Ana sayfaya dönmek için tıklayınız.

başyazı
iki ayın içinden
öyküler
yapıtlar yazarlar
Alıntılar
çiçek yağmuru yapıtlar
günlük
 
 
yazarlar
künye
arşiv
iletişim

 

TÜRKÇENİN GELlŞME DAMARLARINI KESMEYELİM

 

Ahmet Miskioğlu

 

Arap dilinin kaynak kitabı, yedinci yüzyıl ürünü olan Kuran’dır.

İlkel çağlarda dağınık oymaklar, göçebe yaşarlar, birkaç yüz sözcükle konuşur, anlaşırlardı. Uygarlık geliştikce. oymaklar, yeni kavramları karşılamak üzere eski sözcüklere dayalı yeni sözcükler uydurmaya başladılar.  Geçen zaman içinde uydurulan sözcüklerle Arapça, varsıllaştıkça varsıllaşıyordu.  Bu eylemlerinin görünür bir kuralı yoktu. Yeni kavramlar çoğaldıkça her kişi kendini, düşüncesini ortaya koyabilmek için pek doğal olarak üst üste yeni sözcükler uydurup uydurup konuşuyor, tartışıyor, gülüşüyor, sevişiyordu... Yüzyıllar sonra yetişen dilbilimciler, yeni kavramları karşılayabilmek için, kendiliğinden uydurulan bu sözcüklerin uyduruluş kurallarını saptadılar. Adına da «iştikak» dediler, Arapçası «iştikak», Türkçesi «türetme». Arap dilbilimciler, kendi dillerine saygı duydukları ölçüde türetmeye de saygı duydular; dillerinin bağımsızlığını, güçlülüğünü korumak için her türlü önlemi aldılar.

Fars dilinin kaynak kitabı on birinci yüzyıl ürünü olan Şehname’dir.

Pek iyi, Türk dilinin kaynak kitabı hangi kitaptır? Evet, Türk dilinin kaynak kitabı hangisidir? Özellikle Türkçeyi sevmeyen, Türkçeye güveni olmayan, gelişmeleri engellemek isteyen örümcek kafalılara sormalı. Türkçenin kaynak kitabı hangisidir? Türkçenin kaynak kitabı Kuran mıdır? Şehname midir? Paşa gönlünüz hangisini uygun görüyor? İsterseniz ikisini birden Türkçenin kaynak kitabı seçebilirsiniz. Böylece Farabi'den de, Mevlana’dan da,  İbn-i Sina’dan da kopmamış olursunuz. O ozanlar, bilginler Türkçeye yanaşmamışlar, siz onların Arapçasına, Farsçasına yanaşarak Türkçeyi batırmak görevinizi yerine getiriniz. Bütün Türk dil derneklerini, kurumlarını kapatınız. Yeter ki sizi sevenler, Türkçeye saygı duyanlar yeni kavramlara karşılık yaratmaya çalışmasın. Kurallara uygun olarak, yeni kavramlar, yeni sözcükler türetmesin. Yaratırsa, türetirse Arap’ın uydurduklarına “iştikak” diyerek inançla, coşkunlukla sarıldığınız halde Türk’ün yarattığına, türettiğine “uydurma, uydurma!” diye tepinirsiniz. Yeter ki Türkçe gelişmesin. Yeter ki Arapçayla, Farsçayla, Osmanlıcayla yıkanmış olan beyinleriniz, kendi örümcekleşmiş tembelliği içinde rahatça uyusun dursun.

Arap'a göre Arapça kutsal bir dildir. Bu, doğal olarak böyledir. Her ulusun duygusal tutumuna saygımız vardir. İngiliz'e göre en saygıdeğer dil İngilizcedir, Fransız'a göre Fransızca, Alman'a göre Almanca... Ya Türk'e göre en kutsal dil hangisidir? Bu da sorulur mu, elbet Arapçadır; Türk’e göre en kutsal dil Arapçadır. Bizim örümcek kafalılarımız, “Arap hocalarımızdan” öğrendiklerini dokuz yüzyıldan beri yineleyip duruyorlar.

Her ulus kendi dilini değerli bilir;  bu, doğal bir olaydır. Yeryüzünde yalnız bir tek ulus vardır ki kendi dilini değil, başka bir dili kutsal sayar. İşte biz bu korkunç çelişkiye, bu korkunç gülünçlüğe “Arap hocalarımız”ın yetiştirdiği örümcek kafalılarımızla ulaştık.

Bilinen bir gerçeği yineleyelim şimdi:  Türk yazarları ilk kez, Cumhuriyet döneminde sağlam bir dil bilincine, Türkçe Bilinci'ne erişmişlerdir. Bu bilinçlenmede bugün acımasızca kapatılmış bulunan Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun 50 yıllık olumlu emeği vardır. Bu kurumu kapatmak, Türkçenin gelişme damarlarını kesmek eylemidir. Ama bilinsin ki örümcek kafalılarımızın iğrenç sevinçleri kursaklarında kalacaktır. Çünkü dilseverler bugün daha coşkulu, daha inançlı ve daha yürekli  bir biçimde bilimsel ve yazınsal çalışmalarını sürdürme, yasal savaşımlarını yürütme yolundadır.

 


 www.turkdilidergisi.com   -   2000-2007