|
İki ayın
içinden
LAİK
CUMHURİYETİ KADINLARIMIZ KORUYOR
Bilindiği
gibi kazanılmış çağdaşlaşmamız; uzun süreden beri, geriye
doğru kaymaktadır. 12 Eylül döneminin, geriye kayışı
destekler görünmesi, gericilik devinimlerini arttırmıştır.
Bunu gözlemleyen 4000'e yakın kadınımız, kötü gidişi
onaylamadıklarını, açıklayan bir mektubu 17.03.1988 günü
Evren'e verdiler. Mektubun bir yerinde şöyle deniyor :
«Atatürk
ilkelerini ve laik cumhuriyeti koruma görevinin sadece Türk
kadınına ait olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti'nin tüm kurum
ve bireylerinin bu görevi yapmakla yükümlü bulunduğunu
biliyoruz. Ancak giderek büyüyen tehlike karşısında kamu
kurumlarının ve kamu görevlilerinin daha büyük duyarlık ve
tepki göstermeleri gerekirken her geçen gün, tam aksi tutum
ve davranışlara tanık olmaktayız. Daha açık bir deyişle
irtica yuvaları güçlenip laik cumhuriyeti tehdit ettikçe,
asıl görev, yetki ve sorumluluk sahibi kamu kurumlarının ve
kamu görevlilerinin bu gerçekleri görme yeteneklerinin
bozulduğuna, kulaklarının daha az duyar hale geldiğine
inanmaktayız. Öte yandan Atatürk ilke ve devrimleri ile laik
cumhuriyete karşı olan kadroların devleti işgal hareketinin
sessiz fakat hızlı bir tempo ile nihai amaca doğru
geliştiğini görmekteyiz. Bu tehlikeye karşı harekete geçmek
de bu yüzden öncelikle Türk kadınına düşmektedir.»
SALÂH
BİRSEL'LE HALİM UĞURLU
Türk Dili
Dergisi'ne Hatay Restaurant'tan bir çağrı... Salâh Birsel ve
Halim Uğurlu'nun imza günlerinin 25. 3.1989'da
gerçekleşeceği bildiriliyor, bizim de güne konuk olmamız
dileniyor. Ünlü «Salâh Bey Tarihi» nin yazarı, ozan,
denemeci Salâh Birsel'i ve Halim Uğurlu'yu kuşkusuz görmeğe
gittik. Hatay Restaurant yöneticileri Tevfik Demir'le
Mehmet Ali Işık'ın ekinsel etkinlik yönünden yerlerini artık
kurumlaşmış bir duruma getirdiklerini de görerek sevindik.
İmza günü
15.00 ile 17.00 saatleri arasında oluşması düşünülmüş ama
saat 20.00 - 21.00'lere değin sürdü yapıtları imzalatmak
isteyenlerin akını. Bu, çok güzel, sevindirici bir olay...
Salâh Birsel de, Halim Uğurlu da hem okurlarıyla hem gelen
dostlarıyla söyleşiler yaptılar geç saatlere değin. İmza
günü için gelip sürekli söyleşiye katılanlardan
anımsadıklarımız: Kemal Şülker ve kızı. İsmet Kemal
Karadayı, Ahmet Miskioğlu, Ahmet Köksal, Behzat Ay, Alp
Kuran, Hüseyin Yalvaç, Halil İbrahim Bahar... Dergimizin
belgeliği için bol bol fotoğraf çektik. Ünal zeren de
topluluğu ve Hatay Restaurant'ın duvarlarını filme aldı.
Hatay
restaurant yöneticileri Tevfik Demir ve M. Ali Işık,
yerlerini ayrıca sergievi olarak da sanatçılara açtıkları
için burada sürekli resim sergileri de görülmektedir. 25
Mart günü, ozan olan Halim Uğurlu'nun; ressam olduğunu da
öğrendik. Resimleri Hatay Restaurant’ta '25 Marttan 10 Nisan
gününe değin sergilendi.
