Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

HAKSIZLIKLAR ÜLKESİ

 

Ahmet Miskioğlu

 

Sen kalk Türk Dili Kurumu'nu kapat, sen kalk Türk Tarih Kurumu'nu kapat; yeryüzünde hiçbir ülkede hiçbir sıradan yurttaşın «vasiyet»ine el sürülemezken, kalıtına el sürülemezken sen kalk sıradan yurttaş bile olsa yurttaş Mustafa Kemal Atatürk'ün «vasiyet»ini boz, değiştir, kalıtına el uzat. Sonra da «Ben yaptım, oldu!» tavrıyla bundan sonra işler paşa gönlümün istediği gibi yürüyecek de.

Olmaz böyle şey. Böyle yürümez, yürüyemez.

Sen kalk binlerce öğretim üyesinin, hiçbir gerekçe gösteremeden işine son ver; binlerce öğretmenin, binlerce kamu görevlisinin hiçbir gerekçe gösteremeyerek işine son ver. Binlerce sessiz suçsuz insanı aileleriyle birlikte işsiz, parasız pulsuz bırak. Öyle uygun görülmüştür diyerek kes at.

Olmaz böyle şey. Böyle yürümez, yürüyemez.

Kabataş Lisesi'nin eskiden şakacı bir başyardımcısı varmış. Yeni atanan ve öğrencilerden çok yakınan deneyimsiz öğretmene: «Sınıfa gir, gözüne kestirdiğin en sessiz-suçsuz öğrencinin üstüne yürü bas tokati; bütün öğrenciler düzene girer.» diyerek şaka yaptıktan sonra şunu eklemiş: «Her şeyden önce kendini yetiştirmeli, kendin adam olmalısın çocukları yönetebilmek için.»

Türk Dil Kurumu'nun, Türk Tarih Kurumu'nun kapatılması, öğretim üyelerinin görevlerinden uzaklaştırılmaları ve benzeri durumlar; sessiz - suçsuz öğrencinin başına gelene benzemiyor mu? Düzeni sözüm ona onaracağım diye evrensel düzeni boz, ben yaptım oldu de; olmaz böyle şey, böyle yürümez, yürüyemez.

Hıfzı Veldet Velidedeoğlu şöyle diyor :

«'-Haksızlık' ve 'yasallık' kavramları birbirinin karşıtıdır. Ama ne yazık ki ülkemizde bu karşıtlığa aldırış edilmeksizin haksız işlemler yasallaştırılabiliyor. İleride 12 Eylül döneminin tarihi yazıldığında bunun, 'haksızlıkların yasallaştırıldığı dönem' olarak niteleneceğinden hiç kuşku duymuyorum. Çünkü bu dönemde çıkarılan siyasal nitelikli yasaların büyük çoğunluğu, açıkça haksız, yani hukuka aykırı düzenlemeler içermektedir.

'Yasa' kavramı ile 'hukuk' kavramının ayrı ayrı nitelikler taşıdığını, her yasanın, hukukun temel ilkelerinden olan insaf, adalet, eşitlik, insan hakları gibi kavramlara ters düşmediği ve anayasaya uygun olduğu sürece meşru sayılacağını bilmeyenler tarafından çıkarılan yasalar, çoğunlukla haksız yasalardır» [*].

Haksız yasalarla düzeni bozulmuş olan «vasiyet»in ve kalıtın yeniden yörüngesine oturtulması için kuşkusuz yargı yoluna başvurmak gerekiyor. Yasal açıdan uygun olabilirse Dil Derneği bu görevi üstlenmelidir. İlk bilimsel kurultayını Şubat ayında toplamış bulunan Dil Derneği, kısa sürede tutundu. Üye olsun olmasın bütün yurttaşlar onun çalışmalarını izliyor, destekliyor. Türk Dil Kurumu da böyleydi. Üye olsun olmasın bütün yurttaşların gönlüne yerleşmişti. Bugün Dil Derneği, Türk Dil Kurumu'nun işlevini yüklenmiş bulunuyor.

Haksız yasalarla görevleri ellerinden alınan bilim adamları, yargı yoluna çoktan başvurdular. «Dileğimiz, kesin ve koşulsuz bir çözüm bulunması ve hepimizin eski görevlerimize döndürülmemizdir. Bu sonuca ulaşıncaya kadar T.C. mahkemeleri ve gerekirse uluslararası yargı yolları aracılığıyla hukuk savaşımız sürecektir.»  diyorlar.

Kapatılan Türk Dil Kurumu da görevleri ellerinden alınan bilim adamları da yurdumuzun, ulusumuzun yüz akı idi. Yurdumuzu, ulusumuzu, devletimizi yükseltecek olanların devlet güçlerince ezilmesi ne korkunç çelişki! Biz hep böyle, bindiğimiz dalı keserek mi yirmi birinci yüzyıla gireceğiz?

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007