Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim



 

ÇAĞDAŞ TÜRKÇE FAKÜLTESİ

 

Ahmet Miskioğlu

 

«Kafalarını ve yüreklerini belirli kalıplara uydurarak bu kalıplara sığmayan her şeyi bir kötülük, bir yozlaşma biçiminde değerlendirenlerin dili de değişmez bir kalıp olarak görmelerine şaşılmaz. Her yerde kendi belledikleri dilsel kalıpları aramalarına da şaşılmaz: eski sözcükler kulaklarında çınladıkça, eski düzen de sürüyormuş gibi gelir onlara, yaşamalarının tek değeri durumuna gelmiş olan alışkanlıkları pohpohlanır, bir türlü görmek istemedikleri gerçeklerden korunmuş olurlar. Bu nedenle, dil devrimi, Ömer Asım Aksoy'un söylediği gibi 'alışkanlıklarından sıyrılmaya çalışanlarla rahatlarını bozmak istemeyenler' arasında bir savaşım olarak da tanımlanabilir. (*) Böyle diyor Tahsin Yücel Dil Devrimi ve Sonuçları adlı özgün yapıtında.

 

Öğretim görevinizi yaparken gençleri gereksiz yere zorlarsanız; bırakılmış, unutulmuş, eski Arapça - Farsça - Osmanlıca sözcükler kullanmaya onları özellikle zorlarsanız; kuşkusuz onlarla sürtüşeceksiniz, «kraldan fazla kralcı» olarak YÖK'ün yasakladığı Türkçe sözcüklerle çağdaş yazarlara ek yeni yasaklar getirmek için yol ararsanız ne demeli size, evet nedemeli size? Kuşkusuz bu yaptığınız, enbüyük aymazlıktır, gelişmelere karşı çıkmaktır, akıntıya kürek çekmektir.

 

Bir gün gelişmelere karşı çıkışın hesabı, YÖK'e sorulacaktır. YÖK'ün «kraldan fazla kralcı» Türk dili okutmanlarına da.

 

«Yazı yazma sınavı»nda bir Türk dili okutmanının gençlerden istediği ödeve bakınız:

 

«Durur ahkâm-ı nusret ittihâd-î kalb-î milltte/Çıkar âsâr-ı rahmet ihtilâf-ı re’y-i ümmetten... Bunu açıklayan bir kompozisyon yazınız»

Böyle bir «yazı yazma sınavı» yapan Türk dili okutmanının dil bilincinden, Türkçe bilincinden yoksun olduğu ortadadır. YÖK'ün de özellikle bu tip okutmanları seçerek üniversitelere atadığı biliniyor:

 

Amaçları Türk dilinin gelişmesini engellemek midir? Türkçeyi Osmanlıca içinde yerinde saydırmak mıdır? Kendi dallarında uzman olmak çabası içinde bulunan üniversite gençlerinin aydınlık ”zeka”larını söndürmek midir? Evet amaçları nedir? Onlara gençleri niçin zorluyorsunuz, önlerine gereksiz engelleri niçin koyuyorsunuz diye sorulmayacak mıdır? Türk Dil Kurumu’nu niçin kapattıkları bir gün nasıl sorulacaksa, kuşkusuz bu durumlar da sorulacak.

 

Tanzimat döneminde bile Osmanlıcanın öğrenilmesinin gereksizliği; olanaksızlığı vurgulanmıştır. Ziya Paşa şöyle diyor: {Osmanlıca öğrenmek için) evvela Türkçe imla bilmelidir. Halbuki en güç şey budur. Zira vaktiyle Türkçeye mahsus lugât kitabı yazılmamıştır. (...) Arabi ve Farisî imla bilmek lazımdır. Bu iki lisanın imlasını bilmek, kavaidini tahsile mevkuf olduğundan en az sarf ve nahvi öğrenmeyince doğru terkip yazmak kabil olmaz.» (**)

 

Ziya Paşa'nın bu saptaması gösteriyor ki yüz elli yıl önce bile Osmanlıcanın sakıncaları belirlenmiştir. Ziya Paşa, yazısının başka bir yerinde de üzüntülerini «vah bize, yazık bize» diye die açıklar. Dilimizln düştüğü durumun kötülüğünü belirler.

