Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

«CONVENTİONNEL-CONVENTIONNELLE» SÖZCÜĞÜ



 

Ahmet Miskioğlu



 

Yönetimi ellerine geçirenlerin ağzından düşmeyen  «conventionnel» sözcüğü ne demektir? Şu, yaşayan Türkçe midir? Biraz mürekkep yalamışlar arasında bu sözcüğü bilen var mıdır? İyice okumuş olsalar bile, yabancı dil bllmiyorlarsa bu sözcükten bir şey anlarlar mı?

Hayır, bu sözcüğü bilen yoktur; bu sözcükten bir şey anlayan yoktur. Küçük bir araştırma gerçeği saptamamıza yetiyor.

Öyleyse ne için elli beş milyonun karşısına geçip gün on iki saat, durmadan bu sözcüğü yineliyorlar? Batırmak görevlerini, kargaşa yaratmak görevlerini yerine getirmek için mi?

Türk dilinin filizlenmesini, dal budak salıp gelişmesini engellemeyi nasıl becerecekler?

Türk Dil Kurumu'nu kapatsa lar da, çağdaş Türk yazarlarını engelleyemediklerini, gelişmelerin aralıksız sürdüğünü görmeleri, onları bu yollara yöneltiyor olmalı: Sürüyorlar ortaya bu tip sözcükleri, güçlü devlet olanaklarını kallanarak... Yalnız bu tip sözcükler değil, sözgelimi bir «harika» sözcüğü var, televizyonda ve radyoda yerli yersiz her gün durmadan yinelenir. Hele film gösterilerinde bıktıracak ölçüde öne sürülür «harika» sözcüğü. Yerli yersiz öne sürülür. Seyirciyi sanki tiksindirmek için öne sürülür: Gösterilen filimdeki oyuncu «ne güzel» mi diyecek, «harika» dedirtirler ona. «imrendim» mi diyecek «harika» dedirtirler, «bayıldım» mı diyecek, «harika» dedirtirler. «Ne iyi şey», «güzel», «çok güzel», «olağanüstü», «büyük başarı», «sevindim» mi demesi gerekir oyuncunun, hayır bu duygu ve düşünce sözcüklerinin hiçbirini kullandırmayıp «harika» dedirtirler oyuncuya.

Yönetimi ellerine geçirenler niçin böyle yapıyorlar? Çünkü, duygu ve düşüncelerimizi, anlık duygulanışlarımızı birbirinden ayrımlı olarak çok varsıl bir biçimde yansıtan bu sözcükler Türkçedir, sevdikleri «harika» sözcüğü ise Türkçe değil, uzun bir süreden beri halkımızca bırakılmış Osmanlı-Arapça bir sözcüktür; işte bunun için yapıyorlar böyle çirkinlikleri... Hangi sözcük Türkçeyse onu sevmezler, hangi sözcük Arapça, Farsça, Osmanlıca ya da İngilizce, Fransızca ise onları severler. Onlara bayılırlar, onlara imrenirler; yabancı sözcükleri olağanüstü güzel bulurlar. İşte hayınlık burada; işte çelişki burada: Türk dilinin filizlenip gelişmesini engellemeyi yürütebilmek için, Türkçenin gürbüz canlılığını söndürmek için her şeyi yaparlar.

Yönetimi ellerine geçirenlerin''kendileri kargaşa çıkarıyorlar. Birbirleriyle çelişkileri gibi, çağdaş Türk yazarlarıyla da çelişiyorlar. Yazım alanı ise tam bir kargaşa. Birbirlerine ters düşen yazım kılavuzları çıkarıp kendi kendileriyle de çelişiyorlar.

Türk Dil Kurumu kapatılmamış olsaydı, hiçbir zaman kargaşa çıkmazdı. Ne yazık ki, düzeni sağlayacak Türk Dili Kurumu yok bugün. Bugün tek başına bir kurummuş gibi çalışan 91 yaşındaki Ömer Asım Aksoy'un sesine kulak vermek gerekir. Ama Türk dilini sevmeyen, Türk ekinine sırt çeviren örümcek kafalılar nerede, gerçekler nerede. Konfüçyüs'ün dediği gibi; batışa doğru gidiş görüntüleridir Türk dilinin gelişmesine bu çelme takmalar.

Conventionnel-Conventionnelle sözcüğünün anlamı uzlaşmaya dayanan, uyuşmaya dayanan, uzlaşmalı, uyuşmalı; sözleşme ya da anlaşma koşullarıyla ilgili... ya da uzlaşma kurulu üyesi olduğuna göre televizyonda, radyoda Türkçelerini niçin kullanmıyorlar? «Konvansiyonel silahlar» diyeceklerine, niçin «uzlaşmalı silahlar» demiyorlar? Niçin, niçin?

«Uzlaşmalı silahlar», «uzlaşmaya dayanan silahlar», «uzlaşmalı silah indirimi», «uzlaşmaya dayalı silah indirimi», «uyuşmalı silah indirimi», «uyuşmaya dayalı silah indirim» vb. denilemez mi?

Denilmesine denilir ama, Türkçe sözcük kullansalar, Türkçeyi batırmak görevlerini nasıl yerine getirecekler?

Ne diyor dilbilimci Prof. Dr. Tahsin Yücel, «...başka dillerin biçimlerine, başka dillerin sözcüklerine bel bağlamaksa ne ulusçulukla açıklanabilir, ne halkçılıkla; ya kesin bir bilinçsizlik ürünüdür ya da Osmanlı döneminden kalma bir okumuş ayrıcalığı özlemi. Buna karşılık, Atatürk'ün başlattığı dil devrimi ulus ve anadil bilincini her geçen gün biraz daha güçlendirmiştir, her geçen gün biraz daha güçlendirmektedir»[i].

Evet, ekleyelim, yönetimi ellerine geçirenler Türkçenin filizlenmesini, serpilip gelişmesini istedikleri denli engellemeye çalışsınlar, bu hayınlıklarında başarılı olamıyacaklardır.


 

[i] Tahsin Yücel, Dil Devrimi ve Sonuçları, Türk Dil Kurumu Yayınları, 1982, Sh. 157.

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007