Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

Londra'da Bir Feyyaz Kayacan
        

Ahmet Miskioğlu

 

71 yaşını aşmış bulunan Feyyaz Kayacan, Londra'da yaşayan yazarlarımızdandır. Geçenlerde gönderdiği mektupta şöyle yazıyor:

"Şiir dediğimiz şey, minare tozundan çok daha yoğun bir nesnedir. Dini enfiye gibi çekenler, ancak aksırma alanında boy gösterebilirler. Bütün bu lafların ardından bu gece saat 04’te boğazıma yapışan ya da sesimi boğazlayan şu kısa şiiri yolluyorum sana Olumsuz görünmesine karşın, bir sürü kapıları zorlayan, belki açan bir şiir bence. Dinle:

UZUN SOLUKLU BİR SESLENME

Bu dünyada
Şu yeryüzünden başka
Bir gök yok yahu

FEYYAZ KAYACAN

 

Ahmetciğim, gözlerinden öperim; Fazıl Hüsnü'ye bardaklarımdan ve kadehlerimden boşanırcasına akan sürükleyici sevgi, selam ve içtenliklerimi iletmeni rica ederim."

*

1950'lerde Londra'dan gönderdiği yazılarla ilgililerin bakışlarını üzerine çekmişti Feyyaz Kayacan. Londra'da B.B.C.'nin Türkçe yayınlarında görevliydi. İlk şiirlerini Fransızca yazan bu genç, İngilizceyi de anadili gibi biliyordu, İstanbul'da bitirdiği Saint Joseph Lisesi'nden sonra Paris Ecole Libre des Sciences'a gitmiş, oradan sonra da İngiltere'de Durhan Üniversitesi ekonomi kurslarını bitirmişti.

ispanya'dan Fransa'ya gelen Salvador Dali, gerçeküstücülerin atılımlarını az görüp, aşırı tutku ile kurucuları da geçerek gerçeküstücülüğü daha ileri götürme çabası nasıl göstermişse; Feyyaz Kayacan da Londra'da, onun gibi ama bambaşka bir ortamda tutkulu bir gençtir; içi içine sığmaz.Londra'dan gönderdiği yazılarında, sanıyorum ki, "nostalgie" sözcüğünü ilk kez o kullanmıştır. Ya da birileriyle birlikte “nostalgie"yi ilk kullananlardan olmuştur. Sözcüğün yazımı da böyleydi o zaman, "nostalgie".

*

Feyyaz Kayacan, yabancı ülkelerde onların dillerini konuşarak, yazarak yaşıyor olmasına karşın tuzağa düşmekten kurtulmasını bildi. Anadili gibi bildiği yabancı dillerin tutsağı olmadı. “Nostalgie”yi ve öbür Türkçe karşılığı bulunan yabancı sözcükleri kısa sürede bıraktı. Türk yazarlarını, özellikle Sait Faik'i seviyordu. Onlardan etkilenmekten onur duyuyordu. Türk Dil Kurumu ödülünü alması da onun nasıl titiz bir yaratım eri olduğunu gösterir.

*

"Özlem", "yurtsama", "yurt özlemi" gibi sözlerimiz varken, bugün, "nostalgie"nin "nostalji" yazımıyla zavallı Türk gençlerince Türkçelerinin yerine kullanılması ne büyük bilinçsizliktir, ne acı dil bilinçsizliği! Ali Şir Nevai'nin sözünü anımsıyorum şimdi:

"Türk'ün bilgisiz zavallı gençleri, güzel sanarak Farsça şiir yazmaya özeniyorlar. Bir insan geniş ve iyi düşünse Türkçede böylesi genişlikler, zenginlikler durup dururken bu dille şiir söylemenin daha yerinde daha kolay olacağını anlar."

*

Feyyaz Kayacan'ın yapıtında ana izlek "özlem" duygusudur, "yurtsama" dır. Şiirlerini, öykülerini, bütün yazılarını sanki salt bunu duymak, salt bunu duyurmak için yazmıştır. Uygulayım (teknik) olarak da gerçeküstücülük etkisinde kalması doğaldır.
Yurtsama duygusu izleğiyle gerçeküstücü uygulayım (gerçeküstücü teknik), onun yapıtını oldukça soyut bir görünüme büründürür. Kayacan, sanki “ikinci yeni”lerden önce gelmiş bir “ikinci yeni”dir. Yapıtları, bütün “ikinci yeni”lerin belirgin özelliklerini kendi kuruluşunda toplar.

"Cehennemde Bir Yusuf" yapıtından bir örnek alarak son veriyorum:

CEHENNEMDE BİR YUSUF[i]

Kapımı vuruyor şimdi. Görgüyle bekleme oyunlarıyla ceketini iliklemelerle. Sonra kapımı katlayıp mektupluyor bana. Sonra buluşlarımla içeri giriyor. Yitirdiklerimle içeri giriyor. Yarınki yüzümle. Bana boyalı sevilerle öfkelerle.

Elini uzatıyor. Avucu uçurum kokuyor. Avucunun içinde yüzüm gelgitleniyor. Düşeyim mi diyorum ayıp olmaz mı düşmezsem? Sonra kemiksi bir iskemle görünüyor elinde. Benikmine benzeyen. İskemlede ben yokum daha. Sonra iskemleye kuruluyor gerçekten. Ve gerçekten sesim, gözüm raslantılarımla birlikte kuruluyordu. Onlar oluyordu. Gözümün önünde bir araya getiriyordu beni.

Şimdi de et ile talaş arası gücüme katılıyor.

Bir sav oluyor savlarımız. Sevinçlerimiz bir. Ürküntülerimiz bir.

 


 

[i] Feyyaz Karacan, Cehennemde Bir Yusuf, Ağaoğlu Yayınevi 1964, sayfa 57.

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007