FEYYAZ KAYACAN
Ahmet Miskioğlu
Geçen yazımda, Londra’da yaşayan Feyyaz Kayacan’ın
gönderdiği mektuptan söz açmış, onun için “Sanki
“3.yeni’lerle birlikte gelmiş bir ... ikinci yeni’nin
belirgin özelliklerini ... kendi ... Okuyan bazı dostlarımın
soru yağmuruna tutuldum. Bugünkü yazım, sorulara yanıtları
da içermektedir.
... kuşkusuz yazın tarihinde bir gün yerini
alacaktır. Biz beğensek de beğenmesek de, sevsek de sevmesek
de er ya da geç bir gün yerini alacaktır. Adını senin benim
duymamış olmamız, onun değerinin ölçütü sayılamaz. “Adını
bilmediğimiz” bir yazar, bir bakıma yapıtları üstüne duyuru
yapılmamış yazar demektir ülkemizde. Eleştiri süzgecinden
geçirmeden “kimsenin bilmediği” yazarı tümden defterden
silmek, haksızlıkların en büyüğü olmaz mı?
Feyyaz Kayacan, yazı yazmaya şiirle başladı. İlk
yapıtını İngiltere’de Fransızca yayımladı. İlginç bir
serüven. “News Road 1943” adlı seçkide Fransızca ve
İngilizce şiirleri yayımlandığı sırada bizim “ikinci
yeniler” henüz ilkokul öğrencisi idiler. O ise, Paris’te
“Les Quates Vents”, Londra’da “Poetry Folios”, “Free
Unions”, “Poetry Quarterly”, “News from Nowhere”
dergilerinde yapıtlarını yayımladı; gerçeküstü yazarların
arasında bulunuyordu.
Feyyaz Kayacan’ın Türkiye’de ilk öykü betiği
Yenilik Yayınları arasında çıktı. “Şişedeki Adam” (1958) ...
İkinci yapıtı olan “Sığınak Hikayeleri” (1968) ini Yeditepe
yayımladı. Her iki yapıtın öyküleri çok daha önce, Yenilik
dergisinde yayımlanmış bulunuyordu.
Bedri Rahmi Eyüboğlu 1955’te Cumhuriyet
Gazetesi’nde yazdığı bir yazıda şöyle belirtmişti
görüşlerini:
"Bir sığınakta ölüm korkusu karşısında yeşeren yaaşama
sevincine, yaşama gücünün süt yeşili filizine ellerinizle
dokunarak ... bu yazıyı okuyunuz. Bu yazıyı okurken yer yer
ünlü lngiliz heykeltraşı Henry Moore’un, Londra
sığınaklannda çizdiği desenleri hatırladım. Yazıyı ölçtüm,
yazı bal gibi ağır basıyordu."
Vedat Günyol’da Yeni Ufuklar’da şöyle yazmıştı: Feyyaz
Kayacan ölüm gerçeğinin derinliklerine inerken, insanların
damdan düşercesine ölümlere götürülmediği, yaşamının bir
suç, olmadığı günlere olan özlemini eşsiz bir ustalıkla
veriyor."
Henry Moore’ın Londra sığınaklarında çizdiği resimlerden
daha ağır basan yaşamanın bir suç olmadığı günlere olan
özlemi eşsiz bir ustalıkla veren bu yazılar, sonradan
toplanarak, Yeditepe Yayınları arasında 1962’de yayımlandı.
1963’de de Feyyaz Kayacan bu yapıtla Türk Dil Kurumu Ödülü
kazandı. Şiirlerinde kullandığı uygulayımı (tekniği)
düzyazıda da sürdürdüğü görülüyordu. Sığınak’tan bir örnek:
“Karım York’ta idi. Karımı York’tan kaptığım gibi kafamın
içine koydum. Dortmouth caddesini adımlayan daha dinmeyen
Vera’yı getirdim aklıma palas pandıras... Postacı kızı Vera
aklımda bulunca kendimi gerindi gerindi aklımın
alabildiğince. Ve kanıma kadar içerlekmiş gibi kadınların
ellerini bastırdım çığlıkların ağzına.