ULUSLARARASI TİYATRO GÜNÜ
Uluslararası tiyatro günü 27 Martta ülkemizde de kutlandı.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da «Uluslararası Tiyatro
Enstitüsü Türkiye Milli Merkezi» nin bildirisi, bütün
tiyatrolarda okundu. Dil Derneği’nin de üyesi bulunan Orhan
Asena'nın kaleme aldığı bildiride şu görüşe de yer verildi:
Her yıl 27
Martta dünyaca tiyatro gününü kutluyoruz. Demek ki yılda bir
gün tüm dünya insanlarının tek konusu tiyatro oluyor.
Tiyatroya
bu ayrıcalığı kazandıran ne?
Tarihin
alacaşafağında ilk topluluklar göçebe yaşamından kurtulup da
yerleşik düzene geçtiklerinde ilk tapınaklarıyla birlikte
ilk tapını biçimlerini de belirlemişlerdir. Tiyatronun bu
törensellikten doğmamış olsa bile ona yaslandığı genellikle
kabul edilen bir gerçektir. En azından bugün hâlâ süregelen
büyüsünü ve kutsallığını buna bağlayabiliriz. Elbette
başladığı yerde ve başladığı kadarıyla kalmamıştır, zaman
içinde başka işlevler, başka görevler de üstlenmiştir bu
gösterim.
Bugünkü
tiyatronun işlevini şu iki başlıkta toplayabiliriz:
1.
Eğlendirmek 2. Eğitmek. Belki de eğlendirirken eğitmek diye
tek bir işleve de indirgeyebilriz bunu.
Eğlendiriciliği hiçbir zaman yadsınmamıştır, yadsınamaz da.
Ama eğitici işlevini görmezlikten gelenler olmuştur
tiyatronun. Neyi nasıl öğrettiğini, nasıl eğittiğini
soranlar vardır. Bunlar tiyatronun iyi ile kötüyü, akla
karayı, erdemle günahı göstererek egittiğini sananlardır
sanırım.
Tiyatronun
tarihinde böyle bir dönem gelmiş geçmiştir. Tüm bir ortaçağ
boyunca tiyatronun bir adım ilerlememesi, hep geri kalması
bu, iyi ile kötüyü, akla karayı Hıristiyan öğretisi
açısından gösterme çabasından ileri gelmiştir. Ancak
Rönesansla ve yeniden insana dönüşle tiyatro bir yeni anlam,
bir yeni ivme kazanmıştım.
Bugün artık
Freud'dan sonra; hele insan hakları adına tüm tabuların
yıkıldığı çağda artık akla kara ayrımı gözetilmez olmuştur
ve birçok ara renk türemiştir bu arada.
Ama gene de
eğitir tiyatro. Nasıl mı? İnsana insanı tanıtarak, insana
dünyayı tanıtarak, insana yaşamı tanıtarak.
İletişim
araçlarının bu denli ivme kazandığı bir çağda artık uzak
diye bir kavram kalmamıştır. Sınırlar içiçe geçmiştir.
Dolayısıyla da insanlar da farklılıklarını yitirmeye
başlamışlardır. İnsan her yerde aynı insandır. Ama içinde
yaşadığı ekonomik, sosyal koşullar başka başkadır. Bu başka
başka ekonomik-sosyal koşullar içinde yaşayan insanlar
birbirlerini tanımak, anlamak gereksinimi duymaktadırlar,
giderek buna zorunludurlar. Bu da her şeyden önce hoşgörüyü
gerektirmektedir. Tiyatro işte bu hoşgörüyü kazandırır
insana. ....
