|
ÖMER
ASIM AKSOY'UN YAPITI
Ahmet
Miskioğlu
Kasım
1988
«Düşünceler
onda bir matematik tanıtlama zincirinin halkaları gibi
birbirini izler, sonra da aydınlık bir dil ortamına
yansırlardı. Usun böylesine ışıması bir sanat yapıtını
andırır, dolayısıyla insanda bir haz duygusu uyandırır. /
Ömer Asım Aksoy'un geniş bir çevrede kazanmış olduğu
saygınlığın bir kökü de buradadır. Başka bir yaratıkta
bulunmayan, insanın özü niteliği olan usu başarıyla kullanan
kimseye hep güvenlik ve saygı duyulmuştur. Usun yönettiği
insan belli davranış ölçülerine bağlı kalmak zorundadır,
onun için de önceden hesabı yapılabilen kimsedir. En ateşli
tartışmalarda, eh gergin durumlarda bile Aksoy'un mantık
düzenine duygularıyla gölge düşürdüğünü görmedik. Bundan
dolayı da, görüşmelerin çıkmaza girer gibi olduğu durumlarda
çıkış yollarını en çok onun önerileri buldururdu.»
Prof. Dr.
Macit Gökberk'ten Adnan Binyazar'ın «90 yaşında bir dil
emekçisi», adlı incelemesine geçirdiği alıntıdır yukarıdaki
parça.[i]
Dergimizin sürekli yazarlarından — yalnız sürekli
yazarlarından değil, dergimizin kurucusu, yol göstericisi—
olan Ömer Âsım Aksoy'dan bu sayı için bir giriş yazısı
istemeği düşünmüşken onun Dil Gerçeği yapıtını sunmayı
yeğledik.[ii]
Aşağıdaki yazı, Dil Gerçeği'nden seçilmiş parçalarla
oluşmakta, dille ilgili birçok sorumuzu yanıtlamaktadır.
«Kurtuluş
Savaşımızın 26 Ağustos gibi bir de 26 Eylül’ü vardır. Biri,
Türk yurdu üzerinde egemenlik kurmaya çalışan yabancı ulus
ordularını tepeleme atılımımızın başladığı gündür. Öteki,
Türk dili üzerinde egemenlik kurmuş olan yabancı dil
ordularını, ulusal dilimizin sınırları dışına çıkarma
atılımımızın başladığı gündür.»
«Sen, öz
dilini yüzyıllar boyunca hor gör, işletme, unuttur; sonra da
suç onunmuş gibi, 'ne yapalım, dilimiz fakirdir,
yetersizdir, yabancı sözcükler kullanmak zorundayız; şu
yabancı sözcüğün Türkçesi var mı?' diye bir savunma yap ve
kendi dilini geliştirmeye çalışacak yerde, yabancı sözcükler
kullanmayı sürdür. Ulusçuluk bunun neresinde?
«Çok
tartışılmış ve çoktan karara bağlanmış bir konudur bu: Dil
kendi haline mi bırakılmalı, onun gelişmesine yön ve hız mı
verilmeli? İnsanlar, yaşayışlarında yeri olan hangi olayı
'tabiî şekilde geiişme'sine bırakmıştır? Toprağı
gübrelemeye, ağacı aşılamaya, çocuğu eğitmeye, hastaya ilaç
vermeye, toplumu yönetmeye ne için gerek görüyorsak, dile
yön ve hız vermeğe de onun için gereklik görüyoruz. Dilimiz
eskiden 'tabiî gelişme'sine mi bırakılmıştı? Onun acınacak
duruma düşmüş olması, vaktile ters yönde geliştirmek için
uygulanmış olan aşırı zorlamadan ileri gelmemiş midir? Bugün
yapılmakta olan şey, o aşırı ters zorlamayı kaldırmak ve
dilimize doğru yönde bir gelişme yolu açmaktır.»
«Özleşme
bir zorlama olsa serbest yazarlar, sanatçılar, bilim
adamları ona 'itibar' ederler mi? Oysa hepsi hızla eski
dilden ayrılıp özleşen dile yönelmişlerdir. Bu da ulusal
bilince uyan yolun, doğal ve bilimsel yolun, özleşme yolu
olduğunu gösterir.»
İçinde bulunduğumuz durum bu iken,
yansız olması gereken bir bilim kurulunu bir yanın görüşünü
resmileştirecek biçimde oluşturmak, dilde birliği sağlamaya
değil, ancak ikiliği körüklemeğe yarayacaktır.»
«Arapça ve
Farsçadan kural dışı türetilmiş sözcüklere kucak açıyorlar
da Türkçeden kurala uygun sözcük türetmenin karşısına
dikiliyorlar.»
«Her dil
yeni sözcük uydurur; uydurma zorundadır. Bu zorunluk,
bağımsızlığı elinden alınmış olan bizim dilimiz için ise
ölüm-kalım sorunu durumuna gelmiştir. Arapçadan uydurulsa
neden helal oluyor da Türkçeden uydurulsa haram oluyor?