Mr. ... cepleri şiirlerle doluydu. Zarfların içinde çiçek
tohumları vardı. Sığınakta tohumlar tane tane düşünüyorlardı
toprak kaçkını bir uykuda. Toprak nedir diye sordu
tohumların biri.
Toprak," ..., toprak içimizden gelen bir yerdi eskiden."
“Toprak” dedi Mr. Ellis “güneşe yeniden
başladığımız bir yerdi her ... geceler ... yağmurlar
çiçekleri ağırladıktan sonra... Arap kızı damdan bakarken.”
“Ama harbe gitti toprak” dedi Mr. Ellis. “ölüleri
ağırlamaya.”
Küçük bir parça da Şişedeki Adam’dan :
“Kendimi düşürülen çoçuk ceninlerine benzetmiştim. Şişe
içinde saklanan. Annenin şişede sakladığı cenini
düşünmüştüm. Şişeyi büfenin alt katına koymuştu. Ceninin
yanında reçel kavanozları vardı. Kendimi bir et parçası
yerine koymak istedim. Söğüş gibi. Dokuları teyel teyel
sarkık.
Ama işte kişiliğimin artıklarını başıma topladım. Bilinç
duygu ve düşünce öncesi bir et pıhtısına yönelmek
özentisinden caydım.
Giriştiğim ilk direnmelerin tümü de ....
Bunları katılaştırmak gerek dedim.
Sesim şişenin içinde dört döndü.
O demden sonra sesimdeki direnmenin ..... eye koyuldum.
Dalacak olsam, şişedeki sesim önüme çıkıyordu..... andaç
gibi”
Biçemi için bir ipucu olarak sunduğum bu iki örnek kuşkusuz
.... hepsini içermez.
1963’te Türk Dili’nin sorusuna verdiği yanıtta, yabancı
yazarları okuduğunu .... Ancak yabancı diller onun yazar
olarak gelişmesinde yardımcı olamamıştır; kendi içinde kendi
... çok yitirmesine neden olmuştur. Feyyaz Kayacan Türk
yazarlarına döndüğü zaman asıl kendi kişiliğini bulur;
içindeki ses Türkçe olarak ortaya çıkar.... Sait Faik i
okuyarak oluşur. Sait Faik’in özellikle “Alemdağ’da Var Bir
Yılan” ve “Hişt Hişt” öyküleri hiç usundan çıkmaz. Sait
Faik’in onda çok derin ve sürekli etkisi olmuştur. Kuşkusuz
başka ustaları da vardır. Ancak onun belirgin özellikleri,
kendisinden sonra gelen “ikinci yeni”lerde görülenlerden
başka bir şey değildir. Pek iyi nedir bu özellikler? Kısaca
şöyle saptanabilir:
-
Çağrışım karışıklığı
-
Mantık dışına çıkışlar
-
Söz dizimi bozuklukları
-
Şaşırtıcı cinsel sorunlar
-
Bilinen deyimleri ...
Ve benzerleri.Bir yazarda böyle özellikler ..... değildir.
Belki de yermek anlamına gelir. Ancak olumsuz ... olumlu
bütünlük; yazarın üzerinde durmamız için bizi zorlar.
Feyyaz Kayacan’dan aldığım bir parça ile sözü bitireyim.
AMAÇ
Gözümüzü elimizi takarak dişimize
Bir yola çıkmak istedikti
Önümüze ön
Pencerelere uğurlamalar kataraktan
Bir tutam otun gölgesi
Uzayacaktı omuzlarımızda
Bir damla kürekten söz edecektik
Yelkenlerin posası çıkmadan
Bahçeler ekmekti amacımız
En kapısız en elmasız
Duvarların köküne
Pencere taşımaktı amacımız ekmeklere
Mutlu kılmaktı
Bir iki masalı
Oldu mu bunlar oysa
Görkemden pireye dek
Girdi araya herşey
Kuleler barajlar teype alınmış kuklalar
Nuhun gemisine geç kalmış bir yalvaç
Bayrak fabrikaları damlalık bakışlar
Ülküleşmiş nasırlar borsa zürafaları
İzinli sokaklar alkış vergileri
Çok ciltli gömüt taşları ve ... kolaylıklar
Bakın hepsi yürürlükte bunların .....
İşlek çarşılarda naylon çıkmaz ...
Ve devrildi otun hecesi
....