmasına, destek olmamış; tam karşıtı bir tavırla dile
köstek olmuştur. Ozanlar Kurultayı'na, Şiir Kurultayı'na
Türkçe olmayan yeni bir ad koyarak "poesium” demiştir. Bu
sözcüğü dergilerde, gazetelerde, radyoda, televizyonda
günlerce yineleyerek yaymaya çalışmıştır. Dilimize on
yıllarca sürecek acı bir yara açmıştır. Bu yüzden çok
üzgünüz. Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Türkçeyi bir yana
itip -Kime yaranmak için?- bu halkın bilmediği, bu halkın
duymadığı ve tümden yabancı olan bir sözcüğü "poeshim”u
ileri sürerek bize en ağır vuruşu indirmiştir. Gerçekten çok
üzgünüz.
”Dilimizin
gelişmesi ve her türlü kavramı anlatabilecek yeterliği
kazanması başlıca amacımızdır. Yabancı sözcüklerden arınmış,
özleşmiş, her türlü bilim, uygulayım ve yaratım kavramlarını
anlatmaya yeterli bir dil; oluşumumuzda en güçlü etkendir.”
Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın da aynı doğrultuda
düşündüğünü sanıyorduk. Aldanmış mıyız?
[i] Eflâtun, Dil Üstüne, çev.Teoman
Aktürel, Remzi Kitabevi, 1960