«...Bugün
bir Avrupa topluluğu ideali vardır. Bu idealin politik,
ekonomik yanları göz ardı edilmese bile bir de insancıl bir
yanı bulunduğu yadsınamaz. Bu arada iki büyük kampa bölünmüş
dünyanın iki ucunda da yumuşama belirtileri
gözlemlenmektedir. Bu sürece kim ne derse desin, sanatın da
bir katkısı olmuştur. Tiyatronun da bir sanat olarak bu
yumuşamadaki etkisi nasıl yadsınabilir? Yarın bir Avrupa
Topluluğu ideali bir dünya topluluğu idealine dönüşürse
şaşmayınız.
Dünya
tiyatro gününü bu inançla kutlamak isterim.
TYS, 15.
YILINI KUTLADI
Türkiye
Yazarlar Sendikası, 15. kuruluş yıldönümünü Yayıncılar
Birliği Derneği ile birlikte yaptığı etkinliklerle kutladı.
Törenler, 28 Mart sabahından 31 Mart akşamına değin dört gün
sürdü.
28 Mart
sabahı «Yayın Dünyasının Sorunları»nı içeren basın
toplantısı; öğleden sonra da «Yazarlığın ve Yayıncılığın
Sorunları» üstüne seminer düzenlendi. Avni Akyol, Turhan
Bozkurt, Demirtaş Ceyhun, Aygören Dirim, Refik Erduran,
Alpay Kabacalı konuşmacı olarak katıldılar. 29 Mart'ta şiir
günü yapıldı ve ölmüş yayıncı ve yazarlarla ilgili fotoğraf
sergisi açıldı. 30 Mart'ta, Meral Alpay, Adnan Özyalçıner,
Kemal Sülker, Özkan Tamer, Yusuf Tavacı'nın konuşmacı olarak
katıldığı «Yazarlık, Yayıncılık ve Kitaplıklarımız» konulu
bir tartışma yapıldı. 31 Mart günü de «12 Eylül ve
Edebiyatımız» üstüne yapılan konuşmaya Erhan Bener, Leyla
Erbil, Ahmet Erhan, Şükran Kurdakul ve Aziz Nesin
katıldılar. Akşam saat 19.00’ da Kuruçeşme Mülkiyeliler
Birliği'nde TYS üyesi yazarlar, yayıncılar ve dostlar toplu
yemek yediler.
TYS' NİN
VI. GENEL KURULU
Türkiye
Yazarlar Sendikası'nın VI. olağan genel kurulu 1 ve 2 nisan
günlerinde gerçekleştirildi. Eski Yönetim Kurulu aklanarak
yenisi iş başına getirildi. Yeni Yönetim Kurulu, şu adlardan
oluşuyor: Genel Başkan: Aziz Nesin, 2. Bşk.: Cengiz Bektaş,
Genel Yazman: Atilla Birkiye, Sayman: Hayati Asılyazıcı,
Öbür üyeler: İsmet Kemal Karadayı, Mehmet Başaran, Osman
Şahin, Hasan Kıyafet, Salim Şengil.
Bir grup
yazarın yemeği
2 Nisan
günü ikindi üzeri, seçim etkinlikleri sürerken toplantının
yapıldığı Gazeteciler Cemiyeti'nden ayrılarak bir grup
yazar, Babıali Yokuşu'ndan geçip Gar Lokantası'na geldiler.
Bu kaçamağa Hakkı Özkan, Asım Bezirci, İsmet Kemal Kuradayı,
Ahmet Miskioğlu, Behzat Ay, Kemal Bayram, Hüseyin Yurttaş,
Abbas Cılka, Aydın Aydemir, Hasan Kıyafet, Asım Öztürk,
Hasan Devrim ve Salim Şengil katıldılar. Söyleşileri akşama
değin sürdü. Bol bol şiirler okunurken İzmir'den gelenler
(Yurttaş, Öztürk, Devrim) İle Ankara'dan gelenin (Bayram)
karşılıklı fıkraları, çok tatlı dakikalar yaşattı
topluluğa. Asım Bezirci, yazarlık yaşamında (ki 61 yapıt ve
sayısız eleştiriler yayımlamıştır) ilk telif ücretini Salim
Şengil'den aldığını açıkladı. Salim Şengil, en yaşlı yazar
olmanın rahatlığıyla anılarını dile getiriyor, ilgi ile
dinleniyordu. Aydın Aydemir «Biliyor musunuz -dedi- Ahmet
Miskioğlu'yla aynı kurumda çalıştık biz.» Behzat Ay'ın,
içkinin çok içilmesine karşı çıkması, İsmet Kemal
Karadayı'nın da dikkatini çekti. Salim Şengil «Behzat'la ilk
kez bir masada oturuyoruz.» diyordu.