Türkçenin eli kolu bağlanmışlığı sürüp gitsin mi isteniyor?»
Türkçe,
Arapça ve Farsça ile karışık olunca neden 'millî', Arapça ve
Farsçasız duruma gelirse neden 'gayri millî' oluyor? Dil
birliği ve millî birlik, ille Arapça ve Farsça kullanmakla
mı sağlanır? Arapça ve Farsçanın boyunduruğu altında
bulunmayan dil, millî birliği sağlayamaz mı?»
«Yabancı
sözcükleri, Türkçeleri bulunmadığı için kullanmak zorunda
olduğumuzu söyleyenler, dillerini seviyorlarsa onu
zenginleştirmeye çalışmalı değiller mi? Başka dillerdeki
zenginliği, Türkçe neden kazanmasın? O Türkçe ki sözcük
yaratma olanakları, bütün dillerinkinden üstündür.»
«Bizim
tutucu bilginlerimiz, sadece fildişi kulelerinde oturur,
ahkâm keserler. Dilimizi geliştirmek için tatlı canlarını
zahmete sokmazlar. Dilimizin yabancı sözcükler ve kurallar
sergeni olmasında sakınca görmezler. Üstelik onu
zenginleştirmek ve bağımsız duruma getirmek isteyenlerin
karşısına dikilirler ve bulunan yeni sözcüklerin her birine
bir kulp takarlar.»
«Eski yazı
dilimiz, özellikle ulusallık açısından geri kalmışlığımızın
en acıklı örneğidir. İleri uluslarla aramızdaki açığı
kapatabilmek için her alanda atılım yapmamız gerektiğine de
ulusça inanıyoruz. Öyle ise bütün işlerimizin anahtarı olan
dili, nasıl atılım konularımızın dışında bırakabiliriz.
Kuşkusuz dilde devrimci olacağız.»
«Hiçbir
dilde görülmedik biçimde doğa dışı bir oluşuma itilmiş olan
yazı dilimizin, toplumumuzda gelişen bilinç içinde kendi
yolunu bulması doğa yasası gereğidir. Bunu önlemeğe kimsenin
gücü yetmez.»
«Resmî
ağızların dili bile buyruklarına ters düşerken resmî olmayan
ağızları ve kalemleri kim tutabilir? Romanları, tiyatroları,
şiirleri, bilimsel yapıtları görüyoruz...»
«Dile
buyrukla yön verilemediği içindir ki yazıyı yasa ile
değiştiren Atatürk, dil için yasa çıkarmadı da bir dernek
kurdu; toplumu aydınlatma, inandırma yolunu izledi.»
«Bilinçlenen toplum artık nasıl bir yol izleyeceğini
biliyor. Özleşen Türkçeye karşıl olduklarını söyleyenler
bile—hiç farkında olmayarak— yönelmiş buluyorlar. Ulusal
dilin gücü onları yönlendiriyor.»
«Diller
sürekli bir gelişme ve yenileşme süreci içindedir. Bu
nedenle sözcüklerin anlamında genişlemeler olabilir;
eklerimiz yeni görevler yüklenebilir; vaktile yazı dilimize
girmiş binlerce yabancı sözcüğün pek çoğu yerine Türkçeleri
konabilir. Ve dilimizi zenginleştirmek için yeni sözcükler
türetilebilir.»
«Dilimiz,
elli yıldan beri ulusal kimliğini bulma yolundadır. Başka
dillerin birkaç yüzyıl önce başardığını biz yeni
gerçekleştirmekteyiz. Bu geçiş evresinin elbet güçlükleri,
çatışmaları olacaktır. Ne var ki toplumun büyük kesimi,
dilde tutulan eski yolun yanlış olduğunu anlamış, doğru yola
yönelmiştir. 'Dil devrimi' denilen olay, bir dilin devrilip
yerine başka bir dilin getirilmesi değil, dili oluşturma ve
geliştirme yöntemindeki yanlışlığın düzeltilmesidir.
Devrilen şey eski anlayıştır.Bu geçiş ve oluşum evresinde
eski ile yeni çarpışa çarpışa bir süre yan yana
yürüyeceklerdir. Ama gittikçe eskiler azalıp gerilemekte,
yeniler çoğalıp ilerlemektedir. Başka türlü de olamazdı.»
«Uydurma
karalaması, ucuz kahramanlıktan başka bir şey değildir.»
«Dil
devrimine karşı olan kişilere Arapça, Farsça sözcüklerle
yüklü okul kitapları yazdırmak ne demektir? Atatürk'ün
başlatıp yürüttüğü dil siyasasını tanımamak, eski yazıya,
ulusal olmayan dile dönmek ve toplumu yarım yüzyıl geriye
götürmek demek değil midir?»
[i] Adnan Binyazar, 90 yaşında bir
djl emekçisi,' Mllliyfct Sanat Dergisi,.-1- Eylül
1008
[ii] Ömer Asım Aksoy, Dil Gerceği,
TDK yoyını
|