 

Kimya fakültelerinde, tıp fakültelerinde, mühendislik fakültelerinde okuyan öğrencilere Osmanlıca öğretmek için baskı yapmak, çağdaş yazarlarımız ve çağdaş Türkçe varken Osmanlıca öğrenmeleri için onları gereksiz yere zorlamak ne ölçüde doğrudur? Bırakalım gençler kendi anabilim dallarında yetişsinler, Osmanlıcayı, Azericeyi, Uygurcayı, Çağataycayı Türk dili tarihi uzmanı olmak isteyenlere, Türkoloji bölümünde okuyanlara öğretelim. Herkes kendi anabilim dalında yetişsin.

Arapçaya, Acemceye «iman edenler» yüzünden, Arapçayı «Allahça» sayanlar yüzünden yüzyıllarca Türkçe yabancı diller karşısında yenik düşmüştür. Türkçe, yenilmiş ve ezilmiş, bu durum, yüzyıllarca sürmüştür. Ama bugün durumun değişmiş olduğunu herkes biliyor. Türk Dil Kurumu’nu kapatsalar da yasaklasalar da, yazım alanında kargaşa çıkarsalar da; Osmanlıcacılar, Arapçaya «iman etmiş» olanlar ve Arapçayı «Allahça» sayanlar, bugün Türkçeyi ezmeyi başaramıyacaklardır; Türkçenin gelişmesini engelleyemiyeceklerdir.  Türkçe çağdaş yazarlarımızın yapıtlarında gelişiyor, Türkçe gelişecek... Dil Devrimi ve Sonuçları adlı özgün yapıttaki yukarıya aldığımız görüşe katılıyoruz ama, bizce artık alışkanlıklarından sıyrılanlar, savaşımı kazanmış bulunmaktadır.

Yüz elli yıldan beri gelişen, elli yıldan beri de çağdaş yazarlarımızın, çağdaş sanatçılarımızın elinde üstün bir yetkinliğe ulaşan Türkçemiz gelişmesini sürdürecektir. Bugün artık çağdaş Türkçenin bilimsel incelemeye, bilimsel araştırmaya alınması günü   gelmiş bulunmaktadır. Onun için bir iki üniversitemizde çağdaş dilbilim ve çağdaş Türkçe fakültelerinin kurulmasını öneriyoruz.

Serpilen, gelişen ve çağdaş yazarlarımız elinde kendi kaynaklarından beslenerek güçlenen Türkçemlze sahip çıkalım. Tarihte zaman zaman devletçe düştüğümüz büyük yanılgıya düşmeyelim. Yanılgılara düşmeyelim artık!
Çağdaş Türkçe fakültesinde dilbilimsel çalışmalar yapacak bir gizilgüç vardır bugün. Bu gizilgücü değerlendirmesini bilelim. Tarihte zaman zaman devletçe düştüğümüz yanılgılar, bizim yüzyıllar yitirmemize yol açmıştır; aynı yanılgıları yaparak gene yüzyıllar yitirme durumuna düşmeyelim. Evet, yanılgılara düşmeyelim artık!

Onun için önerimizi yineliyoruz: Üniversitelerde bir "Çağdaş Türkçe Fakültesi" kurulmalıdır. Zaman yitirmeden kurulmalıdır.


-------------------------------------------------------------------------
(*) Tahsin Yücel, Dil Devrimi ve Sonuçları, Dil Kurumu Yayınları, 1982, Ankara.
(**) Ziya Paşa, "Şiir ve İnşa" yazısı, Agah sırrı Levend'in Türk Dilinde Gelişme ve Sadeleşme Evreleri, TDK Yayınları, 1949 Ankara.

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007