Sofradan
hep birlikte kalkıldığında, arkadaşların bir bölüğü seçim
belgelerinin incelenmesini izlemek üzere Gazeteciler
Cemiyeti'ne dönerken, bir öneriyle bazıları da kahve içmek
üzere Gar Çayevi'ne girdiler. Asım Bezirci, Behzat Ay, Kemal
Bayram ve Ahmet Miskioğİu kahvelerini içerek söyleşilerini
geç saatlere değin sürdürdüler...
DİL
DERNEGİ'NİN KURULUŞ YILDÖNÜMÜ
Dil
Derneği, 2. kuruluş yıldönümünü üç kentimizde dilseverlerle
birlikte kutladı.
İstanbul'da
21.4.1980 günü Gazeteciler Cemiyeti'nde saat 15.00'te
yapılan törene Prof. Dr. Cevat Geray, Prof. Dr. Tahsin
Yücel, Mehmet Başaran, Prof. Dr. Aydın Aybay, Prof. Dr.
İsmet Sungurbey konuşmacı olarak katıldılar. Toplantının
sunuculuğunu Gülsen Tuncer yaptı.
Ankara'da
22.4.1989 günü saat 10.00'da Anıtkabir'de saygı duruşuyla
başlayan yıldönümü kutlaması, saat 14.30'da Türk Hukuk
Kurumu (Adakale Sk. 28/1, Kızılay) salonunda sürdürüldü.
Rafet Erim, Mustafa Ekmekçi, Cahit Külebi, Ahmet BoyacıogIu,
Haldun Özen konuşmacı olarak katıldı. İzmir'de 22.4.1989
saat 10.00'da Hatay sineması (Nokta durağı, 155. Sk. 5/A,
Hatay) salonunda yapılan törene Sevgi Özel, İskender
Özturanlı, Talip Apaydın, Ali Sirmen konuşmacı olarak
katıldılar.
YENİ BİR
SERGİEVİ
Moda Cd.
220/226, 81300 Moda-İst.'da özel olarak yaptırılmiş bir
sergievi (sanat galerisi) açıldı: Benadam...
Benadam'ın
öbür sergievlerinden ayrımı özel olarak yaptırılmış
olmasıdır. İlk kez 11 Mart-11 Nisan günleri arasında Ali
İsmail Türemen’in yapıtları sergilendi. İkinci sergi ise
Hüseyin Yüce'nin yapıtları...
Benadam,
inanıyoruz ki, büyük bir gereksinimi karşılayacaktır.
Benadam sergievi yöneticilerine başarılar dileriz.
SAİT
FAİK ÖDÜLÜ DEMİR ÖZLÜ'NÜN
Sait Faik
ödülünü bu yıl «Stockholm Öyküleri» adlı yapıtıyla Demir
Özlü kazandı.
Demir Özlü
1935'te İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi'ni bitirdi. Savunmanlık yaptı. Bugün İsveç'te
bulunmaktadır. Yapıtları: Bulantı, Soluma, Boğuntulu
Sokaklar, Öteki Günler Gibi Bir Gün, Aşk ve Poster, Bir
Uzman Sonbahar, Bir Küçük Burjuvanın Gençlik Yılları, Bir
Beyoğlu Düşü.
Özlü,
1964'te Soluma adlı yapıtıyla Türk Dil Kurumu ödülünü de
kazanmıştır. |